“Bu topraklar üzerindeki hakkım ayakta durduğum ve yattığım yer kadar. Her şey Allah'ın, gerisinden banane! Ben toz zerresi bile değilim.” diyen Leman Sam:
Leman Sam; zamansız ve mekansız kadın. Yıllar geçiyor ama o hiç geçmiyor kulaklardan. Görüntüsü ve sesiyle bizi takip ediyor. Sam'ın varoluş hikayesi en az kendi kadar akılda kalıcı. Şevval Sam'ın annesi olarak da bildiğimiz iki çocuk annesi bir kadın ya da Zülfü Livaneli'nin şarkılarını en iyi söyleyen sanatçı, annesini, babasını, nasıl var olduğunu, aşklarını, anneliğini, iki evliliğini, kadınlığını, değerlerini, duruşunu, saçlarını yani bütünüyle hikayesini anlatıyor. Düşünerek, gülümseyerek ve zaman zaman güldürerek.
Hayat büyüttü. Annem babamla görücü usulü ile evlenmiş ama hiç sevmemiş.
Üstelik, babamın annesi dominant bir kadın. Tek oğlu var. Bazı kadınlar çocuklarına fazla yakın olmak isterler. Evin içinde kayınvalidenin bu kadar baskıcı olması annemi bunaltmış. Açıkçası anneme bu konuda hak veriyorum.
Evet. Babam Mersin'de görevliydi. Bir çocuk için çok zor.
İlkokula gidiyordum. Bir küçük kız kardeşim daha var. O annemle gitmişti, ben babamın yanında büyüdüm.
Hayır. Hayata başka pencereden bakan bir kadın olduğunu daha sonra gördüm.
Şöyle ki; boşandıklarının üzerinden yaklaşık iki yıl sonra bir gün parkta karşılaştık. Annem çok güzel bir kadındı. Güzel giyinirdi; pembe tayyörler, eldivenler, şapkalar... Bir çocuk olarak hayranlık duyuyordum. Yanına gittim, sadece 'naber' diye saçımı karıştırdı ve gitti. Benmerkezci, narsist biriydi. Onun güzelliği, hayatı, gezmesi, yemesi...
Alınmadım. Mahkeme beni zaten babama vermişti.
Görüşmüyorum. Zaten ben kan bağına inanmıyorum.
Hayır. Bir insanı sevmek için kan bağının olması gerekmiyor. Ayrıca büyük bir halka halinde bütün insanları sevmem. O yüzden 'Bütün insanları severim' gibi bir yalan da söylemem. Seçerek severim.
Asker olduğu için göçebe bir hayatımız oldu. Bu durum beni duygusal açıdan zenginleştirdi. Ama baskıcı biri olduğu için erken evlenmeme sebep oldu.
Yaşımı büyüttüler evlenmek için. Erken evlilik ve erken çocuk sahibi olmak kimseye önermediğim bir şey. Çok sıkıntı çektim. Hayata dair hiçbir şey bilmiyordum. Nasıl bir ev hanımı, nasıl bir anne, nasıl evli bir kadın olunur...
Kızlarımın babasının komşulardan birine 'Bunu alın, kadın nasıl olunur öğretin' dediğini hatırlıyorum.
Evet. Benim zamanımda kızlar daha da masumdu. Mahalledeki arkadaşlarımla olur olmaz her şeyi konuşmayan bir çocuktum. Çok geç büyüdüm. Sonrasında şunu keşfettim. “Benim rol model aramama gerek yok, doğa bana her şeyi öğretecek"
İlk çocuğum doğduğunda. Hamileyken düşündüm 'Ya sevmezsem' diye.
Evet. Çünkü ben çocuk seven biri değildim. 'Ya anneme benziyorsam? Ya çocuğumu sevmezsem?' diye düşündüm.
Büyük kızım doğdu. Minnacık bir şey. İnsanlar bana "Ne kadar şeker, güle güle büyüt" deyip gidiyorlardı. Ben yalnız başıma kalıyordum. Bakıyorum çok zavallı, küçük ve ben ona bakmazsam ölecek. Bir kedi yavrusu gibi bakmaya başladım.
