
19 Mayıs 1919 ortak ruhî şekillenmemiz içinde uyanışın, umudun ve yeni bir başlangıcın simgesi olarak hafızalarda yerini her zaman korumuştur. Bu algılama haritasına hiç çekinmeden bir ülkenin anti emperyalist, sömürgeciliğe karşı direnen inanç ve irfanlı duruşunu da ekleyebilirsiniz…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs’ı gençlere armağan ederek, onları hem Türkiye Cumhuriyeti’nin bekçisi hem de geleceğin mimarı olarak gördüğünü açıkça ortaya koymuştur. Bu, aynı zamanda sorumluluk ve görev çağrısıdır da…
Kendime hep sormuşumdur: Cumhuriyet’i koruma ve kollama görevini neden silahlı kuvvetlere, polis teşkilatına, siyasilere ya da “devlete en iyi biz sahip çıkarız” diyen bürokratlara değil de gençliğe tevdi etmiştir?..
Gençliğin; içinde dinamizmi, yenilikçi düşünceyi ve değişim potansiyelini barındırdığı için mi, yoksa onlarda mülkiyet duygusu henüz gelişmemiş, kaybetme korkusu tam olarak yerleşmemiş olduğu için mi?..
Sorunun yanıtı hangisi olursa olsun, gençlikteki potansiyelin anlamlı bir güce dönüşebilmesi için eğitim (öğrenimin ötesinde); kültür, spor ve toplumsal katılımın sağlıklı bir bileşimine ulaşması, ortak ruhi şekillenmenin millî ve manevi değerler çerçevesinde yaşatılması, zenginleştirilmesi şarttır… Yoksa otokontrolden çıkan güç, yapmaktan çok yıkmaya yönelebilir…
19 Mayıs’ı sadece spor bayramı olarak kutlamak, gençliğin bedeninin yanı sıra karakterini ve toplumsal aidiyet ve sorumluluğunun güçlendirilmesi hedefinin ihmaline neden olabilir.
Eğitim ve öğrenim politikalarının (önce bu iki kavram arasındaki farkı fark ederek) yeni gerçekliklere cevap verecek biçimde yeniden düzenlenmesi, eleştirel düşünme, medya okuryazarlığı ve girişimcilik becerilerinin müfredata daha güçlü bir şekilde entegre edilmesi gereklidir. Amaç, gençliğin eğitiminde millî karakterimizin ayrılmaz parçası olan Anadolu İrfanı’nın yaşatılması ve yaygınlaştırılmasına öncelik vermek olmalıdır.
Demokrasi yalnızca seçim sandıklarından ibaret değildir; katılımcı kültür, özgür tartışma ortamı, toplumsal sorumluluk ve hukuka saygıyı gerektirir. Gençlerin sivil toplum kuruluşlarında, yerel yönetimlerde, anti emperyalizm, millî bağımsızlık ve dekolonizasyon hareketlerinde daha aktif rol almaları teşvik edilmelidir. Böylece, ülke meseleleri ile ilgili karar süreçlerine dahil olan bilinçli bir genç kuşağın yetişmesi sağlanabilir.
Bu çerçevede gençlerin birliğini tesis etmek üzere öncelikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün neden ‘Ne mutlu Türk olana!’ değil de, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ dediğini anlamaya çalışmakta yarar vardır… Çünkü tüm çelişkilerin üstesinden gelmenin yolu, gençlerimizin birlik ve beraberliğinden geçer…
Hafta sonu NUN Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından desteklenen ve NUN Lisesi öğrencileri tarafından kurulan, İstanbullu tüm lise öğrencilerine açık olan İnisiyatif Akademi’nin ev sahipliğinde düzenlenen muazzam bir organizasyonuna dahil olduk.
Karanlıktan aydınlığa giden yolu arayan okul öğrencilerinin bu yıl seçtikleri ana tema çok vurucuydu: “Kendini Aramak: Trendler ve Kişilik İnşası”.
Okul Müdürü Ahmet Elmas’ın açış konuşmasıyla başlayan sempozyumda, salonu dolduran gençlerin gözlerindeki o münevver parıltı, bu ülkenin geleceğine dair umutlarımızı tazeledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, konuşmasında, dijital okuryazarlığın artık matematik kadar elzem olduğunu vurgulayarak 6-15 yaş arası çocuklarda internet kullanımının yüzde 91’e, cep telefonu kullanımının ise yüzde 76’ya ulaştığını söyledi. Gençlerin günde ortalama 5 saatini –yani neredeyse bir okul gününü– ekranda geçirdiğini ve ekran bağımlılığı yüzünden son on yılda odaklanma süresinin 8 saniyeye kadar düştüğünü hatırlattı.
Bakan Göktaş’ın kendi geçmişinden verdiği örnek ise tam bir ‘kişilik inşası’ dersiydi. Belçika’da siyaset yaparken Avrupa’nın ilk başörtülü milletvekili seçildiğinde ve ardından 2015 yılında sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanımadığı için partisinden ihraç edilme riskiyle karşı karşıya kaldığında, baskılara boyun eğmeyip nasıl bir duruş sergilediğini anlattı. Değerlerinden vazgeçmeyen o genç kadının, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı olarak Belçika Kraliçesi’ni ağırladığını gururla paylaştı. Mesajı netti: “Kendi mahremiyetinizi, verinizi ve en önemlisi aile bağlarınızı koruyarak vicdanlı kalmayı başarın.”
Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç ise “Kendimizi Nerede Arayalım?” başlıklı konuşmasıyla gençlerin içsel yolculuğuna dair görüşlerini paylaştı. Yapay hazların ve bağımlılıkların kuşattığı bir dünyada, insanın kendi özünü nerede ve nasıl bulabileceğine dair çok kıymetli şifreler verdi.
Biz de gençlerle “Sosyal Medya ve Algılama Yönetimi” üzerine fikirlerimizi paylaşma imkânı bulduk. ABD’deki sivil-askerî tüm istihbarat servislerine hükmeden, sosyal medyanın bütün olanaklarına sahip Trump’tan yola çıkarak dijital manipülasyon çalışmalarının kalıcı etki yaratamadığının altını çizmeye çalıştık. Trump elindeki tüm dijital manipülasyon araçlarına rağmen, bir puanın bile son derece önemli olduğu ABD’de bir yıl içinde 12 puan birden kaybetmiş. Yani hedef kitle, dijital yönlendirmeyle istediğiniz yöne götürebileceğiniz bir sürü değildir.
Gördüğümüz kadarıyla, kendi kelime hazinesine, kendi paradigmasına sahip çıkan; dayatılan dijital kolonizasyona boyun eğmeyen vicdanlı bir gençlik geliyor. Trendlerin rüzgârına kapılıp savrulmak yerine, köklerini toplumun ortak ruhî şekillenmesinde bulan bu pırıl pırıl gençliği canı gönülden kutluyoruz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.