Bu savaşı anlamıyoruz. Bu savaşın
mahiyetini, genişliğini, yüzyılı biçimlendirme gücünü
anlamıyoruz. Küçük cepheler arasında boğulup giderken, zihinlerimiz bulanırken biraz açılıp aslında ne olduğunu
, ne yapılmak istendiğini, nasıl bir coğrafya
şekillendirildiğini göremiyoruz.Göremediğimiz için de hala
eski cümlelerle, algılarımızla, perspektifimizle
bir şeyleri çözmeye çalışıyoruz.
Çözemeyiz, çözemezsiniz, göremezsiniz
. Dünya ve coğrafya bambaşka bir hesaplaşma içindeyse, bir paylaşım mücadelesi veriyorsa ve siz hala eski durduğunuz yerde duruyorsanız, oradan bakarak bir şeyleri anlamaya çalışıyorsanız kaybedersiniz.
Her ülke için Suriye projesi
Bu yüzyıl için coğrafyamızı
kaos coğrafyası
ilan edenler, buna göre adım adım
yeni cepheler
kuranlar, bunu
değerler, kimlikler
ve
kaynaklar
üzerinden pazarlayanlar aklınızı karıştırmayı başarmışlarsa kaybedersiniz.
Bırakın coğrafyayı kurtarmayı, bırakın
cepheleri kapatmayı
yeni cephelerin açılmasını önleyemeyeceğiniz gibi bir süre sonra
ülkenizi kurtarmayı
da beceremezsiniz.
Hepiniz Suriye olursunuz. Çünkü onların bu bölgedeki her ülke için birer Suriyeleştirme projesi vardır
ve bu, gün gibi açıktır.
Kimliklerimiz Ege denizi'ne gömüldü
Milyonlarca Suriyeli
misafirimiz
var. Bu ülkede
yüzbinlerce ölümüz
var.
Harabeye dönüşen şehirlerimiz
var.
Denizlere gömülen çocuklarımız
,
vatansızlarımız
var. Ege Denizi insanlarımız için bir mezarlığa dönüştü. Bizim insanlarımız için. Bizim kadınlarımız.. Bizim çocuklarımız için.. Türkiye'nin birçok yerinde
kimsesizler, sahipsizler mezarlığı
kuruluyor. Sadece
cinsiyeti ve yaşı
yazılan mezarların sayısı hızla artıyor.
Coğrafyanın kimliği etnik değil, mezhep değil bu kimliksiz mezarlardır
.
Avrupa sınırlarında
tel örgüleri
aşmaya çalışan, insanca sığınmaya çalışan yüzbinlerimiz var.
Aşağılanan, horlanan, Müslüman olduğu için düşman bellenen, Avrupa için ulusal güvenlik tehdidi ilan edilen kadınlarımız, çocuklarımız
var. Sadece insan olarak kapılarına dayandıkları ülkelerin aşağılamalarına maruz bırakılanların ülkeleri bu güçler tarafından
tarumar
ediliyor. O ülkeler bir
gizli koalisyon
la Suriye insanlarının ölümü üzerinde, onlara yönelik
kıyımlar
üzerine oyun kuruyor.
Avrupa değerlerini kendi elleriyle yok ederken, hızla
yeni ırkçılık dalgasına
teslim olurken
insan onuruna sahip çıkan Türkiye'yi Suriyeleştirme
projesi sürpriz değil. Çocuklarımızı
Ege
'nin derin sularına gömen Avrupa, bu ölümler üzerinden
Cenevre tiyatrosu
uygulayan
Avrupa, Rusya'sıyla, Amerikalı'sıyla
birlikte bir Suriyeleştirme senaryosu da Türkiye'ye karşı yürütüyor.
Terörle mücadele değil, savaşıyoruz!
İşte bu yüzden
Sur'da, Cizre'de ve diğer şehirlerimizde yürütülen mücadele bir savaştır
. İşte bu yüzden su savaşı da Suriye'yi çıkmaza sürükleyenler şekillendirmektedir. Bu yüzden
ortada terör yoktur, terörle mücadele yoktur, Türkiye'yi Suriyeleştirme senaryosu vardır
. Bu terör olmadığı gibi
etnik
bir savaş da değildir.
