Ünlü oyuncu Lale Mansur 12 Eylül'de referandumdan kesinlikle evet çıkacağına inanıyor. Mansur Kenan Evren 13 eylül sabahı nasıl olacak sorusuna ise "Hiç ilgilenmiyorum inan. Değil mi ki o üzerinde insanların kanlarını taşırken, hala resim yapmaya devam ediyor. O ne düşünecek, ne yapacak hiç umurumda değil" cevabını veriyor.
Çatısız Kadınlar, Hatırla Sevgili ve daha birçoğu. Lale Mansur'un televizyona yaptığı işlerden birkaçı bu saydıklarım. Şimdilerde Kavak Yelleri isimli gençlik dizisinde boy gösteriyor başarılı oyuncu. Biz onu son dönemde aktivist kimliğiyle daha fazla görmeye başladık. Vicdanı olan her insan gibi davranıyor, haksızlıklara karşı sonuna kadar mücadele ediyor. Bana en samimi gelen yönü de bu. Geçtiğimiz günlerde Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları olarak, uzun süren mücadelelerinin karşılığı için Başbakan'a teşekküre gittiler. Biz de bu yolculuk öncesinde Lale Mansur'la oyunculuğa, aktivistliğe giden yolculuk için Aya İrini'de bir bilet kestik. Yolculukta konuştuklarımızı ise şimdi sizinle paylaşıyoruz. İyi okumalar!
Önümüzdeki sezon için beni çok heyecanlandıran bir dizi teklifi geldi. O gerçekleşirse şu anda yeni başlayan bir diziye girmem söz konusu olamazdı. Çünkü şimdi başlayan bir iş en azından üç sene gidiyor. Uzun soluklu bir çalışmaya girmek istemiyordum açıkçası. Onun için bu rol iyi oldu. Teklif geldiğinde de hemen kabul ettim.
Kesinlikle. Çok cadı bir kadını oynuyorum. Hep çok istemişimdir. Hiç böyle bir rol gelmemişti. O yüzden memnunum. Hep yumuşak, tatlı, bazen de çok değişik kadın rollerinde oynadım. Ama hiç bu kadar yukarıdan, sert, kötü diyemeyeceğim ama cadı, empati yapmayan bir karakter karşıma çıkmamıştı.
Bir müddet gideceğiz. Bakalım neler olacak, hikaye nereye gidecek? Bu dizinin dördüncü sezonu. Daha ne kadar sürer bilemiyorum tabii. Daha iki bölüm çektik. Bir şey söylemek için erken.
Bir katili canlandırmak istiyorum, ama henüz böyle bir teklif gelmedi. Ne güzel olurdu böyle bir senaryo. Tereddütsüz kabul ederdim. Bana bir dönem sürekli aynı roller geldi ama yapmadım, tekrara düşmemeye özen gösterdim. Mesela şimdiye kadar Kavak Yelleri'ndeki gibi bir rol bekliyordum. Beklediğime değdi. Düş Gezginleri'nden sonra hep ezilmiş, mazlum kadını oynasaydım, en başta kendim bu işten zevk almazdım.
Düş Gezginleri'nin bambaşka bir yeri var ama. Amerikalı'nın da başka bir yeri var. Keşke şimdi komedi gelse ve oynasam, epey tecrübe isteyen bir iş. Bu en son oynadığım film henüz çıkmadı. İsmi Misafir. Çekimlerini yeni tamamladık. Festivale katılacak. Onu çok heyecanla bekliyorum. Daha vizyona girmeden kalbimde ayrı bir yeri var o rolün.
Off çok tatlı. Çok büyük bir zevkle çalıştım. Kasabalı bir kadına benziyor, biraz sıkışmış, neşeli. İsmi Ayşe. Ozan Aksungur'un ilk yönetmenliği. Bu filmin senaryosu 2.5 sene önce geldi bana. Kabul ettim. İlk sene para bulunamadı, ikinci sene Halit Ergenç'le beraber oynadık. Fakat yine problemler oldu, Halit başka bir iş yaptı. Yönetmen inatla seçtiği kastı bekledi. Sonunda bu sene çektik. Kütahya'da geçiyor film.
