
10 Kasım''ı bir yıl öncesinden izlediğimizde nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz, biraz onu merak ettim. Bir kez daha Atatürk''ün özel kalem memurlarından Haldun Derin''in “Çankaya Özel Kalemini Anımsarken” kitabını okudum.
İsmet Paşa''yı bir kalemde Başbakanlıktan azletmiş, yerine Celal Bayar''ı getirmişti Atatürk.
O İsmet Paşa artık yalnızdı.
Meclis''in çoğu üyesi İsmet Paşa''yla yan yana bile görünmek istemiyordu.
Atatürk ve İsmet Paşa''nın son görüşmesi 13 Nisan 1938''dir.
“Mutad Zevat (Devamlı Sofra arkadaşları)” İsmet Paşa''yı Atatürk''e yaklaştırmadılar. İsmet Paşa, hastalığının son aylarında Atatürk''ü ziyaret etmek istiyordu.
Arkadaşları “İstanbul''a gidersen canına kastedecekler” diyerek uyardılar Paşa''yı.
Yani bir daha hiiiç görüşmedi iki eski arkadaş.
Atatürk”ün “gelsin de helalleşelim” dediği Kazım Karabekir Paşa''yı bile görüştürmediler.
Ve daha nicelerini.
***
Atatürk''ün hastalığıyla ilgili gelişmeler halktan gizlendi hep.
Hatta şen ve şatır olduğuna dair resmen yalanlar bile uydurulmuş sevgili okurlar.
Mesela, “Cumhuriyet” gazetesinin 24 Ocak 1938 tarihli sayısında birinci sayfadan verilen haberde “Yalova Radyosu”nun bir bildirisi yer alıyordu.
Bildiri, “Cumhurreisimiz gayet sıhhatli ve pek neşeli idiler ve Yalova''da başladıkları istirahat günlerinden pek ziyade mennundurlar” ibaresiyle veriliyordu.
Oysa “Yalova Radyosu” diye bir radyo yoktu, resmen uydurmuşlardı arkadaşlar.
Atatürk Yalova''da Prof. Nihat Reşat Belger''e muayene olmuş, karaciğerinin üç parmak büyüdüğü belirlenmişti.
Haziran başlarında Fransa''da getirilen Prof. N. Fiessinger de Atatürk''ün en fazla iki yıl yaşayabileceği teşhisi koymuştu.
Hemen de ölebilirdi.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya''ya “Siz Cumhuriyetin selameti için icap eden tedbirleri şimdiden alınız” demişti Fiessinger.
Mesela Cumhurbaşkanlığına bir vekil atanarak devlet işleri yürütülebilirdi.
Böyle bir önleme gerek duymadılar.
Ama Mutad Zevat''ın İsmet Paşa muarızı olanları İsmet Paşa''yı devre dışı bırakacak girişimler başlattılar.
Başaramadılar.
***
Haziran başlarından itibaren Atatürk''ün halkla teması tümüyle kesilmişti.
Ahmet Emin Yalman 7 Ağustos''ta “Tan” gazetesinde Atatürk''ün istirahatinin uzamasından endişe ettiğini yazdı.
Hükümetin Atatürk''ün sağlığı hakkında bilgi vermemesinden yakındı.
Ne oldu biliyor musunuz sevgili okurlar?
Bakanlar Kurulu kararıyla Tan gazetesinin üç ay kapatılmasına karar verildi.
Atatürk''ün hastalığı 17 Ekimde yayımlanan bir bildiri ile resmen açıklandı.
Atatürk 10 Kasım sabahı vefat ettiğinde Mutad Zevat''ın da sonu geldi.
11 Kasım''da İsmet Paşa Cumhurreisi seçildi, CHP''nin “Değişmez Genel Başkanı” ünvanını aldı.
Ayrıca “Milli Şef”diye anılacaktı..
Tabii basın da bu değişime çok çabuk ayak uyduracaktı.
Mesela Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında şair Yusuf Ziya Ortaç''ın “İsmet İnönü” başlıklı bir kasidesi yer alıyordu.
Gazetenin sahibi Yunus Nadi ise “İsmet İnönü''ye ikinci Atatürk demekte tereddüt etmeyiz” diye yazıyordu.
