Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz

00:002/03/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Melikşah Utku

Umut, fakirin ekmeğidir. Milletçe bütün umutlarımızı seçime endekslemiş bir haldeyiz. İşadamı, 98''in verdiği hasarı seçim sonrası onarabileceğini umuyor. Ekonomide atılması gereken ciddi tedbirler, seçim sonrasını bekliyor. Haliyle borsa, faizler ve IMF de.28 Şubattan ağzı yananlar, seçimle birlikte sivilleşileceği hayalleri kuruyor. Okullarına kilit vurulanlar, okuldan atılanlar, başörtüsüne el uzatılanlar, partisi kapananlar seçim sonrası beklentileri yarasına merhem ediyor.Kürt meselesi, olağanüstü

Umut, fakirin ekmeğidir. Milletçe bütün umutlarımızı seçime endekslemiş bir haldeyiz. İşadamı, 98''in verdiği hasarı seçim sonrası onarabileceğini umuyor. Ekonomide atılması gereken ciddi tedbirler, seçim sonrasını bekliyor. Haliyle borsa, faizler ve IMF de.

28 Şubattan ağzı yananlar, seçimle birlikte sivilleşileceği hayalleri kuruyor. Okullarına kilit vurulanlar, okuldan atılanlar, başörtüsüne el uzatılanlar, partisi kapananlar seçim sonrası beklentileri yarasına merhem ediyor.

Kürt meselesi, olağanüstü hal, demokratikleşme ve Güneydoğu''nun kalkınması projeleri, seçim sonrasında "paketlenmeyi" bekliyor. 18 Nisan akabinde kurulacak meclisten Apo ve PKK bile nasiplenmeyi umuyor. Zira bölücü başı idamın kaldırılmasını, dağdaki şakiler ise pişmanlık yasasının çıkarılmasını bekliyor.

Laisizm fanatikleri, seçimden sonra marjinalleşmiş bir İslam''ın, boynu bükük dindarlarsa anlayışlı bir elitin süslediği rüyalar görüyorlar. Kahraman Türk rektörleri "temizlenmiş bilim yuvaları", ezilen öğrenci ve öğretim üyeleri ise "kirletilmemiş bilim yuvaları" düşlüyorlar.

Adaylar kıyak maaşlı milletvekilliği, seçmenler en güçlü müdahalelere karşı parlamentolarının saygınlığından taviz vermeyecek harbi temsilciler, ara rejimcilerse devletten yetişme kafa dengi bir kadro istiyorlar. İhaleciler, tekelciler, muafiyetleri siyaseten temin edilmiş olanlar, RTÜK''e takılanlar, mafya taifesi, iş takipçileri, emre amade bekleyen kapıkulları, adeta nefeslerini tutmuş o günü bekliyor. Yılbaşı milli piyango biletini Bahçekapı''daki Nimet Abla gişesinden alma yarışına girenler misali, bazı siyaset üstü ve güya seçim ötesi kişi ve kurumların önünde izdihamlar yaşanıyor.

18 Nisan ve sonrasında kazançlı çıkacakların, bütün umutlarını bu tarihe yatıranların çok cüzi bir kısmı olacağı aşikar. Seçim sonrası Türkiyesinde, kazançlı çıkmış tek bir insana bile rastlayamayabiliriz. Bu manzara, milletçe fakirleştiğimizin vesikasıdır. Bugün için çaresi olmayan fukaranın yarından umutları tükenmez elbet. Ancak yarın için bugünden yatırım yapamayanların, yarından beklentilerinin de hiçbir anlamı yoktur. Türkiye''de bugüne çare üretemeyenler, şimdinin sıkıntılarına deva bulamayanlar, yarının umutlarını pazarlıyorlar.

Oysa bazı şeyler, bir başka baharı beklemekle olmuyor. Kendine çekidüzen vermeden yatağında kameralara yakalanmış biri gibi yakalanır sınız yarınlara. Bugün üzerine düşünülmeden, yarınlara çözüm üretilemez. Çözüme yönelik bir faaliyet olmadan da, umudun zerrece değeri yoktur.

Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz. Resulullah''ın günümüze ışık tutan güzel bir tespiti bu. Çözümün umutlarda, demokratikleşme paketlerinde, adil düzenlerde olmadığının; çözümün, toplumu oluşturan her bir ferdin içinde yattığının işaretçisi. İnsanları, kelle hesabıyla çalışan umut tacirlerinin pençesinden kurtararak, kendi taleplerinin faal mimarı olarak yeniden inşa edecek bir reçete.

Tarihçiler arasında tarihi kimin yazdığı hususunda büyük kavgalar olmuştur hep. Vakanüvisler ve onların yorumcuları, tarihin hemen her zaman büyük şahsiyetlerce yazıldığına inanır. Tarihi, bir zamanlar Sezar, Fatih ve Hitler yazmıştı; şimdi de Demirel, Apo ve BÇG yazmaktadır. Bu yazılı tarihte halkın umutları kimin umurunda. Liselerde kafamıza işlenen bu tarih anlayışı, umutları ve talepleriyle halkın dikkate alınmadığını iyice belleyelim diye öğretilmiş sanki bize.

Montesquieu, insanları iklimin şekillendirdiğinden hareketle, tarihin de iklim tarafından belirlendiğini ima eder. Fransız düşünürün bu görüşü, Türkiye şartlarında demokrasi böyle icra edilir diyenlere ne kadar da uygundur. Sosyalist tarihçiliğinin duayenlerinden Edward Carr gibilerse, tarihi toplumların bilinçli-bilinçsiz tercihlerinin şekillendirdiğini savunur. Koyun sürüsü olup olmamak, toplumların kendi tercihidir. Hep umuda oynayan fakir bir topluma doğanlar bile, isterlerse bu kısırdöngüyü kırabilirler.

Umut fakirin ekmeğiyse, zenginin de oyuncağıdır. Zengin olmanın yolu umuttan değil, talepten geçer.