İnsan ve makine çarpışmasını tuvale taşıyorum

Latife Beyza Turgut
Latife Beyza Turgut
04:0019/10/2025, Pazar
G: 19/10/2025, Pazar
Yeni Şafak
Piette’in sürekli gelişen deneysel pratiğindeki son adımları yakından görebileceğiniz “Collision” adlı sergisi, 1 Ekim – 2 Kasım 2025 tarihleri arasında DG Art Project’te görülebilir.
Piette’in sürekli gelişen deneysel pratiğindeki son adımları yakından görebileceğiniz “Collision” adlı sergisi, 1 Ekim – 2 Kasım 2025 tarihleri arasında DG Art Project’te görülebilir.

İstanbul’daki ilk sergisi “Collision” (Çarpışma) ile insan-makine iş birliği ve çatışmasının içerdiği kaygı ve güzelliğe odaklanan Fransız sanatçı César Piette, bugün dijital olanla insan arasındaki sınırın gerçekten bulanıklaşmış durumda olduğuna dikkat çekiyor. “Bana göre bu tema, teknolojinin son zamanlardaki gelişimi ve hayatımızın her alanına artan entegrasyonu göz önüne alındığında, çağdaş yaşamın acil bir meselesi. Her şey dijital destekli hale geldiğinde insanlığımızı nasıl koruyacağız? İşte bu noktada bir sürtüşme var ve ben de bu sürtüşmeyi somutlaştırmaya dair bir tür metafor yaratmaya çalışıyorum” diyor.

Fransa’nın Lille şehrinde 1982 yılında doğan César Piette, lisans eğitimini güzel sanatlar alanı üzerine tamamladı. 2005-2012 yılları arasında serbest illüstratör olarak çalıştı. Çeşitli video oyun tasarımları yapan sanatçı çalışmalarında ustalıkla kullandığı geleneksel teknikler, figüratif resme olan bağlılığını ön plana çıkardı. Çalışmalarında tasarım, fotoğrafçılık ve reklamcılıkla kesişen üç boyutlu efektler barındıran Piette; tek renkli katmanlar, perspektif, ışık, kompozisyon ve belirgin gölgelendirme tekniklerini öne çıkarırken “Airbrush” tekniği ile “Hiperplastik” görüntüler oluşturuyor. Günlük hayatında gördüğü materyalleri çalışmalarına taşıyarak klasik temalar oluşturan Piette; eserlerinde çıplak figür, kuş ve vanitas motiflerine sıkça yer veriyor. Yüksek lisans eğitimini grafik sanatlar ve tasarım alanı üzerine tamamlayan Piette, sanat tarihi referansıyla yapay nesnelere vurgu yaptığı ve ilhamını günlük hayattan aldığı çalışmalarına Almine Rech Gallery temsilinde Fransız Rivierası’nda devam ediyor. Fransız sanatçı César Piette, insan-makine iş birliği ve çatışmasının içerdiği kaygı ve güzelliğe odaklanan ve kavramsal açıdan radikal, çarpıcı eserlerinden oluşan yeni sergisiyle İstanbul’da. DG Art Project ev sahipliği ve Dr. Zeynep Öztürk’ün küratörlüğünde İstanbullu sanatseverlerle buluşan Piette ile bir araya geldik. İllüstrasyon ve video oyunları dünyasından gelen sanatçıyla, geleneksel figüratif resim tekniklerini günümüzün dijital dünyasıyla ustaca harmanladığı seçkisini konuştuk.

Kariyerinizin başlarında illüstrasyon ve video oyunu konsept tasarımı gibi alanlarda çalıştınız. Bu deneyimlerin bugün sanat üretiminizi nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?

