Oğuz Atay'ın ülkemizde büyük bir yankı uyandıran romanı Tutunamayanlar Hollandacada. Çevirmenler, dillerine kazandırmak istedikleri yazar için uygun zamanın gelmesini beklemişler
Hanneke van der Heijden Uygulamalı Dilbilim ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde Türkçe ve ikidillilik konularında yüksek lisanslarını tamamladıktan sonra 1994-1998 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi Hollanda Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yabancı uzman olarak çalışmış. Margreet Dorleijn ise Orta Doğu Dilleri ve Kültürleri mezunu, Kurmançi Kürtçesi dili üzerinde doktora yaptıktan sonra Hollanda Amsterdam Üniversitesi Dilbilim bölümünde çalışmaya başlamış.
Akademi görevlerinin yanı sıra 2000 yılından bu yana Halit Ziya Uşaklıgil, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi yazarları bazen tek bazen birlikte çalışarak Hollandacaya kazandırıyorlar.
Son çalışmaları olan Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar çevirisi üzerinden Türk edebiyatını, Oğuz Atay'ı ve bu çeviri sürecini konuştuk. Hanneke van der Heijden'le yaptığımız söyleşiye Margreet Dorleijn mail yoluyla Hollanda'dan katkı yaptı.
Hanneke van der Heijden: Çevirmenliğe ilk başladığımdan beri Oğuz Atay'ı çevirmek hep aklımdaydı. Fakat Hollanda'da Türkçe edebiyatına olan ilgi, Türkçe edebiyatını edebi yönden değerlendiren yaklaşım ancak Orhan Pamuk'la birlikte gelişmeye başladı. Hollanda'da yoğun bir nüfusa sahip Türklerin nasıl yaşadığına, nereden geldiğine, ülkenin siyasi yönlerine olan merak, başka bir deyişle Türkçe edebiyatını daha çok belgesel olarak okumaya eğilim, 90'lı yıllarla birlikte edebi bir ilgiye dönüşüyordu. İlerleyen süreçte yayıncımızın bize hangi eseri çevirmemizi istediğimizi sorduğunda Oğuz Atay'ı önerdik ve kabul edildi.
Margreet Dorleijn: Tam hatırlamıyorum, yıllar geçti. İlk Hanneke önerdi galiba.
Oğuz Atay'ı çevirmeyi uzun zamandır istiyorduk. Onun eserleri kanımızca 1980'den sonra yayınlamaya başlayan bütün Türk yazarlarını etkiledi. Üstelik ironisi yüzünden çok beğendiğimiz bir kitaptı. Hem de, Tutanamayanlar'ın ana temalarından biri 'dil'dir kanımızca. Yazarın dile beslediği sevgisi, dilin eksikliğine karşı olan öfkesi, bir de kitabin dil ve üslup çeşitliliği yüzünden tabi ki hem çevirmen hem de dilci için çok çekici bir proje oluşturuyor.
H: Birlikte Benim Adım Kırmızı, Kar, Bit Palas, Aşk-ı Memnu'yu çevirdik. Kitap televizyona uyarlanmadan ama... (Gülüyoruz). Onun dışında Öteki Renkler, İstanbul, Babamın Bavulu, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü, Fethiye Çetin'in Anneannem'i çevirdim. Margreet da Sessiv Ev, Kara Kitap, Masumiyet Müzesi'ni Hollandacaya kazandırdı. Birlikte 59 yazarın öykülerinden oluşan Modern Türk Öykü Seçkisi'ni hazırladık. Tanpınar ve Uşaklıgil'in romanlarına da yaptığımız gibi bu seçkiye de bir sonsöz yazdık.
H: Memduh Şevket Esendal'dan başlayıp 1980, 1990'lı yıllarda yazanlara kadar devam eden dönemi kapsıyor.
H: 60'lı yılların sonu, 70'li yılların başında yazılmış olmasına rağmen 80 ve 90'lı yıllarda daha çok okunup üzerinde konuşulmaya başlandı Türkiye'de. Bu kadar çok okunması, modern Türk edebiyatında en önemli romanlardan birinin olması niteliği kadar romanın kendisi bizi etkiledi. Çok sevdiğimiz bir roman olduğu için çevirmek istedik, hiç sevmediğimiz bir kitabı çeviremezdik.
D: Oh... Birçok problemle karşılaştık... Tabii en çok ortaya çıkan: Kitaptaki üslupların ve edebi türlerin çeşitliliğidir. Mesela Öztürkçe, Osmanlıca ve Meşrutiyet Osmanlıcası için bir çözüm, bir karşılık bulmak gerekiyordu. Bu hoş, zihni ve yaratıcılığı zorlayan bir işti. Hem de bütün kelime oyunları ve şarkıları nasıl çevirelim vs... Ama bize kalsa gerçekten zor olan Atay'ın anlatımının, dilinin bir 'araç' olmaktan öte romanın ta kendisi olmasıdır. Bu özellikle bizi kullanılan sözcükleri, cümlelerin yapısı, ritmi, uzunluğu vs. her zamankinden daha dikkatli okumaya itti. Atay her sözcüğü sanki büyük bir özenle metnin içine yerleşmiş.