Ben kedi yavrularıma da anne gibi bakıyorum. Benim için hayvanlar ve insanlar fark etmiyor. Onlar benim akrabalarım. Sonrasında “Bu böyle olmayacak, bakımın dışında da bir şeyler vermem gerekir” diye düşündüm. Doğayı çok yakın gözlemeye başladım. Ağaçları, hayvanları… Onların annelikleri, terbiye etme sistemleri. Yavrularına çok düşkünler. Belli bir zaman kadar çok korumacılar. Çocuklarımı büyütürken onları örnek aldım.
Anneme ait olan hiçbir bir tarafım yok. Ama annemi sonrasında daha iyi anlamaya başladığımı söyleyebilirim. Beni bırakıp gittiği için değil, ama sonra ne bir mektup yazdı ne aradı, hiç özlemedi. Bu yüzden hiç affetmemiştim. Daha sonra annem yaşlandığında onun da hayattan alamadığı bir takım şeylerden dolayı sevgi veremediğini anladım.
O da aynıydı. Çünkü her ikisi de kendi hayatlarına baktılar. Babam da, annem de evlendi, beni büyükannem büyüttü. Herhangi bir modelim olmadı. Ama buna rağmen şimdi övündüğüm iki kızım var.
Tabii ki duyuyorum! Onları tek başıma büyüttüm. Ben de boşandım çünkü. Babalarının onlar üzerinde herhangi bir maddi manevi katkısı olmadı. O arada çok güçlendim. Çocuklarımı büyütmek zorunda kaldığım için pençelerimi çıkardım.
Hayır. Çünkü ben annem gibi yapmadım. Annem kısa bir süre sonra boşandı. Ben çocuklarım için 12 yıl evli kaldım. Baktığınızda böyle bir evlilik iki yıl bile sürmezdi.
Eski eşimin bir dönem tarikat macerası oldu. Sonra kızların üzerinde çok baskı kurmaya başladı. Bu yüzden onun da, kızların da ruhsal durumu bozuldu. Aramızda büyük uçurumlar oldu. Boşanmadan önce büyük kızıma danıştım, o “boşan” deyince boşandım. Fakat kızlar babalarıyla görüşmek istemediler. Ben hayatlarında bir baba modeli olması için köprü olmaya çalıştım ama reddettiler.
Evet. Çünkü boşandıktan sonra bu meslekte çalışmaya başlamıştım. Bir takım prensiplerim var. Ben diğer çok rahat sahne kadınları gibi değilim. Başka bir yerde duruyorum.
Değilim. Ama herkes beni kolay elde edemez. Kızlarım küçüktü ve onlara iyi bir isim bırakmam gerekiyordu. Öyle bir hayat yaşamaya gayret ettim. Bir anne ve babanın iyi bir model olması gerekir. Bir çocuk anne ve babası ile övünmeli, utanmamalı. İkinci evliliğim mantık evliliği oldu.
Kıskançlık yüzünden. Beni çiçekten ve böcekten bile kıskanıyordu. Aslında evlenmek bana göre değil. Özgürlüğüme çok düşkün bir insanım. Üzerimde her hangi birinin tahakküm kurmasına tahammül edemiyorum.
Onları yetiştirirken son derece demokrattım. Çok serbest bıraktım ama gizlice arkalarından kontrol ettim. Yine de bir yere kadar müdahale edebiliyorsunuz. Onlar da bir süre sonra kendi hayatlarını yaşamaya başlıyorlar.
Onlarla çocukluktan itibaren bir yetişkin gibi konuştum. O yüzden şımarık çocuklar olarak yetişmediler. Hiç şiddet kullanmadım. Ufak tefek cezalar veriyordum. Okula gittikleri dönemlerde elimden geldiği kadar yardım ettim. Şunu öğrettiğimi düşünüyorum; kadın ve erkek olarak cinsiyetleri bırakırsak, bir insanın nasıl olması gerektiğini doğru ve yanlışlarıyla anlattım. Bunu kendi yanlışlarımı da söyleyerek yaptım.
"Ben erken evlendim siz evlenmeyin." dedim. Ama benim kadar olmasa da Şevval erken evlendi.
Cehalete yaslanıyorsunuz. Ama o hayatın içinde fark edemiyorsunuz. Aslında farkına varsanız titrersiniz korkudan. Kızım bebekti ve çalışamıyordum. Tabii ki paraya ihtiyacımız vardı ama babaları vermiyordu. Sonra çalışmaya başladım ve çocukları bırakmak zorunda kaldım. Bu yüzden kendimi hep ağaca benzetirim. Ağaçlar fidanken rüzgara karşı eğilir, yavaş yavaş dirençli hale geldiklerinde kabuklar kalınlaşır, kökler daha derine iner. Rüzgara, hayata ve fırtınaya karşı dayanıklı olursunuz.
