
İnsan dile dökse de, kalbinde saklasa da, üzerinde tefekkür etse de, hiç farkında olmasa da mutlaka kendisine dair bir kanaat sahibidir. Bu kanaat, pek çok farklı unsur ve detayı bünyesinde barındırıp, çok farklı şekillerde ifade edilebilir. Bütün bu nüans ve farklılıkları -bu yazı için- bir kenara bırakıp kendimize dair kanaatlerimizi iki ana başlık altında toplayacak olursak: Ya iyilerden olduğumuzu düşünmekteyizdir yahut kötülerden.
Bu iki kanaatten iki farklı sonuç doğar: 'İyilerdenim' zannı, bizi kötülerden olmanın eşiğine götürürken, 'kötülerdenim' itirafı, iyilerden olmanın kapısını açar bize. Pişenlerin külleri bile, 'ben hamım' diye tozarken; hamların, ateşin adını duyunca 'piştim' diye haykırmaları bundandır.
Ben iyilerdenim demek, insan için kötü bir durumdur. Çünkü iyiliğin ne olduğunu gerçekten bilenler, kendilerini iyilerden gör(e)mezler. Ben iyilerdenim dediğimiz anda, iyiliğin ne olduğunu bilmediğimizi itiraf etmiş oluruz. Dahası iyilerin kim olduğu hakkında bilgimiz olmadığının da ilanıdır bu.
Ben kötülerdenim diyebilmek ise, iyilerden olduğumuzun ilk alâmetidir. Çünkü bu itiraf, iyilik ve iyilere dair bir bilgi hiç değilse mâlumat, o da yoksa hissimiz olmasının neticesidir. İyiliğin, hakikatine nispetle kendi iyiliğinin kötülük gibi kaldığını fark edebilen insan iyi yoldadır. İyilerin Rabbi, bir kulunu sevdi mi onun kalbine ben kötülerdenim hissini verir. Ölçü: “
“Nefsini bilen Rabbini bilir” fermanını, Tâlibî merhumun şu beyti ışığında bir kez daha tefekkür etmeli şimdi. Bu arada, 'bilen mi, tanıyan mı?' diye bir başka tefekkür penceresi aralayalım da; 'arefe' nin gözlerinden öpmeye bir bahanemiz olsun.
“Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzan olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz”
Bir ârifin duasını tam da burada hatırlamazsak olmaz. “
” Muhteşem! İyiliğimi bana az göster ki çoğaltmak için gayret edeyim, hatalarımı bana çok göster ki azaltabilmek için çabam artsın.
Allah birini bin, binini bir etsin diye boşuna dua etmemiş kudemâ. Zira ameli az, günahı çok görmenin çocuğudur mahviyet. İrfan memesinden hakikat emmek de ancak o çocuğun dudaklarının nasibi.
'Kötülerdenim' itirafının iyi, 'iyilerdenim' zannının kötü bir şey olduğunda mutâbıksak, sorumuzu sorabiliriz:
Kişinin kendisine dair kanaatinin oluşmasındaki en büyük müessir nedir?
Sanırım kimlerle beraber olduğu. Kendimizden güzellerle hem dem oldukta, kendi çirkinliğimizi fark ederiz; kendimizden çirkinlerle beraber oldukça kendi güzelliğimizin sarhoşu oluruz zira. Çirkinliğimizi fark etmek bizi güzelleşmenin yollarını aramaya sevk ederken, güzel olduğumuzu zannetmek bize 'ben oldum' hissi vererek gün günden çirkinleşmemize sebep olur.
İman edenlere, takvanın hemen ardından sadıklarla beraber olmalarının emredilişindeki hikmeti tefekkür etmenin vaktidir şimdi. İmanın muhafaza ve tezyîni takva ile takvanın muhafaza ve tezyîdi sadıklarla birliktelikte saklı demek ki. Yahut şöyle diyebiliriz:
Sadıkları tarif için 'mir'ât-ı musaffâ' tabirini kullanmışlar, saf ayna. Sadıklar hem iyilik ve güzelliğin zirvesi olan zatlar, hem de derûnunda gönül ahvâlimizi seyrettiğimiz saf aynalar.
Kalp, sahibini yansıtan bir nur aynası. Allah, o nurun sahibi. İşlenen her günah, o nurun üzerine düşen bir leke. Küçük günahlarla lekelenen ayna, zamanla büyük günahları da küçük göstermeye başlıyor. Sahi büyük günah, küçük günah ne? Hz. Ali'ye kulak verelim:
Günahlar çoğaldıkça, ayna hepten kirlenip paslanıyor ve ne sahibinden ne de kendisini taşıyandan haber verebiliyor
'Günahı bilmek için aynaya gerek yok, zaten insan günah işlediğini bilir' diyebilirsiniz. Bedenin günahları için evet ama kalbin günahları için hayır! Bedenle işlenen günahtan nasibimiz varsa tövbe etmek kolaydır. Neye tövbe edeceğimizi biliyoruz çünkü. Peki kibir, ucub, riya, haset öyle mi ya? Varlığını fark edemediğiniz günaha nasıl tövbe edeceksiniz? O günahları kişiye gösterecek olan ancak saf bir aynadır.
Kendi kalbi insana en yakın olandır değil mi? O ayna nasıl olur da göstermez? Çamurla sıvadığınız bir ayna parçasını elinize alıp yüzünüze yaklaştırsanız bile çamurdan başka bir şey göremezsiniz.
Bizim günahlardan lekelerle kirletip, aynadan çok, bir leke gibi taşıdığımız kalbi, sadıklar amel-i sâlihle, zikirle, tefekkürle tasfiye edip saf bir ayna haline getiriyorlar. Bizim aynamızda, biz kendimizi dahi seyredemezken, onların kalpleri, kendisiyle beraber olanlara kendi hallerinden haber veriyor.
Günah lekesinden simsiyah olmuş sözüm ona aynada kendisini seyreden; 'ben iyilerdenim, güzelim, benim kalbim temiz' diyorken, bir sadığın gönül aynasında kendi kalbini görüveren 'eyvah' diyor, ben ne kadar çirkin ne kadar da kötü bir insanım.
Uzaktan seyrettiğiniz bir aynada ceketinizi düzeltebilirsiniz sadece, bir kaç adım daha yaklaşınca saçlarınızı... Gözünüze en yakın olan çapağı görmek istiyorsanız aynanın dibine kadar yaklaşmalısınız. Acı değil mi? Kapatıversen, kâinatı seyrettiğin göz, açıkken kendisine en yakın olanı görmekten aciz.
Kalplerimizdeki lekeyi fark etmenin sadıklarla beraber olmaktan başka yolu yok. Beraber olmak yetmez. Yakın olmak, gönüllerine girecek kadar yakın olmak lazım sadıklara. O da yetmez gönüllerinde kalacak kadar yakınlık... Yakınlık iki şey arasında olur, buna da râzı değilim. Bir olmak sadıklarla. İnsan olma derdine düşene lazım olan işte bu.
Yaklaştıkça artık leke değil, yalnızca bir ayna gözükecek kadar bir olmak sadıklarla...
Ve soruvermek:
“Aynalara ayna yar
Aynada bir ayna var
Dile gelsin aynalar
Sen değilsem kim benim?”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.