
Merhum Turgut Özal "Af, Kürtçe Tv ve anayasal vatandaşlık" dahil planladığı çözümleri hayata geçiremeden vefat etmişti.
Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Başbakan Süleyman Demirel oturmuştu.
Başbakan yardımcısı Erdal İnönü de Başbakanlığa vekalet ediyordu.
Genişletilmiş bir pişmanlık yasası hazırlanmıştı, böylece PKK''nın dağdan indirilmesi öngörülüyordu.
Kararnamenin yayımlanmasına sadece saatler kalmıştı.
Tam da böyle bir zamanda, terhis edilen 33 silahsız erin hayatını kaybettiği Bingöl saldırısı vuku buldu.
Pişmanlık yasası askıya alındı ve her şey eski haline döndü.
Şimdi de "Silvan Saldırısı"yla benzer bir şok yaşıyoruz.
PKK''yı kontrol ettiği zannedilen Öcalan''ın yaptığı ''olumlu'' açıklamaların örgüt nezdinde ne kadar karşılık bulduğu bu saldırıyla anlaşıldı..
Öte yandan "Bingöl", "Reşadiye" ve "Silvan" saldırıları arasında bir benzerlik dikkat çekiyor.
Her üç saldırı da PKK ve bir takım karanlık güçler arasında işbirliği şüphesini derinleştiriyor.
Etnik milliyetçi bir örgüt olarak PKK''nın uzlaşmadan ve diyalogdan yana olmadığını bu saldırılar bir kez daha kanıtlıyor.
Öte yandan "Yeni Türkiye"nin koordinatlarını bozmak isteyen güçler de böyle bir sorunun gündemden düşmesini istemezler.
Sistemin değişmesinden büyük kayıplara uğradıklarını düşünenler de hükümetin zayıflatılması için PKK ile işbirliği içerisinde olabilirler.
Bu iddia da öteden beri, özellikle "Ergenekon Soruşturması" kapsamında sıkça dile getiriliyor.
18 yıl önceye, yani 24 Mayıs 1993 gününe dönelim ve Bingöl saldırısının devletin zirvesinden nasıl algılandığına bir bakalım isterseniz..
Gazeteci Cüneyt Arcayürek Bingöl saldırısıyla ilgili olarak 25 Mayıs günü Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı özel görüşmeyi şöyle anlatır:
"ARCAYÜREK: Peki 30 kişinin katli emrini veren kim? Apo mu?
DEMİREL: Apo! Alçağın teki Apo.. Adam diyor ki; ''ben dünyayı kandırmaya çalışıyorum''. Hani ''ben adım attım da, Türkiye adım atmadı'' dedirtecek. Haziran başından itibaren de harekete geçecek diye orta yerde bazı emareler var, biz bunları biliyoruz zaten. Akşam konuştum ben bunları.
ARCAYÜREK: devlet her olasılığa göre hazır olmaz mı hiç?
- Bunlar kaç kişi, nerede, hepsini biliyor devlet.
ARCAYÜREK: Biliyor, değil mi?
- Evet, hepsini biliyor. Yani ben de üzülüyorum. Dağlarda birtakım insanlar. Genç insanlar. Kurşunlanmış yerde yatıyor. Askerler şehit olmuş, yerde yatıyor. Yani şu manzarayı bir düzeltebilir miyiz?
ARCAYÜREK: Evet, işte düzelttik. Sonuç 30 şehit daha.
-Çok kötü oldu.
ARCAYÜREK: İşin içinde hem Apo var, hem de belki de barış yoluyla düzeltilmesini isteyenler de... Barış yoluyla işin düzeltilmesini istemeyenler de yapmış olabilir.
-Daha çok -işin içinde-Apo var.
ARCAYÜREK: Tabii bunların telsiz konuşmalarını filan biliyorsunuz?
-Devletin bilmediği bir şey yok. Fakat bunlar pusuya yatıyor. Devlet bunların peşinden gelinceye kadar kayboluyorlar. Ama güvenlik güçleri bu sefer kayıp mayıp etmezler.
ARCAYÜREK: Yok. Zaten gelen haberlere göre çevirmişler bunları. Kıskaca almışlar. 7''sini de temizlemişler.
-Bir şey bırakmazlar. Artık halk da bir şey demez.
ARCAYÜREK: Barış mıdır nedir, onu son aşamaya getirdiniz..
-Çok da güzel getirdik.
