Sıra anne babaların ‘fişini’ çekmeye de gelecek mi?

04:0030/07/2022, Cumartesi
G: 30/07/2022, Cumartesi
Ersin Çelik

Koronavirüs salgınının Avrupa ülkelerinin sağlık sistemini çökerttiği kâbus dolu günler şimdilik geride kaldı. Ne günlerdi ama! Avrupa’nın ekonomisini, medeniyetini omuzlayan ülkeler bir tek maskeye muhtaç hale gelmişti. Öyle ki birbirlerinin maske yüklü gemilerine el koymaya kadar vardırmışlardı. Dahası hastanelerinde yaşanan sefaletlerdi. İtalya mesela... İnsanlar hastane koridorlarında can verdi. Çünkü hastanelerin kapasiteleri yetmiyordu. Birçok hasta göz göre göre ölüme terk edildi.Milano’daki

Koronavirüs salgınının Avrupa ülkelerinin sağlık sistemini çökerttiği kâbus dolu günler şimdilik geride kaldı. Ne günlerdi ama! Avrupa’nın ekonomisini, medeniyetini omuzlayan ülkeler bir tek maskeye muhtaç hale gelmişti. Öyle ki birbirlerinin maske yüklü gemilerine el koymaya kadar vardırmışlardı. Dahası hastanelerinde yaşanan sefaletlerdi. İtalya mesela... İnsanlar hastane koridorlarında can verdi. Çünkü hastanelerin kapasiteleri yetmiyordu. Birçok hasta göz göre göre ölüme terk edildi.

Milano’daki bir hastanede görev yapan Mauro D’Ambrosio, insanî ve ahlâkî açıdan kabul edilmesi mümkün olmayan uygulamalarını şöyle anlatmıştı:
"Eğer bir hasta çok ağırlaşıp artık yaşama umudu kalmadıysa, ona verilen yatağı ya da sağlanan imkânları iyileşme ihtimali olan birine aktarma tercihinde kalıyoruz.”
Daha sonraları öğrenildi ki
İtalya, İspanya ve Amerika’da virüs bulaşan yaşlıları, “zaten öleceklerdi” düşüncesiyle tedavi bile etmemişlerdi.

Hatırlayın, koronavirüs salgınından en çok etkilenen Avrupa ülkelerinden İspanya’da terk edilmiş huzurevlerinden yüzlerce ceset çıkmıştı. Bakımevi çalışanlarının hastalığa yakalanmaktan korkup yaşlıları ölüme terk etmesi bizim tüylerimizi ürpertti ama Avrupa medeniyetinin çok da umurunda olmadı.

Amerika’da kamuoyu araştırması dahi yapıldı. Kovid-19 hastaları için hayati öneme sahip solunum cihazlarının kullanımında önceliğin kime verilmesi gerektiği halka soruldu. An itibariyle en çok ihtiyacı olana mı yoksa hayatta kalma ihtimali daha yüksek kişilere mi ventilatör bağlanmalıydı? Katılımcıların yüzde 50’si “anlık en çok ihtiyacı olanlar” derken yüzde 45’i ise
“hayatta kalma ihtimali yüksek kişileri”
tercih etmişlerdi. Araştırmanın detayları Euronews’te yayınlandı. Katılımcıların cevapları, inançlı olup olmadıklarına göre değişiyordu.
İnançlıların yüzde 55’i “an itibariyle en çok ihtiyacı olanlar kullanmalı” derken yüzde 39’u ise “hayatta kalma ihtimali daha yüksek olan kişilere öncelik verilmeli” demişti.
Batı, ‘önce kim ölsün’ oylaması yaparken
Türkiye’de birçok firmanın desteği ile mühendisler gece gündüz çalıştı ve bir ayda sıfırdan binlerce solunum cihazı üretildi.
İnsanlara nefes olundu. Genç, yaşlı, kronik rahatsızlık ayrımı yapılmadı. Bu cihazlar 30’dan fazla ülkeye ihraç edildi. Çok sayıda Afrika ülkesine de yardım amaçlı gönderildi. Bütün dünyayı dermansız bırakan, toplumları çaresizliğe iten pandemide insanî bağlar da gözden geçirilmiş oldu.
Türkiye’nin, ölümcül salgını diğer ülkelerden daha hafif atlatmasının ve aylar süren kapanmaları hafif atlatmasının arkasında da bu bağların güçlü olması vardı.
Dinî inancın güçlü olması, aile yapısının Batı’ya göre henüz bozulmamış olması, yardımlaşmanın, fedakârlığın üst seviyelerde olması başlıca etkenlerdi.
Fakat bu güç kendisini Türkiye’de de yitiriyor gibi. Yazının başlığı da bu korkumdan türedi. Tokyo doğumlu, 61 yaşındaki Ümit Özdağ’ın bir süredir ırkçı söylemlere yaptığı siyasetin sosyal medyadaki etkisinden bahsediyorum. Oylarına talip olduğu gençlerden, anne ve babalarının seçme hakkını ellerinden almalarını istedi Özdağ. Tam olarak şu sözleri söyledi:
“Annenizi ve babanızı ikna edin, edemiyorsanız seçim günü eve kilitleyin, oy kullanamasınlar. Sizin geleceğinizle oynamasınlar.”

Özdağ’ın, ırkçılığı anne babaya siyasi düşmanlığa vardıran bu çıkışı zaman zaman sosyal medyada espri olarak yapılıyordu. Gençler, AK Parti’ye oy veren yetişkinleri bu şekilde aşağılıyorlardı.

Ancak Özdağ’ın sözlerinin altına yazılan yorumları okudum ve dehşete düştüm. Gençler Özdağ’dan da aldıkları cesaretle, anne babalarını öldürmekten bahsediyorlar artık.
Yaşasaydı AK Parti’ye oy verecekti diye anne babasının vefatına üzülmeyen çocukların, vicdansız esprilerini okudum. Bir değil, iki değil, üç değil. Yüzlerce mesaj okudum. Hesaplar anonim ya da trol olabilir ama neticede o cümleleri yazan bilgisayar değil, bir insan.
Avrupa ülkelerinde son 15 yılda yükselen ırkçı söylemler çok hızlı taban buldu ve artık siyaseti şekillendiriyor. Türkiye’de de benzer ve hızlandırılmış bir süreç yaşıyoruz. Irkçılık, sosyal medyanın da etkisiyle bir anda tavan yaptı. Ümit Özdağ beslendiği bu siyasi kanalı artık beslemeye ve zehirlemeye başladı. Evlerin orta yerine nefret tohumları saçtı.
Anne ve babasını AK Parti’ye oy vermesin diye eve kilitleme düşüncesine sevk olan gençler, bu mesajı mantıklı buluyorsa daha fecisini de yapmazlar mı? İnşallah böylesi facialara şahitlik etmeyiz.
#Koronavirüs
#AK Parti
#Ümit Özdağ