Yunus Emre’yi ilk kez anan yazar

04:0015/08/2023, Salı
G: 15/08/2023, Salı
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Meşrutiyet döneminin tanıdık simalarından Şehbenderzâde Ahmed Hilmi; Yûnus Emre araştırmaları açısından da önemli bir isimdir. Aslında o, Hikmet adlı dergide tefrika ettiği yazılarıyla yakın tarihimizde Yûnus Emre’den söz eden ilk kişi olmuştur.

İdris Nebi Uysal

Osmanlı’nın son dönemi bilim, kültür ve sanat açısından hayli hareketli geçer. Halkın bazı yeniliklerle tanıştığı, edebiyatta yeni türlerin boy gösterdiği, gazete ve dergilerin içtimai ve ilmî tartışmalara sahne olduğu o yıllarda edebiyat ve düşünce türündeki eserleriyle dikkati çeken isimlerden biri de Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’dir. Diplomat (Şehbender, konsolos demektir.) bir babanın evladı olarak Filibe’de doğan Ahmed Hilmi, bilim ve sanat çevrelerinde baba mesleği ve doğum yeriyle anılmıştır.

Hayat hikâyesi 1862/3-1914 yılları arasına rastlayan Filibeli; yarım asrı biraz aşan bu yolculukta bir Osmanlı aydını ve sanatkârı olarak devletin en çetin zamanlarına tanık olmuştur. Günlerinin çoğunu İstanbul’da geçirse de çeşitli vesilelerle ülkenin muhtelif yerlerine (İzmir, Mısır, Afrika, Beyrut, Bursa, Kastamonu gibi) de gitmiş, bu coğrafyayı ve ahvalini yerinde gözlemlemiştir.

“Özdemir” mahlasıyla şiirler de yazan Ahmed Hilmi’yi asıl tanıtan, fikir adamlığı ve matbuattaki gayretleridir. Onun tasavvufi derinliğiyle öne çıkan A‘mâk-ı Hayâl adlı eserinin de şöhretinde payı büyüktür. Roman türünde yazılan, ardından oyun olarak sahnelenen bu kitap bugüne kadar çok sayıda basılmıştır. Günlük ve haftalık olarak çıkardığı Hikmet dergisi, devrin önemli basın yayın organlarından biridir. Dergi, Sırat-ı Müstakîm ve Sebîlü’r-Reşâd çizgisinde yayın yapar. Hikmet, aynı zamanda matbaasının adıdır.

HİKMET’TE YUNUS HATIRLATMASI

Matbuat çevreleri ile Meşrutiyet döneminin tanıdık simalarından Şehbenderzâde Ahmed Hilmi; Yûnus Emre araştırmaları açısından da önemli bir isimdir. Ne var ki onun bu yönü pek bilinmez ve dile getirilmez. Çağında Yûnus’tan haber veren Köprülüzâde Mehmed Fuat ve Rıza Tevfik gibi güçlü kalemlerle Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar isimli abidevi çalışmasının gölgesinde kalmış gibidir. Aslında o, Hikmet’te tefrika ettiği yazılarıyla yakın tarihimizde Yûnus Emre’den söz eden ilk kişi olmuştur. Bununla birlikte Yûnus’u hayatı, şahsiyeti, muhiti, eserleri, tahsili, intisabı, tesiri ve dönemiyle birlikte geniş bir perspektifle ele alan ilk ismin Köprülüzâde olduğu bilinmelidir.

İşte, akademisyen Ahmet Koçak’ın Hikmet’te çıkan yazıları esas alarak hazırladığı Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi Yunus Emre isimli kitap (Büyüyenay Yayınları 2021), müellifin Yûnus yazılarını ve yorumlarını topluca görme imkânı sunuyor.

Kitap iki kısımdan oluşuyor. İlk bölümde Koçak; müellifin hayatı, eserleri, ilmî ve edebî çalışmaları, süreli yayınları üzerinde duruyor. Araştırmacı yüksek lisans tezine konu olan Hikmet dergisi için burada ayrı bir paragraf açmış. İkinci kısım, kitaptaki yazılışıyla “Hallerden Tercümeler Terâcim-i Ahvâl Yunus Emre” başlığını taşıyor. Fakat buradaki başlığın kitabın “İçindekiler” listesindeki başlıkla birebir aynı olmadığını bir nazarlık olarak belirtelim. (Böylesi bir yazım ikiliği son sayfadaki el-kâbz / el-kâbız kelimelerinde de var. Fâil kalıbındaki okunuş doğrudur.)

Derginin 1. sayısının kapak sayfasıyla başlayan ikinci bölümde Filibeli’nin Yûnus yazıları bugünkü harflere aktarılmış. Her sayfanın altında dipnot olarak metinde geçen bazı kelimelerin bağlamsal anlamı verilmiş. Koçak’ın tatbik ettiği bu yöntem, okurun işini kolaylaştıran ve okuma bütünlüğü sağlayan bir usul olarak son yıllarda çok tercih ediliyor. Koçak, metinde geçen bazı kişi ve eser adlarıyla terimler için de dipnotlarda açıklayıcı bilgiler paylaşmış.