Çok aşık olduğum bir şey, üzerine para veriyorlar. Aslında sinema ve tiyatrodan pek para vermiyorlar da, dizilerden kazanabiliyoruz. Oyunculuk çok sevdiğim, aşık olduğum bir uğraş. Ama iş diyemem ona. Çok ilginç bir durum. Hiçbir zaman giremeyeceğiniz yerlere giriyorsunuz bir kere. Bir role kimlik katmak için uğraşırken kendinizden faydalanıyorsunuz. Kendinizle didişiyorsunuz, sürekli hesaplaşıyorsunuz benliğinizle. Her günkü duygusal haritanızdan haberdar ediyor sizi. Eğer daha iyi bir insan olmaya çalışıyorsanız, oyunculuk çok iyi bir meslek. Sürekli analiz halindesiniz etrafı, rolü, onu, bunu, şunu... Hayatın 24 saati rüyalar dahil olmak üzere malzemedir bir oyuncuya.
Oynadığım ilk oyun David Mamet'in Oleanna isimli oyunuydu. Çok sert bir kadındı oradaki karakter. Ben özel hayatımda insanlara hayır diyemem, kimse kırılmasın isterim. Ama o karakteri 100 oyun falan oynadıktan sonra en azından hayır diyebilmeyi başardım. Buradan bakarsak evet etkiliyor. Oyuncuya bir şeyler öğretebiliyor.
Oyunculuğu inşallah bir aksilik olmazsa aklım başımda olduğu ve fiziksel bir mani olmadığı sürece ölene kadar yapacağım. Aktivistlikse insanın vicdanıyla ilgili. Bu ülkedeki bir takım sorunlarımız hallolsa, savaş bitse, daha demokratik bir ülke olsak, bu sefer de çevre sorunları var. Bitmiyor sıkıntı. Bugün hayvan hakları, yarın çevre, öbür gün siyaset. Bu yüzden yaptığım bazı işleri gizlemek durumunda kalıyorum. Çünkü ciddiye alınmazsınız. 'Aktivist geldi hanım' şeklinde dolaşamayacağıma göre bir şey seçmem gerekiyordu. Uzun süre düşünce suçuna karşı bir gruptuk, DGM'lerde yargılandım. Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları arasında yer aldım.
Evet, Başbakan'a teşekküre gittik bu konuda. Bu çok ilginç bir birliktelikti. Herkes dört koldan uğraşıyor ama hepimizi bir araya getirseniz ne kadar farklı olduğumuzu görürsünüz. Birisi Cumhuriyet, diğeri Taraf okur. Bambaşka görüşlerden 3 bine yakın insan sırf bu işi halletmek için bir araya geldik. Tek bir madde hariç istediklerimiz oldu. Ekim ayı gibi yüz kapama konusu da Meclis'e gelecek. Şimdi de Çocuklar İçin Adalet Takipçileri olarak devam edeceğiz.
Anlam veremiyorum buna. Benim gibi düşünmeyen, Kemalist arkadaşlarım var. Evet, ilişkilerimiz etkilendi. Ama belirli bir seviyede tartışıyoruz. Ben onlara üzülüyorum, onlar bana. Geçenlerde bir arkadaşımı arayıp 'Bu olaylardan ikimiz de nemalanmıyoruz. O zaman neden oturup bu konuyu tartışmıyoruz? Bu 20 seneyi çöpe mi atalım' dedim. Ama değişiyor herkes, ben de son 20 yılda çok değiştim.
20 yıl önce başörtüsüne karşı benim de önyargılarım vardı. Başı örtülü birisi bana sıcak gelmiyordu. Ama zaman içerisinde birlikte oldukça insanları anladım. Şimdi başı açık kadınlardan daha aydın düşüncelere sahip başörtülüler tanıyorum. Mesela düşünce suçları için girişimimizde Erdoğan'ın hapse girmesiyle aramıza o cenahtan bir sürü kişi katıldı. O zaman bir takım insanlar 'Onlar varsa biz yokuz' dediler. Ben de 'Bu insanlar nüfusumuza geçmiyor. Aynı şeyi söylüyorsak problem ne?' dedim. ' Hayır onlar takiyye yapıyorlar' dediler. Herkesi bu şekilde suçlayamayız.