Önceki kariyerim sanat yaklaşımımı fazlasıyla etkiledi. Sadece güzel sanatlar değil, farklı görsel kültürler ve referanslarla tanıştım. Bugün hâlâ kullandığım bazı tekniklerle de o dönemde tanıştım. Örneğin airbrush (boya tabancası) - genellikle illüstrasyon ya da dekoratif tekniklerle ilişkilendirilir- benim için önemli bir araç oldu. O dönemlerde, çizgi romanlarında airbrush kullanan bir illüstratöre hayrandım. Aynı zamanda oyun ve sinema sektörlerinde yaygın olarak kullanılan yazılımlar ve 3D araçlarla da tanıştım. Daha sonra güzel sanatlara yöneldiğimde, başlangıçta daha klasik bir yaklaşım denedim. Ama kısa sürede bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim. Ayrıca, uzun yıllar boyunca “yüksek” ve “alçak” efektiyle ilgileniyordum. Yani geleneksel resim konularını işlerken, bu konulara daha basit formlarla—çizgi film, 3D illüstrasyon, video oyunları gibi—yaklaşmak da ilgimi çekiyordu. Bu yüzden, tüm bu geçmişin üzerimde gerçekten büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Sınırlar bulanıklaşmış durumda

İstanbul’daki serginiz “Collision” (Çarpışma), insanların ve makinelerin birlikte çalışma ve çatışma biçimindeki hem kaygıyı hem de güzelliği ele alıyor. Bu temayı seçmenize ne sebep oldu?

Bana göre bu tema, teknolojinin son zamanlardaki gelişimi ve hayatımızın her alanına artan entegrasyonu göz önüne alındığında, çağdaş yaşamın acil bir meselesi. Bugün dijital olanla insan arasındaki sınır gerçekten bulanıklaşmış durumda. Telefonlar, bilgisayarlar, robotlar, yapay zekâ, yazılımlar… Hepsi zaten hayatımızda yer alıyor ve gelecekte insan yaşamına entegrasyonları çok daha sorunsuz olacak. Elbette bunları her şeyi kolaylaştıran araçlar olarak düşünebiliriz, ama tehdit şu ki bu teknolojilerin kölesi haline gelebiliriz. Mesele şu: “Her şey dijital destekli hale geldiğinde insanlığımızı nasıl koruyacağız?” İşte bu noktada bir sürtüşme var ve ben de bu sürtüşmeyi somutlaştırmaya ya da bu endişeye dair bir tür metafor yaratmaya çalışıyorum.

Eserleriniz dijital ve analog süreçleri bir araya getiriyor. Sizce bu ikisi arasındaki çizgi bulanıklaşmaya mı başladı, yoksa hâlâ oldukça belirgin mi?

Bence bu çizgi giderek daha da bulanıklaşıyor. Çünkü dijitalden beklentimiz, günlük hayatımıza sorunsuz bir şekilde entegre olması. Eğer makineler iyi çalışmazsa, bu iki dünya arasında çok fazla sürtüşme oluyor. Teknoloji şirketleri de bu çatışmayı önlemek için ellerinden gelenin en iyisini yapıyor. Dikkat ederseniz, en iyi çalışan mobil uygulamalar genellikle parlak, kullanımı kolay olanlar… Teknolojiyi ne kadar az düşünürsek, içine o kadar çok dalıyoruz.

Farklı bir atmosferi hissetmek heyecan verici

Daha önce Türkiye’deki sanat sahnesini takip ettiniz mi? Kişisel olarak, eserlerinizi İstanbul’da sergilemek sizin için ne ifade ediyor?

Bazı Türk sanatçıları ve galerileri elbette Instagram üzerinden tanıyorum. En bilinen sanat fuarı hakkında da bilgim var. Yani bu sahneyi birkaç yıldır takip ediyorum. İstanbul’da daha önce hiç eser sergilememiştim, bu benim için bir ilkti. Yeni yerlerde sergi açmak ve daha önce eser sergilediğim yerlerden farklı bir atmosferi hissetmek her zaman heyecan verici oluyor.




#Aktüel
#Hayat
#Toplum