Dünyanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Wikileaks hayaleti

00:005/12/2010, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Abdullah Muradoğlu

1848''de Karl Mark ve Friedrich Engels''in birlikte yazdıkları “Komünist Manifesto”nun ilk cümlesi şöyle başlıyordu:“Avrupa''nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti. Yaşlı Avrupa''nın Papa''dan Çar''a, Metternich''ten Guizot''ya, Fransız radikallerinden Alman polislerine kadar bütün güçleri, bu hayaleti kovmak için kutsal bir ittifak yaptılar.”Aynı içerik ve etkide olmasa bile Wikileaks hayaleti de Amerika''nın üzerinde dolaşmaktadır.Yüzbinlerce gizli Amerikan belgesini elinde tutan

1848''de Karl Mark ve Friedrich Engels''in birlikte yazdıkları “Komünist Manifesto”nun ilk cümlesi şöyle başlıyordu:

“Avrupa''nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti. Yaşlı Avrupa''nın Papa''dan Çar''a, Metternich''ten Guizot''ya, Fransız radikallerinden Alman polislerine kadar bütün güçleri, bu hayaleti kovmak için kutsal bir ittifak yaptılar.”

Aynı içerik ve etkide olmasa bile Wikileaks hayaleti de Amerika''nın üzerinde dolaşmaktadır.

Yüzbinlerce gizli Amerikan belgesini elinde tutan Wikilieaks, Amerikalılarla gizli işler çeviren devletler için de ürküntü duyulması gereken bir karabasan niteliği taşıyor.

İrlandalı yazar James Joyce''nin “Ulysses” romanının baş kahramanı Stephen Dedalus, “tarih, içerisinden uyanmaya çalıştığım bir karabasandır” demişti. Wikileaks da, içeriğinin yayımlanmasından korkuya kapılanlar için, içerisinden uyanmaya çalıştıkları bir karabasan değil midir?

BİR VEBA GİBİ KORKUTUYOR

Wikileaks''ın arkasında kimler var ve amaçları nedir, belli değil ama sanki 21. yüzyılın bir vebasıymış gibi, başta Amerika olmak üzere devletler, Wikileaks''ın kendi topraklarına sızmaması için karantinalar uyguluyorlar, gazetelere ve televizyonlara bu belgeleri yayımlamamaları için ricacı oluyorlar.

Wikileaks''ın devletler arasında savaşlar çıkaracak nitelikte belgelere sahip olduğu sanılıyor. Böyle bir kuşku içleri kemiriyor. Öyle ya ucundan yayımlanan kimi belgelerde filan devlet başkanı, falan devletin başının koparılmasını istemiyor muydu?

Komünist Manifesto 1848''de Almanca basılarak sokaklarda dağıtılmasından bir iki hafta kadar sonra Avrupa baştan aşağı devrimlerle çalkalanmıştı. İmparatorlukları sarsan ayaklanmalar yeni bir çığırın açıldığı zannına kapılmışlardı ve haksız da sayılmazlardı.

1789 Fransız devriminin açtığı çığır, bir başka çığırla devam ediyordu. Gerçi sözkonusu devrimler başarısızlıkla sonuçlanmış, Manifesto da gözden düşmüştü. İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm''ın dediği gibi, Manifesto''nun ilk etkisi sadece Almanca okuyanlar için sınırlı kalmıştı.

Bugün için manifesto, 1848''deki tarihsel anı, aynı sıra kapitalistleşmenin ve sanayilemenin doğurduğu çarpıcı tezatları betimleyen bir belgedir.

WİKİLEASK KAPİTALİZMİN ÇOCUĞUDUR

Komünist Manifesto ile Wikileaks arasında bir başka tarihsel bağlantı daha var. Mark, kapitalizmin hegemonik yayılmasının bir dünya kültürü oluşturduğuna dikkat çekmişti. Wikileaks, kapitalizmin bir çocuğudur. İletişim teknolojisi sayesinde Wikileaks, dünyanın her tarafında yüzünü göstermektedir.