ARCAYÜREK: Galiba bu gece ilan ediyordunuz ve bu iş bitiyordu?
- Evet, evet. Bugün biraz evvel ben imzalayacaktım. Mükerrer Resmi Gazete''de çıkacaktı.
ARCAYÜREK: Demek o kerteye gelmişti?
-Her şey bitmişti. Dün ''Getirin bana kararnameyi imzalayayım'' dedim. Bir tek Doğancan Akyürek yoktu burada. Sabahleyin ona gönderdik, İstanbul''a. Bu saatlerde gelecekti, imzalayacaktım.
ARCAYÜREK: Bitiyordu iş demek ki.. Peki askerler?
- Çok bozuk. Burunlarından soluyorlar..
ARCAYÜREK: Artık onları kimse tutamaz.
- Eh, artık!
ARCAYÜREK: Operasyon iznini de almışlar hükümetten?
- Ee, mecburen. Dün zaten bunlar MGK''da konuşuldu.
ARCAYÜREK: Yani manzara biraz belli miydi efendim?
-Hayır, hayır, ama bölgede birtakım toparlanmalar var, esasen bunların üzerine varılacaktı. Buydu mesele. Yalnız bunların adamlarını bir süre önce öldürmüşler.
ARCAYÜREK: Öyle mi?
-Müfrezeye ateş etmişler. Onlar da, onları biçimlemişmiş.
ARCAYÜREK: Evveet!
-Onun intikamını alıyorlar akılları sıra.
ARCAYÜREK: İntikam alma neye mal oluyor, farkındalar mı? Ölümlere mal oluyor. Katliamı işitince nasıl şok olduk bilemezsiniz.
-Nasıl güzeldi sonuç
ARCAYÜREK: Siz nasılsınız?
-İspanya Kralı''nı karşılamaya gidiyorum. (Gülüyor)"
Görüşme böyleydi.
Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, aradan 28 yıl geçti, Kürt sorununun çözümlenmesi için son dört beş yılda epey mesafe kaydettik ama anlaşılan o ki bu sorunun milletimizin bağrında sürekli kanatılan bir yara olarak kalmasını istiyorlar.
Büyük milletimizin asli unsurlarından olan Kürt kardeşlerimiz de bu gerçeği görüyor olmalılar.
PKK''nın barışa giden yolu açmak gibi bir derdi yok.
1970''lerden beri Kürt siyasi hareketinin içinde olan Kemal Burkay''ın ifade ettiği gibi PKK''nın böyle bir derdi olsaydı, tek yanlı bir karar alarak silah bırakırdı.
Bunu yapmadı PKK ve yapamaz.
Çünkü PKK''nın gerçekte iplerinin kimlerin elinde olduğu belli değil.
Mardinli, Silvanlı, Şırnaklı, Hakkarili Kürt gençlerinin elinde olmadığı çok aşikar.
Bu anlamsız savaşta hayatlarını kaybedenler Kürt gençleri ama silah bırakmaya karar verecek olanlar bu gençler değil.
Tuhaf değil mi?
Eğer bu ülkede bir "Kürt baharı" gerçekleşecekse bunun muhatabı PKK ve uzantısı sivil siyasi güçler olacaktır.
Çünkü, nihai çözüme yanaşmayan PKK.
Kimler yanaştırmıyor, ipin diğer ucunda kimler var, bilmek istiyoruz artık.
"Radikal" gazetesinden Murat Yetkin 2009''da kaleme aldığı "33 er olayının Ergenekon''la ilgisi" başlıklı yazısında tanık olduğu bir gelişmeyi şöyle anlatır:
"Başbakan vekili Erdal İnönü ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ile birlikte bir gün önce, 24 Mayıs 1993 günü Elazığ-Bingöl karayolunda tuzağa düşürülerek katledilen 33 erin ilk olay yeri soruşturması için bölgeye giden bir grup gazeteciydik. Hemen brifing salonuna davet edildik. Önce Olağanüstü Hal Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Necati Özgen bir giriş yaptı. Sonra da ayrıntıları anlatmak üzere sözü, üzeri kırmızı, mavi siyah ok ve kesik çizgilerle dolu büyük ölçekli bir haritada, elindeki çubukla göstererek bilgi verecek bir istihbarat subayına bıraktı.
