
Sadece filmlerde, romanlarda olur böyle şeyler zannediyorduk. En son Philippe Haim''in “Devlet Sırrı” filminde de benzer bir tema işlenmişti.
Askeri güçler veya istihbarat birimleri yeni ödenekler çıkartmak amacıyla komplolar düzenleyebiliyorlar.
1970''lerde Batı Almanya''yı sarsan sol radikal bir yer altı örgütü olan “Baader-Meinhof” hakkında çevrilen filmlerde de hep aynı tema işlenir.
Bu filmlere bakarsak, “Baader Meinhof” grubunu terörize etmek için ne gerekiyorsa yapılmış.
Devlet içinde bir güç kendi iktidarını ve politikalarını devam ettirmek için terörden istifade etmiş.
İç ve dış politikada hükümetlerin belli doğrultulara yönlendirilmesi demokrasilerde halkın algısının değiştirilmesine bağlı olduğundan komplolara başvurulduğu da bir vakıa.
Oluyor böyle şeyler.
***
Bizim yakın tarihimizde de örnekleri var bu tür provokasyon ve kışkırtmaların.
“İrtica geliyor”, “Komünizm geliyor” veya “Türkiye bölünüyor” başlıklarıyla açılan kampanyaların da belli yönlendirmelerin izlerini taşıdığı çok açık.
Anlamsız, saçma ve bir o kadar karmaşık ilişkiler içeren, gerçekte ne olup-bittiği resmi kaynaklar dışında hiçbir kaynakla teyit edilmeyen kimi karanlık olayların(Kubilay Olayı gibi) ikide bir medyatik kampanyalar eşliğinde gündeme getirildiği dönemler henüz mazide kalmış bile sayılamaz.
Darbelere meşruiyet sağlamak için şartları olgunlaştırmak gerektiği konusunda yapılan itirafları hatırlayalım.
Bu durumlarda at izi, it izine karışıyor, kimin eli kimin cebinde belli olmuyor.
Toplumu sarsan kimi suikast eylemlerinde de benzer yönlendirmelerin olabileceği tartışma konusu yapılabiliyor.
Gazeteci Cengiz Kapmaz, Abdullah Öcalan''ın “İmralı günleri”ni anlatan bir kitap yazmış.
Kitapta yer alan bir iddiaya göre, 2000 yılında kendisiyle görüşen heyetteki bazı komutanlar Öcalan''a, devlet tarafından “dikkate alınmak için” savaşı tırmandırmasını önermişler.
Öcalan''ı ikna edemeyenler, PKK''nın içinden birilerini ikna etmiş olabilirler miydi?
Çünkü son dönemdeki terör saldırıları tam da devletin politikalarında olumlu değişiklere gidilirken gerçekleşmişti.
Kuşkulu durumlar var ve elbette bu kuşkular aydınlanmalı.
***
“Özdemir Sabancı Suikasti” sanığı Mustafa Duyar''ın cezaevinde evlendiği eşine anlattığı bazı olaylar basında yer aldı.
Tenakuza bakar mısınız, “Devrimci Sol” örgütüne mensup olan Duyar, suikastin ardından yurt dışına kaçtığında “Abdi İpekçi Cinayeti”ne adı karışmış olan Sağcı bir kişiyle aynı evde kaldığını anlatmış eşine.
Duyar, Sabancı Suikasti''nin örgütün amaçlarıyla örtüşen bir eylem olmadığına dair kuşkularını da paylaşmış eşiyle.
Kimin eli, kimin cebinde belli değil derken kastettiğim olaylardan biri budur.
Medyanın teslim alındığı önceki ortamlarda işin arkası değil, ne gösterilmek istemiyorsa o gösteriliyordu.
Şimdi bu tür iddiaların konuşuluyor olması bile çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini gösteriyor.
Artık kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilindiği bir Türkiye''de yaşamak istiyoruz.
Karanlıklarla çevrilmiş bir ülkede yaşamayı hak etmiyoruz.
Oktay Ekşi, “Basın Konseyi” başkanlığı''ndan istifa ederek CHP''ye katılmıştı. Yerine de Orhan Birgit getirilmişti.
