Mehmet Âkif Ersoy’un söyleşileri, muhavereleri

04:0015/09/2024, Pazar
G: 15/09/2024, Pazar
Yeni Şafak
Mehmet Akif Ersoy.
Mehmet Akif Ersoy.

Mehmet Âkif Ersoy ile yapılmış söyleşiler Yusuf Turan Günaydın ile Ayşenur Begüm Günaydın imzasıyla bir araya getirilerek Söyleşiler Muhavereler Mehmet Âkif Ersoy adıyla kitaplaştı.

İbrahim Demirci

Söyleşiler Muhavereler Mehmet Âkif Ersoy adlı çalışma, Atlas Yayınları tarafından Âkif Kitaplığı’nın 8. kitabı olarak okuyucuya sunuldu. Yusuf Turan Günaydın ile Ayşenur Begüm Günaydın’ın ortak çalışması olan eser, dizin ve ilk yedi kitabın kapak fotoğraflarıyla birlikte 107 sayfa.

Kitap, arka kapak yazısında şöyle tanıtılmış:

“Söyleşiler, deneme-eleştiri ve inceleme kitapları kadar önemlidir. Bir yazarın bazen bu tür çalışmalarına yansımayan ayrıntılar söyleşilerde dile gelebilir. Bu açıdan Mehmet Âkif’le yapılmış söyleşilerin de bir araya getirilmesi bir ihtiyaç olarak ortada duruyordu. Kitap asıl itibariyle üç bölümden oluşuyor: Âkif’le yapılmış ilk söyleşi; kendisiyle hasta döşeğindeyken yapılmış röportajlar; çeşitli gazeteci ve yazarların Âkif’le olan muhavereleri. Bir ek bölümde ise yakınlarıyla yapılmış röportajlar yer alıyor. Âkif’le sanat telâkkisi hakkında bir Dârülmuallimîn talebesinin yaptığı ilk söyleşi, hasta döşeğinde gerçekleştirilmiş ve Âkif’in “dedikodu mevzuu olmak istemeyen bir hasta adam” hassasiyetiyle verdiği cevapları barındıran söyleşiler sağlam bir Âkif portresinin çizilebilmesi açısından son derece zengin ayrıntılar barındırıyor. “Muhavereler” başlığı altında yer alan metinler ise kendi içinde teşkil ettikleri bütünlükle söyleşi metinlerinden bazı yönleriyle ayrılıyor. Bu metinler Âkif’le dost olmuş, bu vesileyle görüşmüş bazı kişilerin bu görüşmelerde gerçekleşen konuşmaları kayda geçirmeleri suretiyle oluşturulmuştur. Bu sebeple de klasik anlamda birer röportaj sayılmayabilirler ama karşılıklı konuşma havası içinde âdeta birer röportaj metni gibidirler.

AKİF VE AİLESİYLE YAPILAN SÖYLEŞİLER

Âkif’in İstiklâl Harbi içinde Hâkimiyet-i Milliye gazetesi bürosunda genç bir gazeteciyle konuşmaları, Türkiye’ye dönüşü donrası yaşananlar, Kur’ân Meâli hakkında ayrıntılar, roman, şiir ve vezin, felsefe, tasavvuf, Mevlânâ ve İbn-i Arabî gibi konulardaki görüşleri bu söyleşi/muhavere/hasbihallerden izlenebilir durumdadır.

“Ekler” bölümünde toplanan röportaj metinleri ise gazetecilerin Âkif’in aile fertleriyle görüşmelerinden oluşmaktadır. Söyleşiler Muhavereler Mehmet Âkif Ersoy kitabı, Âkif hakkında orijinal çalışmalarıyla tanıdığımız Yusuf Turan Günaydın’ın emek mahsulü eserlerinden biridir. Söyleşiler Muhavereler, Âkif’in kitaplarda kalmış bir yönünü daha gün yüzüne çıkarıp belirginleştirmektedir.”


DİKKAT ÇEKİCİ BİLGİLER

Kitabın içeriğini özlüce tanıtan bu cümlelere şunu da eklemeliyim: Kitapta adı geçen ve kamuoyunun pek tanımadığı şahsiyetleri tanıtan “İsimlik” bölümü de bence çok önemli. Tıbbiyede öğrenciyken ilk teşrih dersinde fenalaştığı için tahsilini bırakıp postacı olan hafız Asım Şakir Gören’in 14 satırda özetlenen 90 yıllık ömrü de, biyografisi hakkında bilgi edinilemeyen ve sadece Son Posta gazetesinde Âkif ile yaptığı röportajda imzasını gördüğümüz Hayri Yazıcı’nın bilinmezliği de, Âkif’in ortanca kızı Ayşe Feride Akçor ile o ortanca kızın kocası Muhiddin Akçor hakkında 1978 yılında sağ oldukları dışında pek bilgimizin olmayışının tuhaflığı da düşündürücü değil mi?