Manifesto''yu yayımlayanlar belliydi, çağı tanımlayan süreçler ve güçler belliydi ama Wikileaks için aynı şeyi söyleyemiyoruz, içinden ne çıkacağını hiç kimse bilemiyor. Bugün Almanya üzerinde, yarın Fransa üzerinde, kimbilir öbür gün de İsrail''in üzerinde kendini gösterebilir.

Sadece tahminlerde bulunuyoruz, elimizdeki karmaşık ve esrarengiz bir öyküden anlamlar çıkarmaya çalışıyoruz.

KILIÇLA KURTARICININ BAŞARISIZLIĞI

Şurası bir gerçek, dünyanın iplerini güç ve zorbalıkla elinde tutmaya çalışan bir savaş makinesinin dişlileri arasına girmiş bir çelik kıymıktır Wikileaks. Makine homurdanıyor, dönmeye çalışıyor. Soğuk savaş döneminin yarattığı bu makine, kendi kendini yiyip bitiren bir tiran gibidir. Ve tarihe baktığımızda dünyayı zorbalıkla yönetmek isteyen her savaş makinesi, her işgalcı askeri güç eninde sonunda kendi kendini tahrip etmiştir.

Meşhur tarih filozofu Arnold Toynbee, oniki ciltlik “Tarih Etütleri” eserinde kılıçla kurtarıcının başarısızlığını çarpıcı örneklerle anlatır. Sonuç, sözkonusu militer güçler için korkunç bir yıkımdır. Yine Toynbee''ye göre, önceden kendi kendini yıkan sonuçlara yol açtığı bilincinde olmayan ulusların, silahlanmış oldukları için, aralarındaki anlaşmazlıkları savaşa başvurmadan çözünceye dek, ellerinde militirazmi başarızlığa uğratacak imkanlar vardır.

Bakın Toynbe ne diyor sevgili okurlar:

“Gerekli olan, dünyanın barışçı halklarının, ortak güvenlik ve anlaşmalarını iteleyen ya da bozan birinin el uzatamayacağı yeterli bir güç ve tutkunlukla isteyerek bir arada gelmeleridir. Kendine başarısızlığı yargılı her saldırıyı karşılamada güçlü ve üstün bir etkiye sahip olan barışın bu koruyucu gücü, aynı zamanda, yetkisine meydan okumak isteyenin kışkırtmasından sakınması için, gücünü kullanırken adaletli ve akla yatkın olmalıdır.Çok büyük olmasına karşın bu görev, güçlerimizi aşamaz. Eskiden insanlığın, bağımsız ve egemen devletleri, bile bile, bir birlik altında toplayarak elde ettiği başarılar, büyük politik yapıtı gerçekleştirmek için şimdi bize gerekli teknik ve deneyime sahip olmanın güvencesini vermektedirler. İstersek bunu elde edebiliriz. Yazgımız bize bağlıdır”

BİR YANIT DEĞİL BİR SORUDUR

Obama, Yeni Dünya''nın küresel aktörlerinin desteğiyle Başkan seçildiğinde herkes bu makinenin kendini yeni şartlara uyarlayabileceği hissine kapılmıştı. Obama, algıları eski dönemden beslenen bir büyük bürokrasisinin içerisinde buldu kendini. Öyle bir dışişleri bürokrasisi ki bu, Ortadoğu''da bu bürokrasi Amerikan ulusunun çıkarlarından ziyade İsrail''in çıkarlarına kendisini endekslemiş görünüyor. O halde kim ne derse desin, Wikileaks Amerikan bürokrasisi için algı değiştirici yahut çamaşır makinelerinde kullandığımız kireç bozucu bir madde olarak anlaşılabilir. Wikileaks sopasıyla hizayla getirilmesi düşünülen bir bürokrasiden söz ediyoruz.

Soğuk savaş döneminin casusluk romanlarının ustalarından John Le Carree''nin “Son Casus” romanında şöyle bir diyalog geçer:

“Tom, oğlum, kimi zaman bir şeyin nedenini öğrenmek için onu yapmak zorunda kalırız. Eylemlerimiz kimi zaman yanıt değil bir sorudur.”