Git gide karışıyoruz. Kutuplaşıyor gibi gözüksek de artık birbirimize dokunmaya, anlamaya başladık. Baksanıza artık birçok sivil toplum kuruluşu bile bir araya gelerek ortak eylemlere imza atıyor. Eee tabii arada bunu unutanlar da yok değil.
En son Fazıl Say 'Ben Atatürk Kültür Merkezi'nin açılması için para vereceğim. Ama tek şartım var, Ertuğrul Günay Kültür Bakanlığı'ndan istifa etsin' dedi. Bir kere devletin parası olmadığı için orası kapalı değil ki. İkincisi Ertuğrul Günay gelmiş geçmiş birkaç tane çok iyi Kültür Bakanı'ndan biri. Ayrıca Fazıl Say'ın oranın kapanması ya da açılması konusunda çok yalan yanlış şeyler bildiğini zannediyorum. Herkes çıkıp kafadan bir şey atıyor. Kemalperestlerde de AK Parti ne yapsa kötü, muhakkak altında art niyet var, her yaptıkları takiyye diyor. Onu aşamıyoruz.
Tanıdığım bazı oyuncular ötekiler beni sevmez diye tuttukları takımı bile söylemiyor. Benim öyle bir korkum yok. Bir faşist, bir katil beni sevmeyebilir. Çünkü ben onun hoşuna gitmeyecek cümleler kuruyorum. Bir ırkçı beni sevmemekle yerden göğe kadar haklıdır. Doğru yapıyor beni sevmemekle. Tanımadığım insanların benden soğuyup soğumaması beni bağlamaz. Ben yine düşündüklerimi söyleyeceğim. Tarık Akan bir dönem solcu arkadaşlar sağ basına demeç vermesin demişti.
Vakit Gazetesi'ne röportaj verdiğimde birçok arkadaşım bana 'Sen deli misin?' demişti. Ama o gazetenin üç senedir ne kadar provakatif işler yaptığını görüyorum. İnsanları hedef göstermek korkunç. Görüşleri nedeniyle değil insanları hedef gösterdiği için o gazeteye konuştuğuma pişmanım, hata etmişim. Bu mantıkla bakınca Hürriyet'le de görüşmemek gerekir. Hrant Dink meselesi ortada. Evet, Hürriyet'i de provakatif buluyorum. O da birçok insanı hedef gösterdi. Yarım yamalak haberlerle Hrant'ın ölümünü hazırladılar. Tüm bunlara rağmen Tarık Akan Hürriyet'e konuşmakta bir beis görmüyor.
Kesinlikle 'evet' çıkacak, ben de 'evet' diyeceğim.
Çok değişik argümanlarla hayır diyorlar. Büyük bir çoğunluk AK Parti olduğu için hayır diyecek. Bu 12 Eylül anayasasının ilk ciddi yırtılması. Ciddi bir adım atma. AK Parti adımı atar, önümüzdeki yıllarda diğer partiler devam ettirir. Bu bir yola çıkıştır ve herkesin desteklemesi gerekir. CHP'dekiler 'Biz yapacağız, onlar yapmasın, biz gelince halledeceğiz' diyorlar. Nereye geliyorlar? Gelip gittikleri bir yer de yok. İktidara gelmek istiyorlar gibi bir havaları da yok. Ben eminim CHP ve MHP'nin içerisinden evet diyen çok kişi çıkacak. Onlar istedikleri kadar hayır desinler.
Aslında evet çünkü her zaman yetersiz olacak. Biz sorumluluk sahibi vatandaşlar olarak hep daha fazlasını isteyeceğiz. Önümüze dört dörtlük, herkesin bayılacağı bir şeyin konulacağı yok. Biz istemeye devam edeceğiz.
Hiç ilgilenmiyorum inan. Değil mi ki o üzerinde insanların kanlarını taşırken, hala resim yapmaya devam ediyor. O ne düşünecek, ne yapacak hiç umurumda değil.