H: Çok kolay oldu diyemeyiz; zor ve çok da keyifli bir süreçti. Dili oyun haline getiren, romanını dil etrafına döndüren, ironisi o kadar keskin olan bir yazarı çevirmek anadilinizin imkân ve imkânsızlıklarını araştırmanızı, sınırları oyunla aşmanızı zorladığı için zevklidir. Zorlukların en önemlisini Margreet dile getirdi; onun dışında Tutunamayanlar'ın roman dışı dünyaya yaptığı göndermeler meselesi var. Dünya edebiyatına olan göndermeler Hollanda okuru için anlaşılabilirken Türkiye tarihiyle ilgili bölümler için her zaman aynı şey söylenemez. Yazdığımız sonsözde Hollanda okuru için elzem olan tarihi bilgilere değindik. Diğer taraftan, Hollanda okuruna yabancı gelebileceği göndermelerden genç Türk okuru acaba ne kadarını anlıyor? Aşırı miktarda açıklama yapmayı sevmiyoruz, sonuçta roman, ansiklopedi değil.
H: Tutunamayan romanı gibi bir Hollanda romanı şimdi düşünemiyorum. Fakat tutunamayan insan, Hollanda okuruna hiç yabancı değil. Turgut ve Selim'in sıkıntıları, ikilemleri, irdeledikleri sorunları, öfkeleri, direnişleri, korkuları... Elbette, Hollanda'da da var.
H: Oğuz Atay'la ilgili birçok yazı makale taradık. 2007 yılında İletişim Yayınları'nın düzenlediği Oğuz Atay Sempozyumu'nun kitaplaşmış halini, Yıldız Ecevit'in yazdığı kitabı, Tutunamayanlar'da önemli bir rol oynayan romanları okuduk.
H: Ortak bir çalışma olduğu için uzun bir süreçte tamamlandı. Ön hazırlıklar dışında ve çeviri aşamasında çıkan başka işler dışında bir buçuk yıl gibi bir sürede tamamladık.
H: İki kişiyle çalışırken daha uzun sürüyor çeviri işi. Her konuda hemen hemfikir olamıyoruz elbette. İkimiz de her seferinde birbirimizin çevirisini okuyup değerlendiriyoruz. Diğer taraftan iki kişinin yaratıcılığına başvurulabilir. Kafa dengi, dili de sizinkine yakın olan bir meslektaşınızla çeviri yapıyorsanız iyi bir şey. Benim aklıma gelmeyen bir şey ortağımın aklına gelebiliyor ya da tam tersi. Önceden beri çalıştığımız için bizim için pek sıkıntı olmuyor.
D: Avantajları daha çok, yoksa yapmazdık... hele Tutunamayanlar gibi kompleks bir kitap konusunda birlikte çalışmanın avantajları daha fazla. Konuşarak, tartışarak ve öbürün fikrine danışarak daha güzel, daha uygun kararlar alınabilir kanımca. Tabii ki her iki çevirmenin çeviri stratejisi görüşleri birbirine yakın olmalı, yoksa olmuyor. Dezavantajları da var. En önemlisi de: birlikte çalışırken iş daha uzun sürer.
H: Oğuz Atay tanınmıyor. Önümüzdeki aylarda Oğuz Atay'la ilgili bir program yapmayı planlıyoruz. Umarım bu sayede Hollanda okurunun gözlerini Oğuz Atay'a çevirmiş oluruz.
D: İkimizin hazırladığı 2005'te çıkan bir Modern Türk Öyküsü Antolojisinde Atay'in bir öyküsü var: 'Demiryolu Hikâyecileri - Bir rüya'. Ve Hanneke bundan daha önce bir öyküsünü bir edebiyat dergisi için, biri de bir tiyatro grubu için çevirmişti. Hepsi o kadar. Demek henüz pek tanımıyor Hollanda Atay'ı. Umarız bu durum yakında değişecek!
H: Bir eleştirmenden çok olumlu bir mesaj aldık, yazısı Ocak ayında çıkacak. Güz döneminde çok kitap yayınlandığından, ayrıca bizim kitabımız oldukça hacimli olduğundan sıra var daha dergi ve gazetelerde gündeme getirilmesine.
H: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur adlı romanını çevirmekteyim.
D: Şu an Yaşar Kemal'in 'İnce Memed'i çevirmekteyim. Ondan sonrası için henüz kesin planlar yok.
Maalesef, kapak konusuna yayıncı karar verdi. Dolayısıyla bu tasarımın seçilmesinde etkili olan gerekçeleri bilemeyeceğim. Yayıncı, kitapevlerinde sergilenen yüzlerce kitabin içinde okurların dikkatini bu romana çekmek ister haliyle, o açıdan da belki başarılı bir seçim sayılabilir. İçerik açısından kitapla nasıl bir bağ kurulduğunu bilemiyorum, sanırım yayıncım benden daha iyi cevaplayabilir bu soruyu.






