Yazarlar Sanki Tespih Çektim Camii

Sanki Tespih Çektim Camii

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir kez söylemiştim, bir kez daha söyleyeyim. Olanca kötülüğe ve çirkinliğe rağmen, bu olanca kötülüğün yıkıcı ve hızlı etkisine rağmen Türkiye’de iyiliğin ırmağı usul usul ve kendinden son derece emin şekilde yoluna devam etmekte, akarını bulmaktadır. Belki de onca vartayı atlatmamızın, onca zorluğu yarıp çıkmamızın nedeni “aldığımız dualar”da gizlidir.

Örnek mi? Örnek şu: 5-6 gün önce gözümüzün bebeği Yetim Vakfı yararına online bir hayır mezatı yaptık Fatih Ketancı kardeşimle birlikte. Nitelikli kitap, resim, hat, tespih gibi tamamı bağışlanan eserlerle ve tüm geliri yetimlere gitmek üzere planladığımız mezatın sonunda onlarca insanın katkılarıyla dünyanın 10 ayrı noktasından 10 yetimin bir yıllık rızıkları çıktı. Üstelik ayda bir planladığımız mezatları 15 günde bir düzenleme ihtiyacı hâsıl oldu zira bağışlar şimdiden ikinci mezata yetecek halde.

Kötülüğün geçici ve arızi, iyiliğin kalıcı ve bulaşıcı olduğuna bir kez daha kani olduk o akşam hepimiz.

Sonrası mı? Sonrası şu. Kadim dostum Mehmet Odabaşı Hoca geldi ziyaretime. Dedi ki “yahu şu bizim cami için biriktirdiğimiz tespihlerin, yüzüklerin bir kısmını da sizinle mezat düzenleyip satsak; insanları bu hayra ortak etsek.”

Ben de dedim ki “elbette olur, ama önce hikâyenin tamamını insanlara bir anlatmak lazım.”

Bildiğim kadarıyla Mehmet Odabaşı, adına tespih denilen dua tanelerine ilkin merhum babası Hacı Yusuf’un elindekilere hayranlıkla bakarak meftun olmuş. Tespihle başlayan bu vurgunluk, seneler içerisinde onu bir sanat koleksiyoncusuna dönüştürmüş. Tespih, yüzük, çakı ve başka eserler de dâhil olmuş koleksiyona. Fakat bu koleksiyonu yaparken bir niyetle çıkmış yola: “Bu eserlerle bir cami inşa yahut ihya etmek.”

Mesele tespih biriktirip onları bir camiye dönüştürmek olunca, hocanın çocukları, meşhur “Sanki Yedim Camii” hikâyesine atfen vermişler müstakbel caminin adını: “Sanki Tespih Çektim Camii.”

Ve hocanın yolu, aynı niyetlerle benzer malzemeler biriktiren bir başka koleksiyonerle keşişmiş. Tahir Demirkıran’la yani.

İki dost, yıllar içerisinde bütünü usta işi tespihler, yüzükler, çakılar biriktirmişler.

İşin bundan sonrasına dikkat isterim ki tam dikkat isterim. Hani dedik ya “ya inşa ya ihya” niyeti var. Allah, hem inşa hem ihya fırsatı çıkarmış bu iki dostun karşısına. 1666 yılında, Sultan IV. Mehmed’in haznedarı Lala Beşir Ağa tarafından 1666’da inşa edilen, 1855 tarihinde ve Kırım Harbi sırasında, Selimiye Kışlasındaki İngiliz askerleri tarafından depo olarak kullanılan, İngiliz işgalcilerinin minaresinde ezan okuyan müezzinle alay ettikleri ve oymalı mezar taşlarını kaldırım yapmak için eğlenerek kırdıkları Haydarpaşa Kavak İskelesi Camii’ni inşa ve ihya etme fırsatını yani.

Yine dikkat: Tamamen yıkılıp hak ile yeksan olan bu şirin caminin sadece eski fotoğrafları var elde.

İstanbul Çevre, Kültür ve Tarihi Eserleri Koruma Derneği’nin girişimleri sonucu 2014 yılında caminin yeniden inşa ve ihya projesi hazırlanmış. 2020 yılında TCDD, Üsküdar Belediyesi ve Safa Vakfı arasında gerçekleştirilen protokol sonucu bu yılın başında Safa Vakfı tarafından caminin rekonstrüksiyonuna başlanmış.

İşte iki dostun tespihleri, yüzükleri ve diğer sanat eserleri birer-ikişer, beşer-onar satılarak bu “hikâyesi olan” camiye yepyeni ve çok değerli bir hikâye kazandırıyor şu an. Tespihlerin her tanesi, yüzüklerin her kıvrımı Kavak İskelesi Camii’ne tuğla oluyor, horasan harcı oluyor.

Anlayacağınız, iyilik ırmağı yoluna usul usul ve bulaşıcı şekilde devam ediyor. Biz de belki bu ırmakta bir tas suyumuz olur da bize de bir dua eden bulunur diye mezatla omuz vermeye çalışacağız. Tıpkı “belki yetimlerin duasından biz de nasibimizi alırız” dediğimiz gibi.

Çünkü bilirsiniz, iyiliklerimiz olmasa bizden hiçbir şey olmaz. Ne bu dünyada ne de öbüründe.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.