Wikileaks bağlamında bu soru şimdilik Amerikan dışişleri bürokrasisinin başındaki Hillary Clinton''a sorulduğunu varsayabiliriz. Wikileaks''ın rahatsız ettiği devletlerden özür dileyen de Hillary Clinton değil midir?

Bu soruya nasıl bir yanıt verileceğini, Hilary''in yerinde kalıp kalmayacağını, Obama''nın elinin rahatlayıp rahatlamayacağını ilerleyen süreçlerde göreceğiz.

Yanıt verilmediği sürece Wikileaks hayaletinin Amerika''nın üzerinde durmaya devam edeceği aşikar.

İngilizler de ABD''lileri aratmamışlar

Yayımlanan belgelerden elde ettiğimiz izlenime göre Wikileaks belgeleri Amerikan elçiliklerinin çalışma tarzını da bize göstermektedir. Belgelerde Amerikan elçiliklerinin, çeşitli devlet adamları arasında gerçekleşen görüşmelere ilişkin mahrem bilgileri de değerlendirdikleri görülüyor. Bu değerlendirmelerin kimisi sığ, kimisi önyargılı, kimisi de gerçeklerden kopuk. Dedikodular, kulis bilgileri, hedef saptıran değerlendirmeler cabası.

Benzer belgeler, 1979''da Amerika''nın Tahran Büyükelçiliği''nin İranlı devrimciler tarafından basılması sırasında da ele geçirilmişti. Belgelerin Türkiye''ye ilgili kısmı 1990''ların başında “CIA Belgeleri” başlığıyla Türkiye''de yayımlanmıştı. Bu belgelerde de Amerikalıların başta Bülent Ecevit olmak üzere dönemin siyasi figürlerine dönük, psikolojik tahliller de içeren biyografik bilgilere yer verilmişti.

Bunun bir örneğine Doç. Dr. Bülent Özdemir''in “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında İngiliz İstihbarat Raporları''nda Fişlenen Türkiye” isimli araştırmasında rastlamıştım.

Özdemir 2005 yılında Amerikan Milli Arşivi(NASA)''de Süryaniler üzerine bir araştırma yaparken bu belgelere rastlamıştı. Georgetown Üniversitesi kütüphanesinde araştırmalarını sürdürürken, 1. dünya savaşı yıllarında Amerika''nın Halep Konsolosluğu''nu yapan Cornelius Van H. Engert''in özel evrakıyla karşılaşmıştı. Engert''in klasörünü karıştırırken hizmete özel olarak hazırlanmış bir kitapçık görmüştü. Üzerinde “Personalities: Turkey” yazıyordu. İngiliz istihbaratının 1917 yılı itibariyle Osmanlı İmparatorluğu''nda yaşayan önemli kişiler ile ilgili istihbarata dayalı kısa biyografik bilgilerden oluşuyordu bu belgeler. Belgelerde Wikileaks''te olduğu gibi kişiler hakkında psikolojik ve karakter tahlilleri de yer alıyordu.

Özdemir bu belgelere İngiltere Milli Arşivi''nde 1. dünya savaşı ile ilgili değişik fonlarda rastladığı önemli şahıslarla ilgili biyografik bilgileri de ilave ederek sözkonusu araştırmasını yayımlamıştı. Kitabınının ikinci bölümünde Özdemir ayrıca aynı dönemde İngilizlerin Güneydoğu Anadolu, Irak ve Suriye''deki aşiretler ve liderleri, dini liderler ve siyaset adamları hakkında topladıkları bilgilerin yer aldığı belgelere de yer vermişti. Özdemir''in araştırmasından anlaşıldığı gibi, dönemin Amerikası İngiltere''de elçilikleri ve konsoloslukları aracılığıyla Wikileaks''ın ifşa ettiği belgelerde yer alan türden bilgiler toplamışlardı.

Fişlenen Türkiye kitabında yer alan belgelerde yüzlerce önemli ismin etnik kökeninden tutun da siyasi tutumlarına ve karakterlerinin nitelikleri de yer alıyordu. Hiç kuşkusuz bu belgelerde yer alan bilgiler de, bu bilgileri kaleme alanların niteliklerine göre şekillendirilmişti. Kimi doğru, kimi yanlış bilgilerdi bunlar.