Daha önce Mehmet Âkif Ersoy’un Mektuplar’ını ve Ali Ekrem Bolayır’ın Sahaif-i Tenkid’ini E. Baybars Günaydın ile ve Tenkit Sayfalarında Mehmet Âkif adıyla okuyucuya sunmuş olan Yusuf Turan Günaydın’a teşekkür etmeliyiz.

Ancak bu kitapta gördüğüm bazı eksik ve kusurları da anmak isterim. Birincisi şu: Bazı söyleşilerde asıl metinde yer almadığı hâlde cümlelerin başına sözün kime ait olduğunu belirtmek üzere “Âkif” yahut “Yazıcı” gibi eklemeler yapılmış. Bence bu eklemelere hiç gerek yoktu. Okuyucu, metnin akışından hangi sözün kime ait olduğunu kolayca anlayabilir. Ayrıca metin üzerinde ekleme yahut çıkarma işlemi yapılmışsa bunun belirtilmesi gerekir.

İkinci husus, birden çok yerde yayımlanmış metinler için hangi yayın mecrasının neden ve nasıl tercih edileceği hususudur. Meselâ, Feridun Kandemir, Âkif ile hasta yatağında bir röportaj yapmış ve Yedi Gün dergisinin 1 Temmuz 1936 tarihinde yayımlanan 173. sayısında yayımlamıştır. Kandemir, dört yıl sonra aynı röportajı Tasvir-i Efkâr gazetesinin 28 Birincikânun 1940 tarihli sayısında yeniden yayımlamış ve fakat metnin başına ilk yayımında bulunmayan ifadeler eklemiştir: “İstanbula henüz gelmişti. Fakat vapurdan çıkar çıkmaz götürülmüş, Şişlide bir sıhhat yurduna yatırılmıştı. İlk ziyaretine gidenler, fena haberi ilk verenlerdi. Heyhat.. bitmiş, Mısırda tutulduğu hastalık onu eritmiş, bitirmiş.. diyorlardı. // Gitsem, ziyaret etsem mi? diye bir hayli düşündüm. // Kendisini görenler çoğaldıkça, iyileşip kalkması ümitleri sönüyordu. // Artık onu kaybetmek üzere olduğumuza inanmış gibiydik. // Dört buçuk sene evvel, haziran sonlarında bir gün, işte bu acı ile, şair Akifin sıhhat yurdundaki odasına girdim.” Sonradan eklenmiş olan bu ifadeler de kitaba alınabilirdi.


AKİF’İN SON ŞİİRİ

Mehmed Âkif’in Safahat’a ve Gölgeler’e girmemiş son şiirlerinden biri 1935 yılında Hatay’da iken kaleme aldığı şu kıt’asıdır:

Vîrânelerin yaşçısı baykuşlara döndüm

Gördüm de hazânında bu cennet gibi yurdu.

Gül devrini bilseydim onun bülbül olurdum

Yâ Rab beni evvel getireydin ne olurdu?

Maalesef bu kıt’anın üçüncü dizesi, Hasan Basri Çantay’ın Âkifname’si ve Necmettin Turinay’ın hazırladığı Âkif külliyatı dahil pek çok yerde “Gül devrini bilseydim onun bülbülü olurdum” şeklinde yanlış yazılmıştır. Şiirin veznine dikkat eden biri, bu yanlışa düşmez. Bu yanlış, tanıtmaya çalıştığımız kitapta da tekrarlanmıştır. Oysa bu mısra, 22 Haziran 1936 tarihli Son Posta gazetesinin 5. sayfasında “Gül devrini bilseydim onun; Bülbül olurdum” şeklinde basılmıştır. Gazetede başka bir kelimede dizgi yanlışı yapılmış, “hazanında” kelimesi “hazanımda” şeklinde yanlış dizilmiştir.

Âkif ile Son Posta adına söyleşen Hayri Yazıcı, yukarıdaki kıt’anın “Şark hakkında” yazıldığını belirtmiş, Hasan Basri Çantay, buna itiraz edercesine “Antakya’da ve Antakya hakkında söylenmiştir.” dipnotunu düşmüştür. Oysa şair, muradını açıkça söylemiş: “bu cennet gibi yurt”.

#aktüel
#hayat
#edebiyat