Birgit''in hem Ekşi''den daha yaşlı, hem de ondan daha eski bir CHP''li olduğunu yazmıştım.
1940''lardan beri CHP içinde önemli bir mevkiye sahip olan Birgit''in yarım bıraktığı hatıralarını yazmaya devam etmesinin daha uygun olacağını ifade etmiştim.
Birgit''in siyasi kişiliğinin gazeteciliğinden önde geldiğini de vurgulamıştım.
Orhan Birgit aradı ve itiraz etti..
“12 Eylül”den sonra CHP''den ayrıldığını vurgulayarak “Artık CHP''li değilim. Ben sadece gazeteciyim. Ne kimsenin karşısındayım, ne de kimsenin karşısındayım” dedi.
Basın Konseyi''ni daha iyi bir yere getirmek için başkanlığı üstlendiğini, ağır aksak gitse de hatıralarını yazmaya devam ettiğini söyledi.
Aramızda hoş bir sohbet geçti, yeni görevinde başarılar diledim ben de.
1917''deki Bolşevik-Komünist Rus Devrimi''nin lideri olan Lenin 1924''de öldüğünde cesedi mumyalanarak Moskova''da Kızıl Meydan''da bir mozeleye konulmuştu. “Lenin Mozolesi”, Rusya''ya yapılan resmi ziyaretlerde ilk uğrak yeriydi. Gerçi Lenin, öldükten sonra kendisine bir anıt yapılmamasını istemişti ama Bolşevikler hem anıt yapmışlar hem de Sovyet Rusya''nın bütün şehirlerini büst ve heykelleriyle donatmışlardı. “Lenin Mozolesi” Sovyet Rusya''yı temsil eden bir simge olmuştu.
“Berlin Duvarı” yıkıldıktan sonra Doğu Avrupa''daki komünist rejimler de birbiri ardınca devrilmişlerdi. Bu ülkelerde eski rejimi simgeleyen heykeller ve büstler ortadan kaldırılmış, cadde ve sokak isimleri de değiştirilmişti. Aynı şey Sovyet Rus rejimi çöktükten sonra Rusya''da da yaşanmıştı. Stalin ve Lenin büstleri bir bir ortadan kaybolmuştu. Hatta yerinden sökülerek denize atılan Lenin''n ahşap büstlerinden biri bizim Karadeniz kıyılarına vurmuştu. Bizimkiler de büstü bir müzeye kaldırmışlardı. Azerbaycan''a yaptığım seyahatte Bakü pazarlarında eski rejime ait armalar, paralar, madalyalar sakız fiyatına satılıyordu. Hatıra olsun diye üzerinde Lenin''in resmi bulunan madalyalardan bir tane de ben almıştım.
Moskova Kızıl Meydan''daki Lenin Mozolesi, rejim çöktükten sonra resmi ziyaretler için kullanılan bir anıt özelliğini kaybetmişti. Turistler için ziyaret edilen ilginç bir anıt olarak kalmıştı sadece. Şimdi Ruslar mozelede Lenin''den geriye kalan naaşını kaldırıp kaldırmamayı tartışıyorlarmış. “Lenin''i toprağa mı gömelim yoksa başka bir yere kaldırıp öyle mi muhafaza edelim” şeklinde bir tartışmaymış bu. Hatta bir de anket yapmışlar. Lenin''in gömülüp gömülmemesi konusunda görüşler muhtelif ama mozolenin artık Rusya''yı temsil etmediği gibi bir sonuç çıkmış anketlerden.
Lenin eski rejime ait bir simge olarak görülüyor ve anlaşılan o ki Ruslar bu simgeyi tarihe gömmek istiyorlar. Eski Rusya''nın “Lenin Mozolesi” yapmak ne kadar haklarıysa, Yeni Rusya''nın da bu mozeleyi kaldırmak istemeleri o kadar hakları tabii. Lenin Mozolesi Eski Rusya''nın(Çarlık Rusyası) tarihe gömüldüğünü gösteren bir anıt olarak Yeni Rusya''nın simgesiydi. O Yeni Rusya da “Eski Rusya” oldu. Hayat devam ediyor, tarih kırılmalarla ve savrulmalarla kendi yolunda ilerliyor, durum budur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.