Şeyh-i Ekber'in dilinden

MEHMET ERKEN
00:006/11/2009, Cuma
G: 5/11/2009, Perşembe
Yeni Şafak
Şeyh-i Ekber'in dilinden
Şeyh-i Ekber'in dilinden

Sufi Kitap tarafından “Şeyh-i Ekber: İbn Arabi Düşüncesine Giriş” ismiyle yayınlanan kitap, Muhyiddin İbnu'l Arabi'nin hayatı ve eserleri hakkında önemil bilgiler içeriyor

Mahmut Erol Kılıç'ın 1995 yılında tamamladığı doktora tezi tasavvuf bilimi alanında yazılmış ilk tez olmasının yanında geçen on dört senede hem tasavvuf alanında yapılacak yüzlerce teze, hem de özel olarak Muhyiddin İbnu'l Arabi hakkında yapılacak tezlere öncülük etti. Bu seneye kadar elden ele fotokopi olarak dağıtılan bu tez nihayet Kasım ayı itibariyle raflarda yerini aldı. Müellifinin, bundan sonra bu alanda yapılacak çalışmalar için mütevazı bir mukaddime olarak gördüğü tez, gerek içeriğiyle ve gerek kaynakçasıyla geçen on dört senede değerinden hiçbirşey kaybetmemiş bir halde karşımızda duruyor.

Sufi Kitap tarafından “Şeyh-i Ekber: İbn Arabi Düşüncesine Giriş” ismiyle yayınlanan kitap, Muhyiddin İbnu'l Arabi'nin hayatı ve eserleri ile ilgili kısa bir giriş ile başlıyor. Kitabın ikinci kısmında ise İbnu'l Arabi'den önceki Müslüman mütefekkirlerin ve gayr-i müslim düşünürlerin varlık (vücud) hususunda serdettikleri fikirler İbnu'l Arabi'nin düşünceleri ile karşılaştırma imkanı verecek şekilde ele alınıyor. Bu düşünceler hakkında İbnu'l Arabi'nin yer yer kaynak göstererek fakat genellikle sadece fikrine yoğunlaşarak zikrettiği yahut te'vil ettiği düşünceler ise kitabın ana kısmını oluşturan üçüncü bölümde yer alıyor. Kavramayı zorlaştıracak derinlikte ve parçalarına ayrılmayacak bütünlükteki bu bölüm ele alınan konuyu yer yer semboller, yer yer şekiller ve yer yer bizim gibi modern akla sahip okurların anlayacağı tarzda yapılan açıklamalarla ele alıyor. Sembolik anlatımın zirvelerinden birisi olan İbnu'l Arabi'nin kullandığı remizlerin detaylı bir şekilde incelendiği ve bu vesile ile onun varlık ve mertebeleri hakkındaki görüşlerinin zikredildiği bölüm konunun yabancılarına yoğun gelebilir. Fakat analtımında kapalılığı esas alan İbnu'l Arabi'nin burada zikredilen görüşleri de, şahsi kanaatimce, okuyana anlaşılma ya da anlaşılmama haricinde üçüncü bir şıkka izin vermiyor. Kitabın son kısmı ise Muhyiddin İbnu'l Arabi'nin varlık ve varlık mertebelerine dair düşüncelerinin hususi ve umumi tesirlerini inceliyor. Binlerce yıldır insanların cevap aradığı “Varlık nedir?” sorusuna İbnu'l Arabi gibi külli bir düşünürün verdiği cevapları inceleyen kitap, içeriği itibariyle de İbnu'l Arabi hakkında yapılacak çalışmalar noktasında temel teşkil ediyor.

Kitabın kaynakçası da, kitabın içeriği kadar dikkat çekici nitelikte. Bir ilk eseri ortaya koyduğunun bilincinde olan müellifin oluşturduğu kaynakça kitabı okuyan ve bu alanda daha geniş kaynaklara ulaşmak isteyenlerin dikkatle tahkik etmesi gereken kısımların başında geliyor.

İbn Arabi'nin varlık ve mertebeleri hususundaki görüşlerinin en önemli özelliği, bu görüşlerin insanlığın ilk zamanlarından beri üzerinde düşünülen varlık meselesi hususunda bir mihenk taşı olmasıdır. Hatta kimi düşünürlerce İbnu'l Arabi'nin görüşleri bu alanda İbnu'l Arabi'den önce ve İbnu'l Arabi'den sonra ayrımına yol açmıştır.

Öte yandan, “Vahdet-i vücud” anlayışının temeli olan bu görüşler, özel olarak İbnu'l Arabi'nin şahsı ve genel olarak tasavvuf düşüncesi hakkında oluşan önyargıların ve karşıt görüşlerin de kaynağıdır. Bu noktada yazarın, eserin içinde bu ihtilaflı noktalara da değindiğini ve gerekli açıklamaları getirdiğini söylemek yerinde olacaktır. Kitap ile ilgili saydığımız bu özelliklerin yanında, İbnu'l Arabi'nin Anadolu'daki Müslümanlığın oluşması ve yayılması noktasında oynadığı rol göz önünde bulundurulduğunda böyle bir giriş kitabının önemi daha da artıyor diyebiliriz. İbnu'l Arabi hakkında bilgi sahibi olmayı bir nebze mecbur kılan bu durum aynı bağlamda bu kitabın alınmasını ve en azından gözden geçirilmesini Anadolu'da yaşayan Müslümanlara mecbur kılıyor demek pek de yanlış olmaz sanıyorum.

Kitaba dair bu yazıyı kitaptan bir alıntı yaparak varlık ve mertebelerine dair şu ikazla sonlandırmak yerinde olacaktır: “Mamafih şu da bilinmelidir ki vücudun bilgisi neticede bir sırdır ve ancak bu makama eren kişiye malum olur. Ehlullaha göre ancak 'merkez'e, 'asl'a doğru çıkılan makamlar neticesinde isti'dad sahibi olan kişi 'vücud sahibi' olabilirken sırf rasyonel malumatlarla vücud hakkında konuşanlar ise daha evvel bu konuda fikir yürütenlerin görüşlerini nakletmekten başka birşey yapmazlar. Çünkü bizzat kendileri vücud olmamışlardır. Dolayısıyla vücudla cansız, donuk ve dolaylı bir irtibat halindedir.”