Hata en baştan aslında… Erken evlenmek! Ama onun ucundaki tehlikeyi göremeyecek kadar küçüktüm. Bir de ben evliliği reddediyordum. “Asla evlenmeyeceğim” diyordum. Büyük söz söylememek lazım.
Öyleyim ama iyi bir hayat arkadaşlığı konusunda zaman zaman “Keşke öyle bir şey yaşasaydım” diyorum. Değişik modelde bir aşk yürüyebilirdi. Çok saygı duyarım öyle evliliklere.
Bir buçuk aşk yaşadım.
Biri beş yıl kadar sürdü. Biri de iki buçuk yıl sürdü. Birincisinde aşılanmamıştım. Hastalığa yakalanır gibi yakalandım. İkincisinde ise daha dirayetliydim.
Oldu vallahi! Hasta etti beni. O yüzden çok ağır bir troit geçirdim. Hala da aşkın değil ama hastalığın etkisinden kurtulamadım. Normalde herkes, genç kızlık dönemin de aşklarını yaşar, evlenir sonra çocuğa karışır. Bende tam tersi oldu. Otuzların sonlarındaydım aşık olduğumda.
Kadınlık konusuna takık biri değilim. Cinsiyetleri çok önemsemem. Feminen değilim ama maskülen de değilim. Hayata cinsiyetlerin üzerinden bakmıyorum.
Çünkü tabuların olduğu bir dönemde büyüdüm. Uzun bir süre benim hayatımda cinsellik bir tabuydu. Bu sıkışıklıktan dolayı tam bir kadın gibi hissetmemiş olabilirim. Duygularım kadın gibi olsa da naif yanlarımı törpüledim.
Evet. çünkü Türkiye'de erkek olmak daha zor.
Ben hiçbir konuda erkek üstünlüğüne inanmıyorum. Oğlum olsaydı kadınlara daha yumuşak davranması ve hayata daha yumuşak bakmasını öğütlerdim. Bu sefer ona eşcinsel derlerdi. Askerlik dönemi geldiğinde ben bu ülkedeki askerlik sistemini de tasvip etmediğim için sıkıntılar doğardı. Kızım olduğu için şükrediyorum.
Üçümüzün de birbirimize hiç ihtiyacı olmadığını ama aynı zamanda çok da ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Herkes kendi hayatını yaşıyor. Biz her dakika birbirini arayan, devamlı buluşup yemeklere giden aile değiliz. Son derece özgür yaşıyoruz. Sadece ihtiyaç zamanlarımızda kenetleniriz. Ben onlara sıkıntılarımı belli etmemeye çalışırım. Çünkü onlar şu anda hayattaki mücadele dönemlerinden geçiyorlar. Her zaman yanlarında ve arkalarındayım.
İnsanlara uzağım, çünkü maskelerle dolaştıklarını düşünüyorum. Yaratılmış kainatta küçücük bir gezegeniz. İnsanlar cennet diye güzel sular, yeşilliği, mis gibi kokuları tarif ediyor. Allah sana zaten vermiş bunun kıymetini neden bilmiyorsun? Ağacı kesmeye hayvanı öldürme hakkına sahip değilsin. Bütün bu zalimlikleri yapan da insandır.
Maymuna benzetiyorum. Kendimde her hayvandan bir parça buluyorum. Esnekliğim kediye benziyor, sadakatim köpeğe benziyor, özgürlük duygum kuşa benziyor.
Ağaca sarılıp onun öz suyundan beslenen sarmaşıklar hariç tüm sarmaşıklar.
İki bahar ama ilkbahar tercihimdir.
Hiç bilmiyorum. Bunu bilinçli yapmadım.
Olmadım. Torunlarımla arkadaş gibiyiz.
