Bir grup insan kendi işlerinden, sosyal hayatlarından biriktirdikleri ile Bosna'da Sarajevo Üniversitesi'ni kurmuşlar. Bu üniversite de Drina Köprüsü gibi iki ülke arasında sağlam bir köprü olacak
Bosnalı Sırp yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Ivo Andric Balkanlar'daki Türk kimliğini de yakından ilgilendiren romanı Drina Köprüsü'nde (The Bridge on the Drina) bir taş köprünün azgın Drina suları üzerine yapılışının, tamamlanan köprünün bölgeyi kalkındırmasının, oradaki hayata yeni bir yön vermesinin hikayesini anlatır. Yazar öylesine ince ince vurur ki fırçasını, romanda bahsedilen köprü dünya edebiyatında yer alan bir eserde kullanılan en kapsamlı sembollerden birisi özelliği kazanır. Tarihteki Türk, Çingene, Bosnalı ile ilgili imgeler birbir işlenmiştir köprünün duvarlarına. Türkler olarak kabul etmek istemeyeceğimiz, gözümüzü kapatacağımız hikayeler de anlatır Andric. Örneğin romanda köprünün yapımı için gönderilen ve daha sonra Sokullu Mehmet Paşa tarafından görevden alınan şef Abidaga'nın bir dönem yaptığı zulüm yüzümüzü ekşitir. Ancak bugünkü Visegrad şehrinde Drina suları üzerinde hâlâ sapasağlam hayatta kalan, romanı da taşlarından birisinin üzerine imge olarak koyan yüzlerce yıllık ve vakur köprünün kendisidir. Ne Abidaga, ne köprüyü isteyenler, ne de istemeyenler... Gerek köprünün tarihsel ve kültürel gerçekliği, gerek köprünün mimari gerçekliği, gerekse köprüyü düşünsel dünyaya taşıyan edebi gerçekliği köprünün özünde, içinde, dışında bir meziyet barındırdığı sonucu için yeterlidir.
Bir zamanlar Osmanlılar Balkan coğrafyasına devlet düzenlerini götürmüşler. Öylesine önem verilmiş ki Balkanlar'da yeşertilmek istenilen medeniyete, Doğu Roma'yı yıkan Fatih Sultan Mehmet bu olayın 10 yıl ardından 1463'te Bosna'yı devlet topraklarına katmış ve o meşhur ilk insan hakları fermanını yayımlatmış. Diğer bir deyişle Fatih bu topraklar üzerindeki aydınlanmayı han veya köprü ile değil öncelikle düşünce ve insan hakları düzleminde gerçekleştirmeye çalışmış. Köprü de bundan 114 yıl sonra gelmiş. Düşünce zenginliği ile nesnel zenginlik birbirini beslemiş. Gerek Türklerin hâlâ Bosna'da ve civarında çokça sevilmesi gerçeği, gerek milletler arası bağların Bosna'nın Avusturya-Macaristan'a ilhakı, Yugoslavya komünizmini yaşaması gibi nedenlere bağlı uzun ara dönemlerle kesilmesine rağmen hislerin hâlâ canlı kalabilmesi gerçeği, Boşnaklar'ın hala İstanbul'u başkent olarak gördükleri gerçeği Osmanlı devletinin devletleşmedeki meziyeti adına yeterlidir.
Şimdi durup bakalım günümüz şartlarında Türkler'in Bosna'ya bakışına. Bir grup Türk insanı var; büyükçe bir topluluk. Bu insanların miras edindikleri bir medeniyet ve medeniyet düşüncesi var. Bu medeniyet düşüncesi aynı Osmanlı'nın Balkanlar'da da yaşattığı türden belirli bir devlet sistemi içinde her türlü topluluğa yaşama hakkı tanıyan, hakları ve özgürlükleri savunan, bilmsel aydınlanmayı da fazladan ilke edinmiş bir anlayış. İşte bu anlayıştan hareketle bir grup Türkiyeli yanlarına Boşnakları da alarak üzerine emek, para, düşünce koyarak yeni bir köprü inşa etmeye girişmişler. Ellerini bu köprünün taşının altına koymuşlar. Kendi işlerinden, sosyal hayatlarından, birikimlerinden kesmişler, artırmışlar, buraya getirmişler. Bunu günümüz şartlarında hele bir de ağır bir savaş yaşamış olan Bosna'da yüksek öğretimde gerçekleştirmek istemişler: International University of Sarajevo (IUS) doğmuş. Sokullu Mehmet Paşa'nın yaptırdığı meşhur Drina Köprüsü'nün yapımına 1572 yılında başlanmış, çağları aşan medeniyeti çağlardan çağlara taşıyan, kendisini yaptıran devlet dahi yıkıldığı halde kendisi ayakta duran bu yapıt beş yıl sonra 1577 yılında ortaya çıkmış. International University of Sarajevo bölgedeki ilk modern üniversite olmak hedefiyle bir yüksek öğretim projesi olarak 2003 yılında doğmuş, bugün dünyanın 12 farklı ülkesinden 51 akademisyenin dünyanın 18 farklı ülkesinden gelen öğrencilere eğitim verdiği devamlı çağdaşlaşan ve çağın önünde projeler üretmeyi hedefleyen bir kurum olarak eğitim-öğretime devam eden bir kurum olmuştur. Umuyoruz ki bu köprünün (yani IUS kampüsünün) inşaatı da yüzyıllar önceki akranı gibi beşinci yılında bitecek ve kampüsüyle hizmet etmeye devam edecektir. Bu vizyona sahip Türkiyeliler için medeniyet ve düşünce mirasını taşımaya ve yaşatmaya çalışmak bir meziyettir.