Dinle, kimlikle, değerle alakası yoktur
.
Bu bir
çevreleme, kuşatma
, kendi içinde boğma,
içeriden vurma
projesidir. PKK da, diğer örgütler de bu yönde
talimat
almıştır, bu yönde yönlendirilmiş ve savaşa sürülmüştür. Güneydoğu illerimizde devam eden operasyonlar bir
iç işgali sona erdirme
operasyonlarıdır. Türkiye'yi, insanlarımızı, ülkemizi, vatanımızı
kurtarma
mücadelesidir.
Çokuluslu bir cepheye
karşı verdiğimiz amansız bir direniştir.
İki cepheden saldırıyorlar!
Çünkü
ikili
bir saldırı altındayız. İçeriden ve dışarıdan
tehdit
altındayız. Dışarıdan çevreleyenler,
güneyimizdeki coğrafya ile bütün bağlantımızı kesenler, İran'ı Türkiye'ye karşı konumlandıranlar
, Rusya'yı karşımıza dikenler içeriden terör adı altında, PKK adı altında Türkiye'yi vurmaktadır.
Çünkü İran'ın pozisyonunun değişmesiyle Türkiye bir yerlere itilmeye çalışılmakta, bir ortak düşmana dönüştürülmek istenmektedir. Bu yüzden de İran için,
1979 devriminin 2016 itibariyle bittiği ilan edilmiştir
. Tahran'ın
“Büyük Şeytan”
la anlaşması, kendi içinde bir çözülmeye yol açacağı gibi, coğrafya için
Irak işgalinden daha büyük bir jeopolitik dönüşüm
dür.
Önlenemez yükseliş ve Türkiye mucizesi
İran'ın küresel sistemle uzlaşması ve Rusya'nın Türkiye karşıtı pozisyonu birlikte değerlendirildiğinde daha doğru sonuçlar belirecektir. Birileri Türkiye'yi küresel
sistemin dışına
itip düşman ilan etmeye ve hedef haline getirmeye çalışmaktadır. Bunun tek sebebi,
Türkiye'nin önlenemez, kontrol edilemez yükselişi
dir!
Türkiye,
mucizevi
bir ülkedir. Yüzlerce yıldır bu
özelliğini
hep korumuş,
tarih değiştirmiş
,
harita değiştirmiş
, küresel ölçekte bunalımlardan sıyrılmayı başarmış,
“yok oldu”
denildiği her dönemde yeniden dirilmeyi bilmiştir. Bizim için
Haçlı Savaşları
,
Moğol
işgalleri ve
Birinci Dünya Savaşı
böyle bir tarihtir. Ve tarihin bu en ağır bunalımlarından çıkabilmeyi başaran tek ülke Türkiye'dir. Coğrafyayı toparlama ehliyetine ve birikimine sahip tek ülke olduğu için de
hesaplaşma Suriye'de değildir. Hesaplaşma Türkiye iledir
.
Yeni haritayı onlar değil, biz çizeceğiz
İşler bu kadar karıştıysa,
saflar
bu kadar netleştiyse, savaş bu kadar açık edildiyse, müttefikler bile bizi içeriden vurmaya başladıysa
o mucizevi yükselişin kapıları da yeniden açılmış demektir
. Bu yüzden ısrarla;
“Onlar ne kadar harita çizerse çizsin, ne kadar Suriyeleştirme projesi uygularsa uygulasın, asıl harita bu toprakların insanları tarafından çizilecektir”
demekten çekinmiyoruz. Bir hamaset, bir moral operasyonu yapmıyoruz, bir gerçekten söz ediyoruz ve inanmayanlar gün gelip bu gerçekle yüzleşecektir.
Böyle bir dönemde
her ikili ilişki, her bölgesel oluşum, her küresel ölçekte eğilim biçimi yeniden sorgulanmalı
.
Stratejik ortak
kavramı tarih olmuştur.
