Düşünce Günlüğü Çatışan ABD ve Rusya stratejileri karşısında Suriyenin geleceği

Çatışan ABD ve Rusya stratejileri karşısında Suriye’nin geleceği

Suriye’nin yeniden istikrara kavuşabilmesi büyük ölçüde ABD ve Rusya’nın uzlaşmasına bağlıdır. Fakat ABD’de Joe Biden’ın başkanlığıyla birlikte iki ülkenin bir araya gelmesi Rusya-Ukrayna savaşı da çıkmışken adeta mucizelere kalmış gibidir. Suriye’nin geleceği üzerinde etkili ülkeler arasında Rusya ve ABD önde gelmektedir. Bu ülkeleri Türkiye, AB, İran ve bir ölçüde Körfez ülkeleri ile Mısır izlemektedir.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Çatışan ABD ve Rusya stratejileri karşısında Suriye’nin geleceği
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Prof. Dr. Celalettin Yavuz / Güvenlik Politikaları Uzmanı

Suriye’nin yeniden istikrara kavuşabilmesi büyük ölçüde ABD ve Rusya’nın uzlaşmasına bağlıdır. Fakat ABD’de Joe Biden’ın başkanlığıyla birlikte iki ülkenin bir araya gelmesi Rusya-Ukrayna savaşı da çıkmışken adeta mucizelere kalmış gibidir. Suriye’nin geleceği üzerinde etkili ülkeler arasında Rusya ve ABD önde gelmektedir. Bu ülkeleri Türkiye, AB, İran ve bir ölçüde Körfez ülkeleri ile Mısır izlemektedir.

Suriye’de Arap Baharı ve takip eden iç savaşın üzerinden neredeyse 11 buçuk yıl geçti. Önce Esed rejimini devirmeye yönelik girişimler, daha sonra el-Kaide türevi DEAŞ terör örgütünü etkisizleştirmeye dönüştü. Bu konuda 2016 yılından itibaren de önemli mesafeler kaydedildi. BM şemsiyesi altında başlatılan Cenevre Süreci ile Suriye’de rejim ve rejim karşıtı muhalifler, uzun çabalardan sonra ortak bir anayasa komisyonu adı altında toplanmaya başladılar. Sekiz kez toplanan komisyon hala bir çözüm üretemediği gibi, Temmuz 2022’de yapılması planlanan dokuzuncu toplantı da ertelendi.

Suriye’de her ne kadar Esed rejimi ile muhalifler arasında yer yer çatışmalar varsa da ülkenin yeniden istikrara kavuşabilmesi büyük ölçüde bölge dışı ülkelerin uzlaşmasına bağlıdır. Özellikle de ABD ve Rusya’nın. Ama ABD’de Joe Biden’ın başkanlığıyla birlikte bu iki ülkenin bir araya gelmesi Rusya-Ukrayna savaşı da çıkmışken adeta mucizelere kalmış gibidir.

Suriye’nin geleceği üzerinde etkili ülkeler arasında Rusya ve ABD önde gelmektedir. Bu ülkeleri Türkiye, AB, İran ve bir ölçüde Körfez ülkeleri ile Mısır izlemektedir.

MOSKOVA VE TAHRAN ESED’İ KOLLAMAYA DEVAM EDİYOR

Suriye’de askeri varlık gösteren ülkeler içerisinde halen BM’ye göre meşru sayılan Esed yönetiminin çağrısı üzerine asker gönderen Rusya’nın ayrı bir yeri vardır. Rusya, Suriye ile ilgili hemen her gelişmede Esed rejimini gözeten bir politika izlemektedir. Zira Rusya, soğuk savaş sonrasında Sovyetler döneminde mevcut Suriye ve Libya’da mevcut olan üs imkanını ve Sovyetler’in varisi olarak “sıcak denizler”de varlığını sürdürmek istemektedir.

