Bir sabah: Anlam seyrekleşirken bir istisna…

04:0018/01/2026, Pazar
G: 18/01/2026, Pazar
Ersin Çelik

Geçenlerde Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ödüllerini incelerken bir kategoride duraksadım. “Kamu Yayıncılığı” ödülü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) himaye ettiği iki dergiye; ‘ Telve’ ve ‘Bağlar ’a verilmişti. Adlarını daha önce duymuş muydunuz? İtiraf edeyim, ben de pek çoğunuz gibi bu dergileri tanımıyor, okumuyordum. Birkaç sayıdır gazeteye geliyorlar, fırsat buldukça okuyorum. Ödül iki dergiye gitti ancak YTB’nin dergi ailesinde bir de ‘ Her Boydan ’ var. Bu matbu

Geçenlerde Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ödüllerini incelerken bir kategoride duraksadım. “Kamu Yayıncılığı” ödülü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) himaye ettiği iki dergiye; ‘
Telve’ ve ‘Bağlar
’a verilmişti.
Adlarını daha önce duymuş muydunuz? İtiraf edeyim, ben de pek çoğunuz gibi bu dergileri tanımıyor, okumuyordum. Birkaç sayıdır gazeteye geliyorlar, fırsat buldukça okuyorum. Ödül iki dergiye gitti ancak YTB’nin dergi ailesinde bir de ‘
Her Boydan
’ var. Bu matbu yayımların sayfalarını çevirdikçe edebiyatın bağrına sığınılan, insanı birkaç saatliğine dünyadan koparıp kendine getiren türden işler olduğunu keşfettim. Bu tadı, yayın grubumuzun örnek matbuat işlerinden Cins dergisinden sonra ilk kez bu üçlüde buldum desem yeridir.

Malum, hız çağında yaşıyoruz. Bunu biliyor ve o akıntıya kapılıyoruz. Hayatımızdaki sözcükler çoğalıyor, metinler azalıyor, görüntüler üst üste biniyor. Fakat tuhaf bir tezatlık var: Kelimeler çoğaldıkça anlam seyrekleşiyor. Misal, Instagram’da; her şeyin boca edilerek anlatıldığı ama pek az şeyin anlaşıldığı bir akışın ortasına düşüyoruz. Görüntü var, söz var, iddia var fakat durup düşünmeye çağıran bir “eylem” yok.

Tam da bu yüzden günümüz yayıncılığının asıl meselesi “Hangi metinler yayımlanmaya layık?” sorusundan öte, şu olmalı:
“Bu metinler nasıl bir insan, nasıl bir dünya tasavvuruna hizmet ediyor?”

İşte bu soruyu soran ve cevabına “yatırım” yapan kurumlar var. YTB’nin sessiz sedasız yürüttüğü muazzam yayıncılık faaliyeti, TYB’nin kuyumcu titizliğiyle yaptığı seçimle taltif edildi. Madem ödüllendiler ben de oturup daha bir okur gözüyle inceledim, irdeledim dergileri. Yetmedi, dijitalden arşivlerine girdim.

Telve, Bağlar ve Her Boydan’ın sayılarına dikkatle bakıldığında, belirgin bir medeniyet inşası göze çarpıyor. Bu dergiler, Türkiye’nin sınırlarını aşan bir yayıncılık anlayışını temsil ediyor. Türkçeyle bugünü anlamlandıran ve yarını kuran

canlı bir düşünce alanı olarak tasarlamışlar. Türkiye’nin ilk uluslararası öğrenci dergisi Her Boydan’ın şiarı da bu vizyonu özetliyor zaten:
“Bir Dünya Türkçe.”
Biliyoruz ki Türkçemiz tarih boyunca sadece konuşulan bir dil olmadı.
İnşa eden, terbiye eden, hatırlatan bir dildi.
Şehirleri, vakıfları, şiiri, hukuku, musikiyi kurdu. Bugün bu büyük dil, dünyanın dört bir yanına bu üç dergi eliyle yayılıyor. Hem de sadece yayılmakla kalmayıp; konuşulduğu ağızlara, yazıldığı ellere, işitilen kulaklara ve okuyan gözlere yön vermesine imkân tanıyor.

***

KÜLTÜREL DİPLOMASİNİN KUŞATICI HALİ
Her Boydan, bu üçlünün belki de en çarpıcı olanı. Neden mi? Türkçeyi, ana dili Türkçe olmayan gençlerin düşünce ve edebiyat dili hâline getirmeyi hedefliyor. Türkçe bu dergide bir “öğrenme nesnesi” olmaktan çıkıp “üretim” zeminine dönüşüyor. Farklı edebiyat geleneklerinden gelen gençler, Türkçe metinler yazıyor, yayımlıyor. Bu da küresel ölçekte “
Türkçe düşünen
” bir kuşağın doğduğunu gösteriyor. Kültürel diplomasinin kuşatıcılığı bu sayede ete kemiğe bürünüyor: İnsanlara yalnızca Türkiye’yi anlatmak değil,
Türkçe üzerinden düşünmeyi, düşlemeyi ve yazmayı sağlamak…

Telve ise diasporamızın iç sesine kulak veriyor. Göçü romantize etmeden, kimliği sloganlaştırmadan, meseleleri yüzeyselleştirmeden ele alan bir çizgisi var. Gurbet, çok dillilik, aidiyet, parçalanmışlık… Bütün bu başlıklar Telve’de edebi ve fikri metinlere dönüşüyor. Derginin rolü net: Türkçeyi Avrupa’daki Türkler için geçmişin değil de sanatın, felsefenin, edebiyatın,

yani
bugünün ve yarının dili
olarak konumlandırıyor.

