
Geçen yazımda bir mısraını zikretttiğim Kerküklü Nevruzi"ye ait gazelin tamamını alıntılayarak, orada söylenenlerin günümüzle bağını kurmamız ve bu vesileyle kuramdan pratiğe bir ara"lık açmamız yararlı olacaktır:
"Işkun lâfın eyleyen "ışkunda bir burhân gerek / Genç "ömri dem-be-dem bezl-i reh-i cânân gerek
Sûret-i ma"nâda bir nûr-i hakîkat görmeğe / Nûr-ı çeşmin sarf idüp Züleyhâ gibi bir cân gerek
Bezm-i vahdet sâkîsı câmın temennâ eyleyen / "Akd-ı engûr ü ineb tek bağrı dâim kan gerek
Kasr-ı firdevs-i bekâda isteyen Züleyhâ cemâl / Mısr-ı zindân-ı fenâda Yûsuf-ı Ken"ân gerek
"İy Muhammed gussa-ı devrân elinden çekme gâm / Ehl-i irfan olanın bil hatırı virân gerek
Kısaca diyor ki Nevruzi, hakikat, aşk ve aşık"lık bir kurgu meselesi değildir, bir haldir ve o hal ancak acının, hüznün, yitirmenin, kanamanın, tecrit edilmenin, kazanmanın ve kaybetmenin hakkı verilmeden elde edilemez.
Bu hal tehlikeli bir süreci içerir. Eğer bir mürşid size yardım etmezse bu hale bir kıyısından dokunmanız bile sizi aklınızdan, şuurunuzdan edebilir.
Günümüzde aşk"ın bir hal olarak yaşanmayıp, onun yerine aşkçılık oynamaya yönelindiği, öncelikle ilgililerinin kendilerini çok akıllı başkalarını aptal sanmalarından anlaşılmaktadır.
O sahte-sanatçı dervişler, Tasavvufa ilişkin kimi simgelerin, imgelerin sırtına binerek yaptıkları işlerle herşeyden önce maddi anlamda "yürü ya kulum" olarak şöhrete ulaşacaklarını düşünebildiklerine göre, bu normallikleriyle anormalliklerini, daha açık bir söyleyişle, mistik bir üçkağıt açtıklarını yüksek sesle söylemiş oluyorlar.
Örneğimi İSMEK sanatçılarından değil, mektepli ve profesyonel birinden seçeyim bu kez: Murat Morova.
Herşeyden önce Morova"nın tasavvufla ilişkisi bir sözlük ilişkisidir. Dil, remz, üryan, suret, dem, menazir vb. kavramların sanat yoluyla temsiline kalkışmak gerçekte bunların tazammun ettiği temsilsizliği temsil yoluyla istiskal etmektir.
Yine bunlar aracılığıyla, seyredene iyi baktığında mutlaka bir şey göreceğini vaadetme ve bu vaadi Tasavvuf simgelerine, imgelerine olan potansiyel aşinalıkla pekiştirme çabası doğal olarak sanatın kendindenliğini değil, iş sahibinin pazar zekasını zaten ele vermektedir.
Harflerin bir ümmet olduklarını ve onların da kendi içlerinde imamlarının bulunduğunu söyleyen İbn Arabi, harflere ilişkin ilmin bir keşf ilmi olduğunu, onlara mahsus kimi sırları dili döndüğünce anlatmaya çalışmasına rağmen bunun hem anlatan olarak kendisi hem de okuyan olarak bizim açımızdan tümüyle kavranmasının mümkün olmadığını söyler.
Harflerin ümmet olduklarını bilmek, her şeyden önce Şeriat ve siyaset planında ümmet bilincini ve o ümmetin imamlarına bağlılığı, onların taklidini ve emanet ettikleri ilmi kuşanmayı gerektirir.
Dolayısıyla, bu bağlamda Nevruzi"nin söylediği hali yaşamadan, İbn Arabi"nin keşfine doğru olarak ilişmeden, Tasavvuf"un içinde durarak sanat yaptığını söylemek, sahte olanı gerçekleştirmekten öte bir değer taşımaz.
Çünkü, Tasavvuf açısından sanat, sanatını "sanatıyla da mutlak olana" gösterme cesaretini ve ardından bu cesaretten pişman olarak Var"ın karşısında mahcubiyetle yok olmayı gerektirir.
Bu nedenle, Tasavvuf"tan sanat yaptığını söyleyen ve onunla kendine bir varlık alanı açmaya kalkışan, hem sanatsal niyeti hem işi açısından sadece bir yalanı pekiştirmiş olur.
Attar"ın kendi değerini bir çuval samanla eşitlemesinden haberi olmayanın, sanatsal işlerini Tasavvuf"la ilişkilendirmesi ve dünyalığını buradan edinmekle böbürlenmesi ancak şeytani bir zekanın ürünü olabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.