Rusya, 2011 yılı başlarında bölge ülkeleri içerisinde en ağır hasarı bırakarak yaşanan Arap Baharı’nın ardından Libya’daki üssünü neredeyse tamamen kaybetmişti. Çünkü Batılı ülkeler karşısında genellikle Sovyetler Birliği ve sonrasında Rusya yanında yer alan Libya Lideri Muammer Kaddafi, Libya Baharı ile tarihe karıştı. Geriye Suriye ve bu ülkedeki müttefiki Esed rejimi kalan Rusya, önce Ağustos 2013’te “kimyasal silah” kullandığı için Suriye’ye askeri harekat kararı alan ABD ve İngiltere’nin elinden, mevcut kimyasal silahları bu ülkelere teslim ettirerek Esed rejimini kurtardı. Esed rejimi DEAŞ gibi küresel terör örgütlerinin ve muhaliflerin baskısıyla Akdeniz sahillerine kadar çekilmişken, Rusya’nın 30 Eylül 2015’te Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki gemilerinden attığı füzelerin muhalifleri hedef almasıyla ikinci kez Rusya tarafından kurtarıldı.

Bu gelişme ve ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı ittifakın yardımı ile Rusya, İran milisleri ve Lübnanlı Hizbullah kuvvetlerinin de desteğiyle Esed rejimi tekrar Suriye’de kaybedilen toprakları ele geçirmeye başladı. Rusya, Suriye’nin geleceğinde, kendi politikaları yararına daha iyi bir iktidar gelinceye kadar Esed rejimine destek vermeye devam edecektir.

İran da -Rusya kadar olmasa da- Lübnanlı Şii Hizbullah gibi Esed rejimini Devrim Muhafızları ağırlıklı birlikleriyle desteklemektedir. İran kuvvetleri de Rus birlikleri gibi Esed rejiminin isteği ile ülkeye intikal etmişlerdir.

ABD’NİN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İTTİFAKI SÜRÜYOR

Başlangıçta Esed rejiminin devrilmesi yönünde politika izleyen ABD ise küresel terör tehdidi olarak nitelendirdiği DEAŞ’la mücadele sebebiyle 2015 yılından itibaren Suriye’de kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta Türkiye ile birlikte Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nu “Eğit-Donat” projesiyle Esed rejimine karşı mücadele için sahneye süren ABD, bu projenin ilk denemesinin başarısızlığı üzerine PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD/YPG’yi “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) adı altında askeri eğitim, silah ve teçhizatla ve son yıllarda da siyasi açıdan desteklemeye başladı.

Bu destek giderek Türkiye’nin iç istikrarını ve sınır güvenliğini tehdit eder hale gelince, Türkiye, ABD askerlerinin de bulunduğu Fırat’ın doğusundaki sınır bölgesine Ekim 2019’da “Barış Pınarı” harekatını gerçekleştirdi. ABD, daha sonra Suriye’nin Irak sınırı ve Türkiye sınırları boyunca da uzanan PYD/YPG kontrolündeki bölgede bu örgütü desteklemeye devam etti. Hatta bölgedeki petrol ve doğalgaz üretiminin gelirleri de örgüte aktarılmaya başlandı. Temmuz 2022 itibarıyla ABD’nin Suriye’de 800 civarında askeri varlığı mevcuttur.

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK SORUNLARI

Türkiye, 877 kilometrelik sınırı bulunan güney komşusu Suriye’nin 15 Mart 2011’de başlayan “Bahar”ın iç savaşa dönüşmesiyle en büyük zararı gören ülke haline geldi. Hem DEAŞ ve benzeri küresel terör örgütlerinin, hem de PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’nin terör tehditlerine maruz kaldı. Bu tehditlere karşı meşru müdafaa maksadıyla Ağustos 2016’da “Fırat Kalkanı” harekatıyla Suriye’ye giren Türkiye, 2018’de “Zeytin Dalı” harekatı ile Afrin’e, 2019’da da “Barış Pınarı” harekatıyla Fırat’ın doğusuna girdi. 2017 sonbaharından itibaren İdlib bölgesinde Astana Mutabakatı çerçevesinde asker bulundurmaya başladı. 2016 yılında inşasına başlanan 4 metre yüksekliğindeki sınır duvarı 2021’de tamamlandı.

