Türkiye''den kaçırılan tarihi eserler için içinden isyan yükseldiğini söyleyen Bakan Günay, ''Ağlamak çaresizlik yurt dışında. Ne zaman, British Museum''a, Berlin Müzesi''ne, Louvre''a gitsem içimden gözyaşları döküyorum'' dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ertuğrul Günay, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyeleriyle Ankara Cer Modern''de bir araya gelerek, ''içindeki isyanı'' anlattı. Günay, Türkiye''den yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin son yıllarda ait oldukları yerlere geri getirilmesi için geçmişte kamusal dikkatin gösterilmediğini belirterek, bu eserleri yurt dışında gördüğünde çok üzüldüğünü söyledi. Günay, bu eserleri müzelerde gördüğünde neler hissettiğini şöyle anlattı: ''(Haykırsam deli derler, ağlasam kimse bilmez niçin ağladığımı) Hasan Hüseyin Korkmazgil''in bu mısraları içimden bir isyan gibi yükseliyor. Ne zaman British Museum''a, Berlin Müzesi''ne, Louvre''a gitsem, orada bağırsam ''bu adam niye bağırıyor'' diyecekler. Haykırsam ''deli'' derler. Ağlasam kimse bilmez niçin ağladığımı. Tam duygularımı anlatıyor. İçimden göz yaşları döküyorum. Ağlasam, koca Türkiye Cumhuriyeti''nin bakanıyım. Ağlamak bir çaresizlik yurt dışında. Yapmam ama içimden isyan yükseliyor.''
Günay, tarihi eserleri ait oldukları yerlere geri götürmek için yürütülen çalışmaların bir politika haline gelmesinden Avrupa''nın çok rahatsız olduğunu ifade ederek, ''Doğu Avrupa''nın ve Ön Asya''nın, bunu ortak bir politika haline getirmesinden batı müzeleri çok rahatsız oluyor çünkü bu tür eserleri çok var'' dedi.
Türkiye''nin bu tür eserleri getirmek için çok fazla para harcadığı eleştirilerine yanıt veren Günay, ''Elmalı hazinelerinin Türkiye''ye getirilmesi için çok önemli, 2-3 milyon dolar civarında avukatlık ücretleri ödenmiş. Sonra mahkeme, ''bir safhada siz vazgeçin bizde bu içtihat oluşmasın'' diye... Orada aslında Türkiye bir yanlışlık yapmış bence çünkü bir mahkeme kararı çıkabilirdi ve o mahkeme kararı emsal olurdu, fakat orada Amerikan Metropolitan Müzesi akıllı davranmış. Orada biz davadan vazgeçmişiz milyon dolarlar ödemişken ve anlaşma yoluyla vermiş gibi yapmışlar. Halbuki davayı kazanıyoruz'' dedi.
Günay, son zamanlarda çok önemli eserlerin getirilmesinde ''bir tek kuruşun kimseye ödenmediğini'' söyledi ve son dönemde yaptıkları çalışmalar sonucunda ''kanatlı denizatı broşu''nun da ocak ya da şubat ayı içinde Türkiye''ye getirileceğini belirtti.
Ertuğrul Günay, Muhteşem Yüzyıl''da işlenen Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki ilişkinin kendisi için uluslararası bir sinema konusu olduğunu, dizi gündeme geldiğinde ''Eyvah, galiba hayallerim yok olacak'' dediğini aktardı. ''Shakespeare okuyoruz ama çoğu kurgu. Bu bir kurgu değil. Bu aynıyla vaki. Bu vahim, acı, trajik bir gerçek. Bundan Kraliçe Margot filmini düşünün, o çaptan daha büyük bir uluslararası sinema filmi olabilirdi'' diyen Günay, ''Ben inanılmaz bir tragedya görüyorum Kanuni ile Hürrem ilişkisinde. Bu bir uluslararası yapım olarak dünyayı sarsabilirdi'' şeklinde konuştu. Günay, ''Dizinin biraz daha özen istediğini, Başbakan''ın eleştirileri olmadan önce, geçen yıldan beri söyleyegeldim. Keşke o dikkat gösterilmiş olsaydı. Biraz çalakalem buldum'' dedi.
Günay, Brad Pitt''in başrolde olduğu ''Killing Them Softly'' filmini sinemada izlediğini belirterek, gazetecilere filme gitmemeleri tavsiyesinde bulundu. Günay filme sert çıktı: ''Ben salondan çıkmayı düşündüm. İğrenç. Bu kadar yüz kızartıcı diyalog hayatımda duymadım ve duymak istemem. 13+ imiş, ''18+ yapın veya elinizden geliyorsa kaldırın bu filmi'' dedim. Türkiye''nin önünde söylüyorum. İtiraz eden çıksın konuşalım. Ben böyle bir şeye destek olamam. Sanat fiilen bu değil. Yapan yapsın, ben almam.''
Günay, dış ülkelere giden eserlerin iadesiyle ilgili hukukun, uluslararası mevzuatın Avrupa tarafından oluşturulduğunu, bu nedenle eserleri istemeye bu mevzuatın el vermediğini ifade etti. Günay, Türkiye''den yasadışı yollarla çıkarılan eserleri istediklerini belirterek, Boğazköy Sfenksi''ni örnek verdi. Günay, kararlı bir takiple sfenksi aldıklarını hatırlattı: ''Onu Çorum''daki müzede tutmadık, Hattuşa''ya götürdük. Çünkü ben onların da canı olduğuna inanıyorum.''






