|
"Küçük Hanım" neden hesaplaşamıyor?

Tansu Hanım, Yirmi Sekiz Şubat Soruşturması kapsamında mağdur sıfatıyla savcıya ifade vermiş, hiç kimseden şikayetçi olmadığını beyan etmişti.

Topa fazla girmemişti.

Kaleye yakın oynamıyordu!

"Eski başbakan böylesine hayati bir maçta oynamazsa hangi maçta oynayacak?" diye sormuştum. (9 Ekim 2012)

***

Tansu Çiller, önceki gün bakın ne yapmış?

Kozmik Oda"ya girildikten sonra apar topar kaptan köşkündeki vazifesinden ayrılmış olan, şu nehir kenarında oturup kahır mektubu yazan adam var ya; işte ona telefon etmiş...

ABD"den aramış, yıllar sonra ilk defa konuşmuşlar:

28 Şubat savcısının, vaktiyle Genelkurmay"da kendisi hakkında hazırlanan bir yazıyı gösterdiğinden, yazının altında da en üst düzeydeki komutanın (Org. Karadayı) imzası bulunduğundan bahsetmiş…

"Hakkında haberler üretilmesini ve yayınlatılmasını amaçlayan bir yazı" imiş, bu…

Çiller"in o malum süreçte kendisi aleyhinde manşetler atan gazetelerin "önde gideninin" kaptanını arama nedeni mi?

"O dönemle hesaplaşmayalım, helalleşelim" demeye getirmiş, Tansu Hanım:

"Bütün hepsi geride kaldı. Amerika"dan bakıyorum, Türkiye"nin geleceği parlak. Evet, geçmişte bazı yanlışlar oldu. Ancak biz bunları bir kenara bırakalım, geriye dönük bir hesaplaşmanın hiçbir manası yok. Böyle bir gerginlikle yaşayamayız, ileriye bakalım…"

***

Yirmi Sekiz Şubat Soruşturması"nın dalgaları, medya ve işadamlarının da kapısını çalabilir diye epeydir endişe içinde beklemekte olan ve ikide bir "Helalleşelim" çağrısı yapan Eski Kaptan, Çiller"in bu sözleri karşısında ne kadar da mutlu olmuş, tahmin etmeniz hiç zor değil!

Peki ya, "28 Şubat"ın mağduru" sıfatıyla Tansu Hanım, neden "arzın merkezi"ne seyahat etmek yerine geri adım atıyor, çark ediyor?

Şayet, o süreçte kendisini hedef alanlarla, perişan edenlerle hesaplaşırsa "direk kaleye giderse" yani yaşlı kurtları anlatırsa, "kimi eski kirli defterlerinin açılacağı kaygısına kapılmış" olabilir mi, acaba?

O yüzden mi "Hesaplaşmayı bırakalım, bütün olanları

unutalım" diyor?

***

Özal"ın (zehirlenerek öldürülmesinin) ardından Demirel Çankaya"ya çıkmış; onun yerine "DYP Kongresi"ni kazanan Çiller" başbakanlık koltuğuna oturmuştu.

Yani?

Tansu Hanım"ın politika sahnesinde assolistliğe kadar yükselmesi de Eski Rejim"in siyaset mühendisliği projesine dahildi.

***

Aralık 1995 genel seçiminden sonra kurulan Ana Yol Hükümeti (Yılmaz-Çiller) kısa süre içinde dağılmış; onun yerine Refahyol hükümeti "dövülmek üzere" getirilmişti!

Yoğun bir "irtica yaygarası" eşliğinde dövmüşlerdi.

Arka planda altı milyonu bulan BÇG fişlemeleri, üç bin beş yüzden fazla "karanlık infaz" ve altmış milyar dolarlık para operasyonunun gırla gittiği bir dönemdir.

Derindeki egemenleri, "şişman kedileri" rahatsız eden kimi ekonomik uygulamaları da Refahyol"un "dövülme" gerekçeleri arasına "yolda" eklenmiştir.

"KARAKOLDA BİTER" DİYEN KİMDİ?

Çiller"in "kontrol dışına çıkan" bazı adımları nedeniyle hırpalanması, daha da öncesinden (DYP-SHP koalisyonu dönemi) başlamıştı.

Mesela, Aydın Doğan"ın sahipliğindeki Milliyet"in 4 Haziran 1994 tarihli birinci sayfasını "Devin Öfkesi" manşeti kaplıyordu.

Koç Holding"ten Çiller hükümetine çok sert eleştiriler geliyor; İnan Kıraç Milliyet üzerinden hükümeti "Parasal güçle böyle oynarsanız bu iş karakolda biter!" diye tehdit ediyordu.

Milliyet"in Tansu Çiller"in malvarlığıyla ilgili yayınları, Vehbi Koç"un damadı İnan Kıraç"ın o öfkeli çıkışından kısa bir süre sonra gerçekleşmiştir!

SON SAHNEDE "MİSTER SİMİT!"

Üç yıl sonra, 28 Şubat süreci yaşanırken Çiller medya patronlarına Sultanahmet Mitingi"nde (10 Mayıs 1997) meydan okumuş…

Hemen ardından, yaşlı kurtların en kurdu Rahmi Koç Sabah"a "Küçük Hanım gidicidir, hem de çok fena gidecek. İşi bitmiştir. Son çırpınışlarını izliyorsunuz!" diye beyanat vermişti! (25 Mayıs 1997)

Bu sözlerin üzerinden bir ay bile geçmeden Erbakan da, Çiller de gitmişti.

Askerlerin de üzerinde kimler varmış?

11 سال واپس
"Küçük Hanım" neden hesaplaşamıyor?
Siyaset tanziminde riskler
Rabbine hasım kesilen insan!
Sosyal çürüme yazıları 8: Sıkıntı yok cumhuriyeti
Belirsizlik ‘algılamayı’ öldürür
Reisi’nin manidar ölümü