-"Bir şarkısın sen!" -Ya değilsem?

00:0017/05/2009, الأحد
G: 3/09/2019, الثلاثاء
Sema Karabıyık - Pazar

Ne büyük bir hızla kanıksıyoruz yaşadıklarımızı! Ve ne büyük bir hızla unutuyoruz dün kabul edemediklerimizi, karşı çıktıklarımızı. Birkaç yıl önce ilk popstar ekrana düştüğünde yer yerinden oynamıştı. 18 yaşını geçmiş “yetişkin”lerin katıldığı yarışma, çok konuşulmuş, çok eleştirilmişti. Çünkü orada elenenler vardı, jürinin acımasız eleştirileri söz konusuydu. Şimdi geldiğimiz noktada 9-10 yaşındaki çocuklar ekranda. Çocuklar değil şarkılar yarışıyor söylemine kolayca ikna oluyoruz. Eleme yok.

Ne büyük bir hızla kanıksıyoruz yaşadıklarımızı! Ve ne büyük bir hızla unutuyoruz dün kabul edemediklerimizi, karşı çıktıklarımızı. Birkaç yıl önce ilk popstar ekrana düştüğünde yer yerinden oynamıştı. 18 yaşını geçmiş “yetişkin”lerin katıldığı yarışma, çok konuşulmuş, çok eleştirilmişti. Çünkü orada elenenler vardı, jürinin acımasız eleştirileri söz konusuydu. Şimdi geldiğimiz noktada 9-10 yaşındaki çocuklar ekranda. Çocuklar değil şarkılar yarışıyor söylemine kolayca ikna oluyoruz. Eleme yok. Ne mutlu! Çocuklar 20 hafta boyunca tam kadro ekranda! Bu vesileyle ekrana çıkarak kendini güncelleme imkanı yakalayan şarkıcılar performanslar hakkında olumsuz eleştiri yapmıyor. ''Mucize sesli çocuklar'' sözleri dudaklarından döküldükçe gözlerimizin önünde canlı canlı yaşanan yanlışı görmüyoruz. Ya da aldırmıyoruz. Umursamıyoruz.

Popstar yarışmalarındaki eleme sistemi ve jürinin acımasız eleştirileri programın ilgi çekmesi ve seyredilirliğini artırmaya yönelik TV stratejisiydi. Bir Şarkısın Sen yarışmasında eleme yapılmaması, çocuklar değil şarkılar yarışıyor söylemi de aynı amaca hizmet eden stratejiler. Üçüncü haftadan itibaren çocukların hangi şehirden geldiklerinin altının çizilmesi de ''hemşehrilik yaklaşımı'' altında sms oylarını artırmak için devreye sokulan taze bir taktik.

İki hafta önce yayınladığım ''son kullanma tarihini bekleyen çocuk starlar'' başlıklı yazımla kişisel email rekorumu kırdım. Görüşlerimi paylaştıklarını yazan mesaj sahipleriyle duyarlılık noktamız aynı: okul ve oyun çağındaki çocukların bir Tv şovunda boy göstermesinin yanlışlığı. Eleme olup olmaması, çocukların yarıştırılıp yarıştırılmaması değil.

Bilmem dikkatinizi çekiyor mu son zamanlarda bütün yerli dizilerde çocuk oyuncular boy gösteriyor. Normalde çocuk oyuncu olmasa, anne babalar bu dizinin konusu çocuklar için uygun değil çıkarımını yapabilecekken; çocuk oyuncu yüzünden bu bakışını kaybediyor ve çocuğuyla diz dize izliyor. Bakınız Binbir Gece, Aliye, Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Arka Sokaklar. Seyirciyi en iyi avlama silahı çocuk. O dizilerin kadrosuna dahil olan minikler kadar ekran başındakiler de aynı şekilde etkileniyor yaşanan şiddetten, yasak aşktan, ahlaksız tekliften, depresif ruh halinden.

