Hayat Temmuziye sıcağı

Temmuziye sıcağı

Şiirlere, türkülere giren bir aydır Temmuz. Özellikle kavurucu sıcağıyla anılır. Suryanice’den dilimize geçen bir ay adıdır aynı zamanda. Divan şiirinden halk edebiyatına kadar pek çok eserde bunaltıcı sıcağıyla karşımıza çıkan Temmuz ayına doğru kısa bir yolculuk yapalım.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Divan şiirinde nesip / teşbip bölümünde yaz mevsiminin ve temmuz ayının özelliklerinin işlendiği kasîdelere “temmuziye” denmiştir.
Divan şiirinde nesip / teşbip bölümünde yaz mevsiminin ve temmuz ayının özelliklerinin işlendiği kasîdelere “temmuziye” denmiştir.

İBRAHİM DEMİRCİ

Aşağıda okuyacağınız yazıyı, 15 Temmuz 2001 tarihinde 40ikindi.com adlı internet sitesinde yayımlamışım. 40ikindi.com sanal ortamda yayın yapan nitelikli ortamlardan biriydi. Bendeniz de orada hem Kavuklu Suretî müstearıyla Kavuklu’nun Yeri adlı köşede çeşitli yayınlarda rastladığım dil yanlışları üzerine öğretici olduğu kadar eğlendirici de olmaya çalışan metinler yayımlamıştım. Ayrıca Dil Ağacı köşesinde de dil üzerine yarı söyleşi yarı deneme niteliğinde metinler sunmuştum. 40ikindi.com, başladığı yıllardaki canlılık ve heyecanını yazık ki koruyamadı. Aradan geçen 19 yıldan sonra işlerimizde, girişimlerimizde süreklilik sağlayamamış olduğumuz için hayıflanmamız elbette mümkün ama bu hayıflanışın gerekliliği ve anlamı konusunda mütereddid olduğumu söylemeliyim. “Günler gelip geçmekteler / Kuşlar gibi uçmaktalar” sözünün öznesini “haftalar, aylar, yıllar” diye değiştirsek yeridir.

TEMMUZİYE

Süryaniceden dilimize geçmiş kelimelerden biri de “temmuz”dur.

Osmanlı döneminde rûmî-mâlî takvim mart ayında başladığından Tevfik Fikret’in Âveng-i Şühûr (Ayların hevengi) adlı şiir dizisinde Temmuz ayına ayrılan bölüm, beşinci bölümdür.

Fikret, şiirine şu üçlükle başlar:

Mâi yeldirmesinin yenlerine

Silerek alnını yorgun argın,

Gezinir tarlada bir köylü kadın.

Bu köylü kadın, tarlada gezinmekle kalmayacak, güneşin altında, cehennemî sıcakta başak toplayacak, çalışan kocasına, neşeli kızına sevecenlikle bakacak, toplamakta olduğu üründen başka bir şeye kafa yormayacaktır. Şaire göre, dünyayı, bir yıl, nimetleriyle bu küçük ailenin çalışması besleyecektir.

Yedi üçlükten oluşan şiirin son üçlüğü, şöyledir:

Bence timsâli budur Temmuzun:

Mâi yeldirmeli bir köylü kadın

Çalışır tarlada, yorgun argın.

Kadın yorgun argın da olsa, yeldirmesi “mavi”dir ya, dev gibi çalışmakta olan kocasına ve kızının çocukça neşesine “nazar-i şefkatle” bakabilmektedir ya, bütün bunlar Temmuzu güzel kılmaya yetse gerek.

Divan şiirinde nesip / teşbip bölümünde yaz mevsiminin ve temmuz ayının özelliklerinin işlendiği kasîdelere “temmuziye” denmiştir. Bahar kasidelerine “bahariye” denirken, yazın anlatıldığı kasidelere “sayfiye” değil de “temmuziye” denmiş olması, bu mevsimi simgelemede “temmuz”un, haziran ve ağustosun önüne geçtiğini düşündürebilir.