Bağlar dergisi ise adından başlayarak bir büyük iddia taşıyor. Kopmuş gibi görünen memleketler arasında, unutulmaya yüz tutmuş hafıza alanlarında köprüler kuruyor. Gümülcine’den Sofya’ya, Üsküp’ten Saraybosna’ya uzanan bir hattı, harflerin yolunda, cümlelerin izinde birleştiriyor. Peygamber sevgisinin Balkan kültürüne nasıl mündemiç hale geldiğinden, Balkan edebiyatının kurucu isimlerine uzanan metinlere açılıyor sayfaları. Bağlar’da edebiyat, hafızayı diri tutan ve kimliği derinleştiren bir imkânın kapılarını ardına kadar aralıyor.

***

GÜNCEL AMA GÜNÜBİRLİK DEĞİL
Bu üç derginin ortak bir özelliği var: Edebiyatı; hayata, insana ve coğrafyaya bakan bir yerden, görerek, hissederek kuruyorlar.
Gazze, Srebrenitsa, Endülüs, Aliya İzzetbegoviç, Balkan hafızası, göç, yapay zekâ…
Şehirler, şahsiyetler, olaylar, kavramlar ne romantizm taşıyor ne de güncelin rüzgârında savruluyor. Çağın yaralarına, imkânlarına ve krizlerine temas eden, modern zamanlarda oluşan anlamsızlık çukurlarından çıkmak için kurulan bir zihin ağı örülüyor.

“Amentü” şiirinde; “Amerikalı değilim ve hiç olmayacağım” diyen İsmet Özel’in duruşunu, küresel ölçekte bir iddiaya dönüştüren ve yedi iklim dört bucaktan kök salan çınarın dalları gibi uzayan genç yazarlarımız var artık. Bu kalemlerin kimisi Afrika, kimisi Avrupa, kimisi Türkistan’dan. Ama hepsi pak zihinlerinden dökülen sözcüklerle, kendi coğrafyalarının rengini Türkçeye katıyor.

Bu gençler Endülüs’ü yalnızca kaybedilmiş bir coğrafya olarak değil, bir kültür mertebesi olarak yeniden düşünüyor. Srebrenitsa’yı sadece geçmiş bir acı olarak değil, adalet kavramı üzerinden okuyor.
Gazze’yi ise insanlığın ortak kırılma eşiği olarak görüyor.
Şu cümleyi çok sevdim: Coğrafyanın insan bakiyesi, Türkçe ile “zihin ordusu” kuruyor.

***

KELİMESİ KELİMESİNE SORUMLULUK
YTB’nin bu yayıncılık hamlesi, klasik anlamda “dergi çıkarmanın” çok ötesinde, geleneği bırakmadan
bir gelecek inşa etme teşebbüsü.
Bugün bu alan boş bırakılsaydı, o boşluğu başkalarının lisanı dolduracaktı. Bu dergilerde yazmak, yalnızca bir metin yayımlamaktan ibaret değil. Bir dil iklimine dâhil olmak, okuma disiplini kazanmak, geçmişi bilmek, çağı tartışmak ve “kelimesi kelimesine” sorumluluk almak demek.

Bugün ülkemizin de dünyanın da en çok ihtiyaç duyduğu eksiklik; hakikatin diliyle, başkasının acısını görebilen, adalet fikrini diri tutan bir üst kültür değil midir? Kim ne derse desin, Osmanlı’nın coğrafya hakimiyetini kaybedişinden beri, kapatılamayan o büyük boşluk, üç dergiyle de olsa Türkçeyle doluyor.

Eğer elinize geçer de okursanız; Telve, Bağlar ve Her Boydan’da yayımlanan her metin, dünyada nasıl bir insan, nasıl bir toplum hayal edildiğine dair ilk adımlar olarak okunmalı. Çünkü bu adımlar büyük bir yolculuğa işaret ediyor.

Dergilerin dijitale aktarılan sayılarından da teyit ettim. Yaklaşık 300 kişilik uluslararası bir yazar ağından söz ediyoruz. Birbirinin hikayesini, fikirlerini, metinlerini takip eden genç dimağlar... Varın, bu birikimin yarının dünyası için ne anlama geldiğini siz düşünün.

Bir sabah kelimelerden aydınlık gelecek.
Biz o sabaha hazır mıyız?
#TYB
#Aktüel
#Hayat
#Ersin Çelik
#Toplum