Mesela Prens Sebahattin için, “İngiltere sempatizanı ve vatansever bir Türk; fakat güvenilmeyecek kadar zayıf biri. Türk hükümetini iktidardan düşürmek için çalışmakta. Zengin fakat kişisel kapasitesi düşük” deniliyordu.

Aynı belgelerde İstanbul''daki Amerikan Büyükelçisi Henry Morgenthau için “Manheim doğumlu bir yahudi ama tam bir Amerikan. İstanbul''daki İngiliz tebaası, enerjik ve arkadaşça davranarak menfaatlerini savunduğundan dolayı ona minnettardır” ibaresi kullanılmıştı.

Belgelerde İngiliz karşıtı ünlü bir İttihat Terakki''ci için şu ibare yer alıyordu:

“Yahudi soyundan Kafkasyalı bir ihtilalci; Çar döneminde Rus gizli servisinin eski provokatör bir ajanı. 1904 yılında Bakü''de Ermenilerin müslümanlar tarafından katliamını organize etti.Rusya''ya liberal rejimin gelmesiyle gözden düştü, saklandı. 1908''de Türkiye ile ilişkilerini düzeltti ve İslam''a yaptığı içeriği belli olmayan hizmetleri yüzünden Osmanlı tebaasından biri kabul edildi. “

Bekir Sami Bey için ise aynı belgelerde “Liberal fikirli bir Çerkez ama ahlaksız(çapkın) huıylara sahip” denilirken, eski Maliye Bakanı Cavit Bey için bakın ne demişler:

“Bir dönme, yarı müslüman bir Selanik Yahudisi. Irkının bütün özelliklerini gösterir. Pek güvenilecek birisi değil. Kibirli ve pohpohlanmaktan etkilenen birisi. Avrupalı Kadınlar Topluluğuna düşkün birisi. Eskiden Sir A. Block''un büyük bir müttefiki idi. Başta Yahudi kökenli olmak üzere dünya ekonomistleri arasında birçok arkadaşı var. Mali ve diğer konulardaki etkisiyle, Türkiye''yi kurtarmak için bir gün çekildği köşesinden tekrar ortaya çıkacaktır. Bazı bakımlardan içlerinde en tehlikeli olan, çünkü zahiren Cemiyet üyelerinin en ılımlısı. Zeki gözleri ve yukarı kalkık burnuyla kısa boylu, gözlüklü. Akıcı konuşmasıyla dost canlısı bir üsluba sahiptir ama bir sonradan görmedir. Almanya''dan çok Fransa sempatizanı. İngiltere''ye de uzak değil.”

İngiliz belgelerinde rapor tutan kişilerin Güneydoğu''daki dini hayata ilişkin bilgilerinin ne kadar yetersiz olduğu da ortaya çıkıyor. Mesela bir raporda şöyle bir ibare yer alır:

“Sünni İslam dininin şafileri iki tarikata ayrılır. Nakşibendiler ya da Buhariler ile Kadiriler. Nakşibendiler, Şeyh Nakşibendi nam-ı diğer Şeyh Buhari''nin öğretisini takip ederler, bir halifedir ve 12 İmam''dan sonra gelir, onların halefidir. Halihazırdaki şeyh, Nakşibendi''nin soyundan gelmektedir.”

Bu bilginin ne kadar gerçeklere dayandığını varın siz yorumlayın.

İngiliz gizli belgelerinde Güneydoğu, Irak ve Suriye''deki aşiretler, liderler ve şeyhler hakkındaki bilgiler, rapor tutanların niyetlerine göre şekillendirilmiştir. İngiliz karşıtı olanlar hakkında hakaret içeren, itibarlarını zedeleyen ibareler kullanılırken İngiliz yanlısı kişilerin karakterlerinden övgüyle söz edilmektedir.

Wikileaks''ı anlatırken bu belgeleri anlatmadan geçemedik.