Asker taşıyan otobüs Bingöl''den Elazığ''a doğru yola çıkmıştı. Zırhlı muharebe araçları ona eşlik ediyordu. İl sınırına gelince, Elazığ''a bağlı zırhlı araçlar korumayı alacaktı. Birleşme noktasına bir süre kala bir ilden gelen zırhlı araç dönüyor, diğer ilden gelen aracın otobüsü teslim alması da belli bir süre alıyordu. Tam il sınırında otobüs kısa bir süre korumasız kalıyordu. İşte saldırı tam il sınırında, otobüsün korumasız kaldığı o kısa sürede yapılmıştı.
Ortada akla sığmayan, ikna edici olmayan bir şeyler vardı.
Arka sıralardaydım. ''Orada boşluk olduğunu nasıl biliyorlardı?'' diye bir soru sordum.
Sunumu yapan subay duymazlıktan geldi, ''Arz ederim komutanım'' diye brifingin sona erdiğini duyurdu.
Soruma yanıt alamamıştım. Yanında durduğum radyatörün borusuna tutunup üzerine çıktım. ''Affedersiniz, soruma yanıt alamadım'' diye yüksek sesle kendimi gösterdim. Subay ''Soru yok'' dedi.
Erdal İnönü rahatsız oldu, Orgeneral Güreş''e döndü, ''Soru sorulmayacak mı?'' diye sordu.
Güreş arkaya döndü ''Kim soruyu soran?'' dedi. El kaldırdım, ''Orada boşluk olduğunu nasıl biliyorlardı? İstihbarat hatası mı, güvenlik hatası mı var?'' diye sorumu yineledim. Güreş, subaya döndü, ''Cevap ver bakalım'' dedi.
İkna edici bir cevap yoktu. Güreş sinirlendi. Kalktı, Korgeneral Özgen''in kolunu tuttu, ikisi birlikte koridorun sonundaki bir odaya kapandılar. İnönü''nün canı da iyice sıkılmıştı."
Yetkin''in sorguladığı bu husus dönemin Cumhurbaşkanı ve hükümetinin kafasına takılmamış nedense.
Benim de kafam buna takılıyor.
Kemal Burkay''ı bilir misiniz.. 1970''lerde illegal olarak kurulan ilk sosyalist Kürt partisinin lideriydi.
"PKK" diye bir örgüt henüz yoktu o zamanlar.
Zaten PKK 1970''lerin sonlarına doğru ortaya çıktığında Burkay''ın liderliğini yaptığı harekete de savaş açmıştı.
Kürt sosyalist partisinin "Roja Welat" adında bir de yayın organı vardı.
PKK''lılar Burkayların grubunun bazı önde gelen üyelerini de öldürmüşlerdi.
Bu yüzden Burkay grubu, PKK''yı Türk ve Kürt devrimcilere savaş açan bir "karanlık örgüt" diye nitelemişti.
Burkay 1980 darbesinden önce yurt dışına çıkmıştı.
Ilımlı bir Kürt aydını olarak dikkat çeken Burkay 30 yıldır sürgünde yaşıyor ve geçenlerde Türkiye''ye döneceğini açıkladı.
Silvan kırsalında 13 erimizin hayatına mal olan saldırıyı "Özal''ın silahları susturmak ve çözüm yönünde adım atmak için 1993''te başlattığı süreç de aynen böyle sabote edilmişti" diye karşılamış Burkay
Kemal Burkay, iki yıl önce gerçekleşen "Reşadiye saldırısı"nı da 1993''teki Bingöl saldırısına benzetmişti.
"Zaman" gazetesinde yayımlanan bir röportajda Burkay, Reşadiye Saldırısıyla ilgili olarak şunları söylemişti:
-Türkiye şehit haberleriyle sarsılıyor. Bir yerlerde Molotof kokteylli saldırılar oluyor, askerlere pusu kuruluyor. En son Tokat Reşadiye''de şehit edilen askerler... Cumhurbaşkanı Gül, son gelişmeleri değerlendirirken "Ne zaman çözüm konuşulsa bir yerlerde patlamalar oluyor" diyor. Bu son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Sayın Cumhurbaşkanı''nın dediklerine katılıyorum. Reşadiye olayı da bana göre bir provokasyon. Başbakan da aynısını söylemiş ve "Tertip ve provokasyon" demişti. Benim bunda hiçbir kuşkum yok. Olay, 1993''deki 33 askerin öldürülmesi olayına aynen benziyor. Biliyorsunuz, o dönemde de bir yumuşama süreci vardı ve Özal eliyle başlatılmıştı. Silahların susturulması amaçlanıyordu, Kürt sorununa bir çözüm bulunması amaçlanıyordu. Hem iç hem de dış kamuoyunda umutlar belirmişti. Gerçekten de çok iyi bir ortam oluşmuştu. O süreç 33 askerin ölümüyle birlikte bıçak gibi kesildi. O zaman da bu olayın bir provokasyon olduğunu düşünmüştüm ve nitekim bizim o dönemde Öcalan ile bir protokolümüz vardı, telefon irtibatımız da vardı. Önemli durumlarda birbirimize telefon açabiliyorduk. Bu olaydan sonra ben kendisine telefonla bu 33 askerin öldürülmesi olayını sormuştum ve bu olumlu havanın, 33 askerin öldürülmesiyle birlikte bozulduğunu söylemiştim. Bunu niye yaptıklarını sorduğumda bana aynen şunları söyledi: "Benim de haberim yok ama sahip çıkmak zorunda kaldım."