İkinci bir grup Türk vatandaşı var; Bosna neresidir bir tek haritadan bilir, ne gelmiş ne de geçmiştir, olsa olsa savaşı takip etmiş ve belki de üzülmüştür. Bu grup genelde oturduğu yerden kalkmaz, işlerin, gidişlerin ve süreçlerin özünü ve gerçeklerini öğrenmez, masa başından dünyaya bakar, bir şeyler okur veya duyar, önyargılarla bir şeyleri ve birilerini karalar, olumsuzluk üretir. Yapıcı değil yıkıcı eleştirilerle Türkiye'ye hizmet etmeye çalışır. Daha çok negatif enerjiyle beslenir. Bakış açılarına ideoloji veya karşıtlıklar hakimdir, diğer boyutlar zayıflamış, farklı yaklaşımlara fazla yer kalmamıştır. Bosna ne ifade eder, köprü ne demek, medeniyet, bilim, uğraş, karşılıksız vermek gibi kavramlar dahi son derece somut gelir onlara. Bu nedenledir ki Bosna'daki üniversitenin kurulmasına yardım eden herkesin meziyeti bu kişilere eziyet gibi görünür. Bu noktada Türkiye'nin köklü bir gazetesinde 7 Kasım 2007 tarihinde çıkan Yalçın Bayer imzalı yazıyı yukarıda bahsedilen noktalar ışığında değerlendirmek istiyorum.
Sayın Yalçın Bayer'in yazısını okuyanlar göreceklerdir; alıntılarla yazıyı anımsatmak istemiyorum. Yazı bir arkadaşla yapılan ayak üstü sohbetten başka bir temele dayanmadığı izlenimini sergilemektedir. Çünkü yazıda derinlik, eleştirel bakışı destekleyen somut bilgiler, analiz, araştırma, sentez gibi temel makale ilkeleri bulunmamaktadır. Yazıda Sayın Bayer verilere dayanmadan, elle tutulur deliller koymadan, okuyucuyu fazlaca ve doğruca bilgilendirmeden bu üniversite projesinde yanlış birşeyler olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadır. Özellikle de evrensellik iddiası taşıması gereken bir üniversiteyi bir siyasi parti (AK Parti) ile ilişkilendirme gayreti görülüyor. Öyle ki üniversitenin adını bile bir dakika Internet'e girip doğru olarak yazmaya dikkat etmemiştir. Ne ilginçtir ki sözü edilen açılış töreninde adı geçen siyasi partinin üst düzey yöneticisine konuşma yaptırmadığı için üniversite yönetimi de burada eleştiriye uğramıştı. Umarız Yalçın Bayer Saraybosna'ya gelir, üniversitemizi ziyaret eder, öğrencilerimizle, akademisyenlerimizle görüşür, müfredatımızı, derslerimizi, çeşitliliğimizi, insana ve dünyaya bakışımızı inceler, herşeyi gözleriyle görür ve bu defa hakkımızda daha nesnel bilgiler verir. Üniversite eğitiminde yeni modellere ihtiyaç duyan bu acılı coğrafyada yapılan bu samimi yatırımı, bu stratejik projeyi anlamaya ve tanıtmaya çalışır. Buraya gelirse yargılarının ve olumsuz kanaatlerinin değişeceğine inanıyorum.
Sonuç olarak denilebilir ki tarihsel bilincimiz ve Türkiyelilik vizyonu 430 yıl önceki Bosna'daki seviyesini bugün de yakalamalı, sağlam köprüler kurulmasına yardımcı olmalı, mevcut örnekle (IUS) Bosna'ya yüksek öğretim alanında da kaliteyi getirmeyi ve bunun için uğraş vermeyi gerekli kılmalıdır. Bunun için düşünsel farklılıklarımızı bir kenara koymalı, zıtlıklarımızdan ahenk üretmeyi tercih etmeliyiz. Mevcut örneğin türünü niteleyen “üniversite” kelimesi bu noktada kelimenin özü olan “evrensel” kelimesiyle beraber düşünülmeli, ideolojik ve siyasi tartışmalara araç olarak kullanılmamalıdır. Bosna meziyet ile eziyet arasındaki ve benzeri karşıtlıkları göğüsler bir ülkedir. Drina Köprüsü isimli romanda olduğu gibi gözlerimizi de kapatsak köprü oradadır. Unutulmamalıdır ki kemerlerinden bizlere çağların Balkan türküsünü söyleyen köprünün altından daha çok sular geçecektir. Bizler gelip geçiciyiz ama burada kurulan medeniyet köprülerinin yıkılması için değil, güzel ve kalıcı olması için çabalayalım. Özellikle gençlerimiz üzerindeki etkilerini gitgide artıran, tarihi de bir dizi diğer “tartışılmaz kavram (grand-narrative)” gibi kendisine düşman edinmiş postmodern kültürün baskısından sıyrılmanın en doğru yolunun tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkmaktan geçtiğinin altını çizmek isterim. Bu sorumluluk en önde medyaya düşmelidir.
* Uluslararası Sarajevo Üniversitesi Öğretim Görevlisi
(mbal@ius.edu.ba)