Evet. Postmodernizm bana boşluk içinde kalmışların, bir şeye bağlanamayan insanların yarattıkları moda gibi geliyor. Tatminsiz insanların yarattığı şeyler. Kızlarımı büyütürken bunlara çok dikkat ettim. Param varsa; “Anne pasta ve dondurma yiyebilir miyiz?” dediklerinde “Ya pasta ya dondurma yiyebilirsiniz” diyordum. Hala yeni bir ayakkabı aldığımda seviniyorum. İnsanlar bu hisleri kaybetmişler. İsrafı hiç sevmem. 1990 yılında ikinci arabamı aldım hala onu kullanıyorum.
Hayır. Sadece tembellik. Saçım çok düz, kestirdiğimde on günde bir şekli bozulduğu için kuaföre gitmem gerekiyor. Kuaföre gitmekten sıkılıyorum. Oradaki sohbetlerden, tavır ve tarzdan hoşlanmıyorum. Bu çok kullanışlı bir saç. İkili örüyorum, tek örüyorum, topuz yapıyorum.
Sadece bazen rüyamda saçımı kısa görüyorum ve çok özeniyorum. Peruk alacağım.
Köyceğiz'de bir evim var. Orada sahipsiz elma ağaçlarının yere dökülenlerini alıp elma sirkesi yapıyorum. Yıkanma suyumun içine elma sirkesi katıyorum.
Modayı sevmiyorum. Dayatmayla ilgili olan hiçbir şeye tahammülüm yok. Saçıma otuz yıldır kına yapıyorum. Benim yaptığım zamanlarda Türkiye'de saçını kırmızı yapan kimse yoktu. Sonra birden kızıl moda oldu. Doğal yaşamı çok önemsediğim için, kimyasal hiçbir madde sürmüyorum. Pamuklu kıyafetler giymekten hoşlanıyorum. Benim zamanımda sahneye çıkarken avize küpeler takıp, açık tuvaletler giyiyorlardı. Ben sahneye yine kot pantolon ile çıkıyordum. Hatta bana şöyle diyorlardı; “Ne uyanık kadın bak, sahne kıyafetine para harcamıyor.” Halbu ki benim tarzım bu.
Gençlerle aram çok iyi. Zamansızlığın böyle bir faydası var. Üniversitelerde konser veriyorum, onlarla yaşıtmışız gibi eğleniyoruz. Ekşi Sözlük'te bana yazılan yazıları okuyorum. Bundan çok hoşnutum. Bir konserimde, "Bursaspor şampiyon oldu" dediler. Ben de onlarla timsah yürüyüşü yaptım. Nükhet Duru'yu düşünün, sahnede timsah yürüyüşü yapabilir mi?
İki jenerasyon bitti, üçe doğru gidiyor.
Ünü çok reddettim, çünkü özgürlüğüme çok düşkünüm. Ün geldiği zaman da insanları öyle bir alıştırdım ki, bana fildişi kulemde oturan gizemli bir kadın gibi bakmadılar. Hep halkın içinde oldum. Buna çok alışkınlar.
Bu büyükannemden kaynaklanıyor. Onun paraya karşı bir alerjisi vardı. Evde hiç para konuşulmazdı.
Hayır. Zar zor geçinen bir memur ailesiydik. Mesela; o gün okula gideceksem büyükannem parayı küçük radyomun altına koyardı. Ben de sormazdım. Evlendim, eşimden para isteyemedim. Hala isteyemem ve hala işte para konuşamam. Yakın tarihe kadar para saymayı bile bilmiyordum. Hırsım ve iştahım yok.
İlk defa Kral TV'nin ödül törenine katıldım. Kırmızı halılar serilmiş, herkes çok şık giyinmiş. Bana mikrofon uzattılar “Gece hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sordular. “Her şey fani, gelirken mezarlıklara baktım” dedim. Muhabir şaşırdı. Bu topraklar üzerinde hakkım ayakta durduğum ve yattığım yer kadar. Sosyalist biriyim. Hiçbir mülkiyete inanmam. Her şey Allah'ın banane! Ben toz zerresi bile değilim.
Benim hiçbir din öğretim yok. Babamın baskısı yüzünden oldu. Ama sanıyorum benim ilgim de yoktu. Çünkü büyükannem baskı kurmadan öğretiyordu. Ben dinlemiyordum. Babam dayatınca hemen gidip kilise korosuna girdim. Dinle ilgili herhangi bir şey bilmiyorum. Bütün bunları doğadan öğrendim. Doğa da Tanrı'nın bir parçası. Ben de ondan öğreniyorum.