-Bunları bizzat Öcalan mı söylemişti size telefonda?
Evet, tabii.
-Askerleri aslında kimlerin öldürdüğünü söyledi mi peki?
Onu söylemedi, ben de sormadım kendisine. Sadece bu sürece zarar verdiğini söyledim ona. O da sahiplenmek zorunda kaldıklarını ifade etmişti. Ben Öcalan''ı şahıs olarak iyi tanıyorum. Bence o konuda doğru söylüyordu. Yani saldırılardan onun bile haberi yoktu. Ama neticede o zamanki yumuşama dönemi bıçak gibi kesilmişti. Ben o dönemde Avrupa Parlamentosu''nda bir konuşmak yapmak için davet edilmiştim, bu olaylardan 2 gün sonra bir konuşma yapmıştım. Bu 33 askerin katli olayı büyük tepki oluşturmuştu. Hem iç hem de dış kamuoyunda dönemin hükümetince demokratik bir çözüm bulunması yönünde olumlu bir beklenti vardı. Özal da çözüm yanlısı bir insandı ama o provokasyon ile çözüm kesintiye uğradı. Savaş yeniden hızlandı ve çok kanlar döküldü yine.
- 1993''te 33 erin şehit edilmesi meselesini Öcalan''ın "Üstlenmek zorunda kaldığını" söylediğini aktardınız. Peki, bugünkü olaylarla birlikte geçmiş olayları da göz önünde bulundurursak, bu işin asıl failleri kimler sizce?
Benim düşüncem şu; o dönemde ateşkesle birlikte çözüm yönünde çabalar başladı ve savaş yanlısı çevreler sıkıştılar. Hem içerde, hem de dışarıda savaşa şartlanmış olanlar, bundan menfaat umanlar... Hem militarist kesimden, hem de bu durumlardan faydalanmak isteyen dış mihraklar. İşte bunlar, el birliğiyle bunu sabote etmeye çalıştılar ve ettiler de.
-Bu nasıl yapıldı peki?
Bir kere, bu 33 asker korumasız olarak gönderildi Bingöl''e ve Bingöl yakınlarında yolları kesildi. Ordu aynı dönemlerde operasyon yapmaya devam ediyordu. Yani yumuşama süreciyle hiç de uyuşmayan bir şekilde. Bingöl çevresinde köyler yakılıyordu, siviller öldürülüyordu... Şimdi böylesine bir ortamda o kadar asker, 33 asker korumasız bir şekilde otobüsle gönderiliyor? Üstelik, uçakla gönderilmeleri istendiği halde, bu yönde bir karar olduğu halde. Ben bunların kurban olarak PKK''ya teslim edildiğini ve PKK''nın içinde irtibatta oldukları kimselerle bu cinayetin, bu akıl almaz cinayetin işlendiği kanısındayım. Sonradan ortaya çıkan kanıtlar da bu kanımı destekledi. Bizzat o saldırıdan yaralı olarak kurtulan askerlerin verdiği bazı bilgiler var. Yani bu olayın üzerinde çok ciddi kuşkular var. Bu işin önceden planlandığı, bu insanların süreci sabote etmek için kurban seçildikleri ve planın çok acımasızca, vicdansızca olduğu anlaşılıyor."
Korkunç iddialar bunlar ve elbette ipin ucunu yakalayana kadar bu işin peşini bırakmamak gerekiyor.
Hayatlarını kaybeden binlerce vatan evladına bir vefa borcudur bu.
Bu borcu ödemek yükümlülüğü devletin boynundadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.