Konjonktürel ortaklık
lar dönemi başlayalı yirmi yıl oldu. Türkiye,
iç politik dizaynı
ndan, toplumsal bağlarına, dış politikasından enerji denklemine,
yeni stratejik değer tanımlarına
kadar her şeyi yeniden yorumlamak zorundadır. Soğuk Savaş döneminin devlet yapılanması, bu
yükselen tehditlerle
mücadele edecek, fırsatlardan yararlanabilecek yetenekte değil. Türkiye,
klasik Baasçı yapılardan
, yüklerden, o döneme ait
ezberler
den, coğrafya okumalarından hızla kurtulmak zorundadır.
Türkiye bu tehditlerin üstesinden gelecektir
Milli savunma
atılımını daha da hızlandırmak, yerli imkanlarını güçlendirmek,
ekonomik mucizesine
devam etmek, içeride
“terör”
adı altında servis edilen işgal girişimlerine
acımasız bir reaksiyonla
son vermek,
yeni toplumsal sözleşme
girişimleri başlatmak,
yeni bir üst değer ve kimlik
üretmek, devlet yapılanmasındaki hantallıktan kurtulmak,
“Başkanlık sistemi”
tartışmalarını bütün ciddiyeti ile ele almak,
karar mekanizmalarını hızlandırmak
, böylece yeni coğrafi ve küresel gerçeklerle
yüzleşmenin altyapısını
tamamlamak zorundadır.
Bu tehditle mücadelede güvenlik birimleri kararlılıkla
seferber
edilmek zorundadır ancak asıl yapılması gereken
devletin kendini daha mobilize bir yapıya dönüştürmesi
, hantallıklarından kurtarılması, toplumsal bağların güçlendirilmesidir. Türkiye toplumu yeni tehditleri de görmüştür, tehditle
yüzleşmenin bütün araçlarına
ve yöntemlerine açıkça destek vermiştir. Bu fırsat çok iyi değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin
siyasi aklı, birikimi
, bugünkü siyasi öncülük yeterliliği bütün bunların üstesinden gelecek kabiliyete sahiptir. İçerideki bütün
direnç merkezlerine
rağmen,
iç işgalcilere
rağmen, siyasi partilerle terör örgütlerini
tek çatı
altında birleştiren
iradeye
rağmen
ülkenin ana omurgası kaya gibi sağlam
ve yerindedir.
İşte tarih değiştirecek, harita değiştirecek irade buradadır
. Bu irade ile siyasi akıl arasındaki bağ ise, modern Türkiye tarihinde ilk kez bu kadar sağlamdır.
O cephe vurulmalı
Güneydoğu illerimizde yaşananlar ile Kuzey Koridoru Projesi aynı savaşın tek cephe
sidir.
Azez-Cerablus arası aynı cephedir
. Eğer Cizre'de mücadele ediyorsak bu bölgelerde de mücadele etmek zorundayız. Oraları boş bırakarak Cizre'yi kurtarmak mümkün olmayacaktır. Öyleyse, Türkiye'ye karşı en büyük boğma operasyonu olan bu kuşağa,
bedeli ne olursa olsun, müdahale edilmelidir
. Eğer edemeyeceksek Suriyeleştirmeyi önleyemeyeceğiz demektir.
Cizre'deki mücadele
sınırın diğer tarafında
da devam edecektir. Eğer tehditleri sınırlarınızda karşılarsanız
o savaş sadece Cizre'ye değil, Konya'ya da gelir, Erzurum'a da gelir
. Türkiye bunun farkındadır
“Acımasız direniş” dönemi
Dışarıdan
çevrelenen
, içeriden
ihanetle
vurulan, bir tür iç savaşa sürüklenmek istenen Türkiye
kuşatmayı da yaracaktır, iç işgal girişimlerini de yok edecektir
. Bunu başaracaktır. Bugün cephenin diğer tarafından pozisyon alanlar işte o zaman lanetlenecektir. O iç işgalciler, o terör ihalesi alanlar, o
“aydın piyasasında”
nda ihale peşinde koşanlar lanetlenecektir.
Bu yüzden siz siz olun,
“iç işgalciler”
e karşı, terör adı altında işgal girişimlerine karşı
teyakkuzda
olun.
“Acımasız direniş”
üzerinden ahitleşmeyi sakın ihmal etmeyin.