Tahirü’l-Mevlevi’nin Edebiyat Lügati’nde temmuziye örneği olarak ünlü kaside şairi Nef’î’nin Nasuh Paşa için yazdığı temmuziye verilmektedir. Cem Dilçin de Örneklerle Türk Şiir Bilgisi adlı eserine aynı örneği koymuştur. Dr. Arslan Tekin’in hazırladığı Edebiyatımızda İsimler ve Terimler adlı kitapta “temmuziye” maddesinin bulunmaması, önemli bir eksikliktir.

GÜNEŞİN DAĞLARI ERİTTİĞİ MEVSİM

Nef’î’nin temmuziyesi şu matla beytiyle başlar:

Yine erişti temûz oldu cihan pür-tef ü tâb

Girdi bir hilkate hep âteş ü bâd âb u türâb

İlk dizede “temmuz”un “temuz” biçiminde yazılması, sözcüğü aruz ölçüsüne uygun söyleme isteğindendir. Şair, bu beyitte, temmuz gelince dünyanın sıcaklık ve hararetle dolduğunu, böylece “ateş, hava, su ve toprak”ın, bu dört temel unsurun “bir hilkat”e, aynı yaratılışa girdiklerini, (hepsinin ateşe döndüğünü) söylüyor.

Nef’î, kasidesinde temmuz sıcağını betimlerken olağanüstü abartır, “mübalağa” sanatının ilginç örneklerini vermiş olur: Havanın etkisiyle bir karıncanın yedi denizi seraba çevirdiğini söyler.

Bu mevsimde yağan yağmurun yağmur değil, temmuz sıcağı yüzünden bulutların döktüğü ter olduğunu bildirir. Güneşin dağları erittiğini, gümüş madenlerinin cıva gibi aktığını, denizin kumlarının kora döndüğünü, vb. ifade eder. Bu cehennemi andıran yaz sıcağını anlatmaya kalkışan şairin durumunu dile getiren şu beyit, oldukça ilginçtir:

Düşmedin dâm-ı hayâle dahî bir demde eder

Tâb-ı endîşesi mürgaan-ı ma’ânîyi kebab

Şairin düşüncesinin sıcaklığı, mânâ kuşlarını, bir anda, daha o kuşlar hayal tuzağına düşmeden yakıp kebap eder. İşte öyle sıcaktır temmuz.

Nâilî-i Kadîm’in Vezir-i azam Mehmed Paşa’yı övmek üzere yazdığı temmuziyede ise, kebap olan kuşlar denizin üstündeki gerçek kuşlardır; çünkü güneşin sıcağından deniz ateş fırınına dönmüştür. Beyit şöyledir:

Tenûr-ı nâra dönüp tâb-ı mihrden derya

Fezâ-yı bahrde murgaaniyan kebâb olmuş

Anlaşıldığına göre, bu divan şairleri temmuzu pek sevmemektedirler. Onların gönlü ilkbahardan yanadır. Nâilî şu beytiyle bunu açıklamıştır, diyebiliriz:

O dem ki zâil olup hüsn-i müsteâr-ı bahar

Cemâl-i pîrezen-i dehr der-nikab olmuş

İlkbaharın iğreti güzelliği yok olup zaman kocakarısının güzelliği örtüye bürünmüştür temmuzda.

Nâilî, kasidesinin sonraki beyitlerinde döneminin kimi olumsuzluklarından yakınır. İşte bir örnek:

Hücûm-ı zelzele-i fitneden imâret-i dil

Binâ-yı hâtır-ı âşık gibi harâb olmuş

Fitne zelzelesinin hücumundan ötürü gönül imâreti, âşıkın hatır (gönül) binası gibi harap olmuştur.

Aşırı sıcak, elbette beni de rahatsız eder. Ama terlemeyi severim; ter kokusunu, deodoran kokusuna tercih ederim. Hele o,

Yaz günü temmuzda

Sen terle men sileyim

diyen türkümüze biterim.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.