Altın Palmiye ödüllü “Sınıf”ın öyküsünün Fransa'da geçiyor olmasının, bir kaç küçük teferruat dışında hiç bir önemi yok. Dünyanın her yerindeki eğitimcileri doğrudan ilgilendiren evrensel bir öykü bu. Özellikle de devletin unuttuğu, daha doğrusu -yüksek eğitim kalitesine sahip paralı kolejlerin ayırt edici özelliğini bozmamak adına- bilerek “gözden çıkardığı” kenar mahalle okullarında binbir sıkıntı içinde görev yapan lise öğretmenleri ve öğrencileri kaçırmamalı...
François ve öğretmen arkadaşları, Paris'in sorunlu mahallelerinden birinde hizmet veren, son derece düşük başarı profiline sahip bir lisede yeni eğitim-öğretim yılına büyük bir hevesle hazırlanmaktadır. Atılım yapmak için ödenek yoktur, devletin kuruma yönelik ilgisi zayıftır, bölgede güvenlik önlemleri yetersizdir. Fakat, öğrencilere karşı alabildiğine iyi niyetli olan genç öğretmenler, onlara mümkün olan en kaliteli eğitim ortamını sağlama noktasında hiç bir engel tanımadan deliler gibi çalışmaya başlarlar.
Günümüz Fransa'sının küçük bir modeli olan sınıfta, ülkenin yerlileriyle göçmenleri arasında sık sık kültür ve fikir çatışmaları yaşanmaktadır. Genç öğrenciler çoğu zaman eğlenceli ve yaratıcıdır; ancak zaman zaman ergenlik dönemine bağlı olarak takındıkları hoyrat tavırlar, zaten son derece düşük ücretlerle çalışan öğretmenlerinin hevesini kırmaktadır.
François, öğrencilerinin gayretli ve birbirine karşı saygılı olması konusunda ısrarcı bir öğretmendir. Resmiyetten uzak tutumu ve sınırsız açık yürekliliği, öğrencileri tarafından ilk aşamada büyük bir şaşkınlıkla karşılanır. Genç eğitimci, yöntemlerine karşı çıkan öğrencilerin meydan okumasıyla, koymuş olduğu bazı kuralları tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaktır.
İlginç bir rastlantı sonucu, 2008-Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi kılpayı kaçıran ve büyük finalde ona uzanan iki önemli film, bu hafta sonu ülkemiz sinemalarında aynı anda gösterimde…
Laurent Cantet'in “Sınıf”ı, Dardenneler'in “Lorna”sını altederek bu yılki Cannes'ın galibi olmuştu. Çağdaş eğitim sistemindeki açmazlardan öğrencileri birbirine düşüren ırkçılığa, iletişim araçlarıyla gelen kirli mesajların genç beyinlerde yarattığı tahribattan devletin varoş okullarına yönelik ilgisizliğine kadar yığınla önemli meselenin ele alındığı bu güzel filmin en önemli özelliği ise başrolündeki François Bégaudeau'nun gerçek bir öğretmen oluşu ve filme kaynaklık eden 2006 tarihli kitabın da yine onun tarafından yazılması…
Bu hafta sonunun, toplumsal sorunlar üzerine söyleyecek sözü bulunan “ciddi sinema” türü adına en önemli yapıtı. Öykünün Fransa'da geçiyor olmasının, bir kaç küçük teferruat dışında hiç bir önemi yok; çünkü dünyanın her yerindeki eğitimcileri doğrudan ilgilendiren evrensel bir öykü bu. Özellikle de devletin unuttuğu, daha doğrusu -yüksek eğitim kalitesine sahip paralı kolejlerin ayırt edici özelliğini bozmamak adına- bilerek gözden çıkardığı kenar mahalle okullarında bin bir sıkıntı içinde görev yapan idealist lise öğretmenleri ve hayat yolunda ilerlerken daha “en başta kaybetmeleri” istenen öğrencileri kaçırmamalı…