Atv, Bir Şarkısın Sen programına çok önem veriyor. Yetişkinlerin dahil olduğu popstar yarışmalarından daha kaliteli ve daha özenli bir çalışma yapıldığı hemen göze çarpıyor. Program hakkında medyada yazı çıktığında iletişime geçen tanıtım müdürü Çiğdem Hanım beni de aradı. Duyarlılığınızı çok önemsiyoruz eleştirileriniz bizim için önemli dedikten sonra aydınlatıcı bilgiler verdi.

Aralarında rekabet oluşmasın, arkadaşlık gelişsin diye çocukların aynı evde kalması sağlanıyor yapımcı firma tarafından. Biraz hassasiyet biraz format etkisi. Plaza bir otel söz konusu. Çoğunluğu Anadolu kökenli, anne veya babalarından birisiyle gelen çocuklar aynı okula gidiyor. Banttan yayınlanan program için cumartesi gündüz çekim yapılıyor. Hafta başında dönmeye başlayan tanıtımlara bakarak stoklu gittiklerini tahmin etmek mümkün. Hafta içi okul sonrası akşam saatlerinde 3-4 danışman eşliğinde çalışıyor çocuklar. Sahne hakimiyetleri, duruşlarındaki özgüven arka planda çok ciddi bir çalışma yapıldığının ip uçlarını veriyor zaten.

Program bitip 20 hafta sonra evlerine döndüklerinde hayatlarına kaldıkları yerden devam edebilsinler diye gerekli destek veriliyor dedi Çiğdem Hanım. Kaldığı yerden hayatına devam etmek. 20 hafta boyunca mucize çocuk olduğuna inandırılan, ayakta alkışlanan muhteşem sesleri ve sahne performansları sonrası hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeleri mümkün olacak mı? Bugün bırakın ulusal bir kanalda aylarca bir şov programına katılmayı; büyük şehre gelse bir çocuk, 5-6 ay orada eğitimine devam etse ve tekrar yaşadığı yere dönse. Hem gelişte hem dönüşte uyum problemi yaşaması kaçınılmaz.

İçlerinden iki çocuk müzik eğitimine devam etse kendini kurtararak rol model olsa bize yeter dedi Çiğdem Hanım. Dünya hep kazananların yanında ve onların penceresinden bakıyor. Bense kaybedeceğimiz çocuklarla ilgiliyim daha çok. Kaybedeceğimiz bir çocuk, kırılan bir kalp, sönen umutlar. Küçücük yaşta başaramadım, tutunamadım, ailemin güvenini boşa çıkardım duygusunun omuzlarına yüklenmesi.

Sabah gazetesine verdiği röportajda sıradan bir hayat yaşamak istemiyorum diyor küçük kızlardan birisi. Anahtar cümle bu: sıradan bir hayat yaşamamak.

Küçücük bedenlerinden çıkardıkları büyük seslerle, büyüklerin şarkılarını seslendirerek onları eğlendirmekle mükellef ''erken büyümek zorunda bırakılan çocuklar''.

Sesleri kısılır diye koşmalarına izin verilmeyen çocuklar onlar. Bütün titizlenme bütün hassasiyet, şov yarım kalmasın devam etsin diye.

Maddi bir kazançları var mı diye sordum Çiğdem Hanım''a. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz diye cevap verdi. Tabi önce yapımcı firma ve kanal kazanacak. Ailelere sonra sıra gelecek. Katıldığı yarışma programında güzel gözleriyle dikkat çeken ve çok güzel ağladığı için başrolü kapan örnekler var bu ülkede. Televizyon ekranında boy göstermek cast ajanslarına kayıt yaptırmaktan çok daha etkili. Öne çıkan minik yıldızlar için yapımcılar çoktan hikaye siparişi vermeye başladı bile.

Atv''nin ve yapımcı firmanın iyi niyetli olduğuna eminim. Ama iyi niyet tek başına yeterli olmuyor ne yazık ki! Yapılan işin, atılan adımların yıkıcı etkileri öngörülemiyorsa tek başına iyi niyetin hiçbir önemi yok!