Atatürk''ün özel kalem memurları “Kral Öldü, Yaşasın Kral” havasında cereyan eden gelişmeleri sessizce izliyorlardı.
Sonrası, Atatürk''ün unutturulmasıdır.
Etnografya Müzesi''nde terkedilen naaşının Anıtkabir''e taşınması için Kemalistlerin “karşı-devrim” diye niteledikleri Demokrat Parti''nin iktidara gelmesi gerekecekti.
Dünya böyledir işte.
Her zaman söylüyorduk. Bir takım yazarlar, gördükleri ve bildikleriyle değil, duyduklarıyla kalem oynatıyorlardı. Mesela “yüz dolar karşılığında başörtüsü takan kız öğrenciler” yalanı bu türdendi. Daha böyle kaç yalan var diye sıralamaya kalksak sayfalar yetmez. Mevcut sorunların tartışılıp çözüme bağlanmasını engelleyen bir kafa bu. Çünkü bu kafaya göre “başörtüsü sorunu” diye bir sorun yok. Kürt sorunu da yok, şu da yok, bu da yok.
Geçen okuduğum Claudio Magris''in “Tuna Boyunca” kitabında Komünist döneminde Bulgaristan''da araştırma yaparken Magris''e eşlik eden Bulgar rehberde de aynı kafaya rastlayınca nedense hiç yadırgamadım. Bulgarların milli yazarlarından Radickov bir hikayesinde çocukluk yıllarındaki mahalle arkadaşları Türkleri anlatmaktadır. Magris bu Türklere ne olduğunu sorar rehbere. Bulgar rehber şairin burada edebi serbestlikten yararlandığını, Bulgaristan''da hiç Türk olmadığını belirtir. Oysa o günlerde Batı basınında Türklerin isimlerinin Bulgar isimleriyle değiştirildiğine ilişkin haberler yer almaktadır.
Bulgar rehbere göre ise Bulgaristan''da Türkler yaşamadığı için azalan veya baskı altında tutulan bir azınlıktan söz edilemez. Magris bir başka hikayeyi de anlatır bize. Bu hikaye “Bay Omerik''in hikayesi”dir. Yugoslav monarşisi zamanında adı “Omerik” olan bir adam, İkinci Dünya Savaşı''nda Bulgar işgali sırasında “Omerov” adını almış, sonra Federal Yugoslayva''ya dahil olan Makedonya Cumhuriyeti''yle adı “Omerski” olmuş. Ama asıl adı Ömer''miş ve Türk''müş. Bizim rehber ise Bulgaristan''da sadece Bulgarların yaşadığında ısrarcıdır.
Bu kafayı geçelim de şu kafaya gelelim.. Görmediği halde görmüş, bilmediği halde bilmiş gibi anlatan yazarlara inanan kafalar da var arkadaşlar. Mesela “Hürriyet” yazarı Bekir Coşkun, Can Dündar''ın “Mustafa” belgeselini seyretmemiş, ama sanki birkaç defa seyretmiş de öyle yazmış. Can Dündar “abi filmi görmediğin halde nasıl bu kadar ağır yorum yapabiliyorsun” diye sorunca “Çok sevdiğim, güvendiğim insanlar filmi izledi, beni aradılar” diye cevap vermiş. Acaba daha kaç konuda duyduklarıyla yazılar yazmış Allah bilir. Hafife almayın arkadaşlar, Türkiye''de bilgiye dayanmadan yazılanları hakikatmiş gibi bağrına basan yüzbinlerce insan var. Ayşe Arman gibi bir gazeteci bile Bekir Coşkun''un “Mustafa” yorumundan o kadar etkilenmiş ki böyle bir film çektiği için Can Dündar''ı ayıplamış. Sonra gazeteci olduğunu hatırlayarak “Yahu ben manyak mıyım niye başkalarından etkileniyorum” diyerek gidip seyretmiş. Hiç de anlatıldığı gibi değilmiş. Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil''in “Mustafa” yorumları için “Bunlar bizimle dalga mı geçiyorlar” diye serzenişte bile bulunmuş Ayşe Arman. Hangi sorunun üstesinden gelemiyorsak işte bu kafaların yüzünden gelemiyoruz.. Atatürk''ün ''muasır medeniyet'' diye işaret ettiği düzeye ülkeyi ulaştıracak kafalar bu kafalarsa eğer, daha çookk bekleriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.