Şehbenderzâde, tek başına çıkardığı Hikmet’in 62-68. sayılarında “Terâcim-i Ahvâl: Sahâif-i İslâmiyeden Âsâr ve Ahvâl-i Meşâhir: Yûnus” başlığı altında Yûnus yazıları neşretmiştir. “Beynennâs (halk arasında) Yûnus Emre, Derviş Yûnus, Âşık Yûnus gibi namlarıyla meşhur olan ârif ve âşık-ı billâhtır ki…” (s. 61) diye başlayan makalelerinde şairin memleketinden, zamanından, manevi silsilesinden söz eder. Gerek bu bapta gerekse Yûnus’un hayata bakışı üzerine sarf ettiği şu sözler dikkate değerdir:

“Yûnus, Türk’te zuhur eden evliya ve eâzım-ı meşâyihin (büyük şeyhlerin) yegânelerindendir. (s. 64)”

“Yûnus ne yaptıysa Allah için yapmıştır. Onun alması, vermesi, gezmesi, durması, yatması, kalkması hep Allah içindir. Söylerse O’nun derdiyle, O’nun için söyler. Susarsa O’nun fikriyle, O’nun için susar. Baktığı, gördüğü hep O’dur. Eliyle O’nu tutar, ayağıyla O’na gider. O’nu sever, O’nu okşar. O’nu koklar. Onun mezhebi, Kâbe’si, kıblesi, dini, imanı hep O’dur.” (s. 95)

Filibeli Ahmed Hilmi, yazılarında Yûnus’un âşıkane şiirlerinden örnekler paylaşır, bazı neşidelerini de şerh eder. Hikmet’te çıkan bu bilgi ve yorumları, yolunu Yûnus Emre’ye düşüren okur ve araştırmacılar mutlaka görmelidir.

SINIRLI BİR PORTRE

Şehbenderzâde, medeniyetimizde Yûnus ve bu neviden kişilere yönelik eksikliği hissedilen bir biyografi geleneğinin olmayışından söz eder. Bu bahiste “Bizde zuhur eden meşâhirden (meşhurlardan) hemen hiçbirinin muntazam ve etraflı bir tercüme-i hâli (biyografisi) yok gibidir. Bizim meşâhirimiz kendi kendilerine doğarlar, kendi kendilerine yaşarlar ve kendi kendilerine terk-i hayat edip giderler, işte tercüme-i hâlini yazmakta olduğumuz Yûnus, o kabîl zevâttandır.” der (s. 65). Müteellim ve müteessir şekilde “Me’hazlarımızda (kaynaklarımızda) Yûnus’un birkaç satırlık tercüme-i hâlinden başka bir şey göremedik.” diyerek üzüntüsünü dile getirir. Ardından “Bereket versin ki elde bir Dîvân’ı var.” der ve yerinde bir tespitle bu gönül erini tanımanın en sahih ve sağlam yolunun eserlerini okumak olduğunu belirtir.

Peki, Ahmed Hilmi, Yûnus hakkında neler söylüyor?

Onun Yûnus’a dair paylaştığı bilgilerin kaynağı, Abdurrahman-ı Câmî’nin (ö. 1492) Nefahâtü’l-Üns adlı eseridir. Büyük sufilerin hâl tercümelerini kayıt altına alan bu kitabı, Lâmiî Çelebi (ö. 1532) birtakım ilavelerle Türkçeye çevirmiştir. Burada Yûnus’un memleketi, çağı, şeyhi, yolu, tahsili ve ebedî istirahatgâhı hakkında malumat yazılıdır.

HANGİ YUNUS

Şehbenderzâde’nin sözünü ettiği Yûnus’un portresi hayli sınırlıdır. Bunları başka yayınlarda görmek mümkündür. Fakat şair hakkındaki değerlendirmeleri ile manzumelerine yönelik şerhleri okunmaya değerdir. Bu noktada zihinlerde oluşan önemli bir soru da şudur: Müellifin tasvir ettiği Yûnus hangisidir? Sahaf Raif Yelkenci’ye atfen, “Halk arasında 14 Yûnus olduğu rivayet edilir. Ben 3’ünü tespit edebildim. Büyük Yûnus, Âşık Yûnus (ö. 1439) ve Derviş Yûnus (ö. 1712).” şeklinde bir söz vardır. O hâlde Şehbenderzâde’nin Yûnus’u kimdir? Bilinenlerden midir? Henüz izine ulaşılamayanlardan mıdır? Bu da Yûnus araştırmacılarının cevaplandırması gereken bir sorudur.

Müellifin paylaştığı veya şerh ettiği şiirler bu sorunu daha karmaşık hâle getirmektedir. Mesela bazı ilahiler yalnızca Bursa nüshasında vardır. Bazıları birçok yazmada (Fatih, Karaman, Ritter, Raif Yelkenci gibi) görülür. Bazılarıysa Bursalı Âşık Yûnus’a ait olduğu düşünülen şiirlerle birebir aynıdır.

Bursalı Mehmet Tahir’in tespitiyle geride 41 eserden müteşekkil bir külliyat bırakan Ahmed Hilmi; çok yönlü hüviyetinin yanı sıra Yûnus Emre’ye dair yazılarıyla da ayrıca okunmayı ve incelenmeyi gerektiriyor. Filibeli hakkında tadımlık bir malumat sunan, onun Yûnus temalı yazılarını da bir araya getiren Koçak, çalışmasıyla okurlara farklı kapılar açıyor.



#Aktüel
#Edebiyat
#Kitap