Bir kısmı AB’den verilen kaynaklarla olmak üzere, her üç harekatın yapıldığı Suriye topraklarında yerleşim bölgeleri kurarak, 4 milyon civarındaki Suriyeli sığınmacının yaklaşık yarım milyonunu bu bölgelere yerleştirdi. Türkiye, TSK-ÖSO işbirliği ile Suriye kuzeyine yapılan askeri harekatlar sonrası ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlara göre PYD/YPG’li terörist grupların Türkiye sınırından en az 30 km güneye kaldırılmaları gerekirken, bunun hala gerçekleşmemiş olması sebebiyle, güvenliğini tehdit eden bu unsurlara karşı yeni harekat yapabileceğini yüksek sesle dillendirmektedir.

Yukarıdaki ülkelere ilaveten Suriye’de silahlı güç olarak değilse de başta Fransa olmak üzere AB ülkelerinin, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile Mısır’ın da Suriye’nin geleceğiyle ilgilendikleri bilinmektedir. İsrail, bölgede güçlü bir Suriye istemez iken, İngiltere de Suriye’nin geleceğinde maddi yardım yapmaya istekli olmadığını açıklamaktadır.

ANKARA’NIN POLİTİKALARIYLA ÇATIŞANLAR

Öncelikle PKK terör örgütünün Suriye uzantılarının bölgeden tecrit edilmesini isteyen Türkiye, bu maksatla bölgeye harekat yapacağını bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından dillendirse de ABD, Rusya ve İran’dan bu konuda “bölgedeki terörün daha da artacağı” şeklinde aykırı sesler yükselmiştir. ABD’nin YPG’ye askeri destek ve eğitim veren Merkezi Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM, Türkiye’nin terörle mücadelesi sırasında etkisizleştirdiği bir elebaşı için taziye mesajı yayınlayacak kadar Türkiye’nin karşısındadır. Her ne kadar Türkiye Suriye’nin “toprak bütünlüğü”ne vurgu yapsa da Esed rejimi ve Arap Birliği de bu tür hareketlere onay vermemektedirler.

Türkiye’nin bir diğer önemli projesi de Suriye’nin istikrara kavuşmasıyla sayısı 3.5 milyon civarında olan Suriyeli sığınmacıların güvenle ülkelerine dönüşünün sağlanmasıdır. Ancak bu konuda da uzlaşmazlıklar mevcuttur. Uzlaşmazlık ABD/AB güdümündeki BM Cenevre Süreci kapsamında kurulan Anayasa Komisyonu’ndaki gruplar için de sürmektedir. Komisyonda Esed yanlıları ile ABD/AB yanlıları uzlaşamamaktadır. Anayasa sürecine PYD/YPG’nin katılmasına Rusya dahil tüm taraflar destek verirken sadece Türkiye karşıdır.

Esed rejiminin geleceğinin tartışıldığı Suriye’de Türkiye’nin doğrudan temas kurabileceği sadece ÖSO mevcuttur. Türkiye’nin artık Esed rejimi ile diplomatik bağ kurması gerektiğini ileri sürenler varsa da rejimin kalıcılığı sorgulandığından bu konunun da ucu açıktır. Böyle olunca Rusya muhatap alınmaktadır. Rejimin devam edip etmeyeceği ise Anayasa Komisyonu’nun düzenli şekilde toplanıp Anayasa ve ilk genel seçimler üzerindeki çalışmasını bitirmesinden sonra belli olabilecektir. Ancak bu konuda da Rusya-ABD/AB uzlaşmazlığı söz konusudur. Hele de Rusya’nın Ukrayna saldırısından sonra tarafların uzlaşması daha da derinleşmiştir. ABD’de Cumhuriyetçilerin iktidarından önce bir uzlaşma mümkün değil gibidir. Yani en azından 2025 yılına kadar beklenecektir. Bu bile garanti değildir.

Herhangi bir şekilde uzlaşma sağlansa bile Türkiye tarafından desteklenen ÖSO’nun geleceğinin ne olacağı da belirsizdir. Tabii ki ABD’nin desteklediği YPG’nin de! Görüldüğü gibi Suriye’de çatışan küresel ve bölgesel stratejiler ile dünyanın süratle yeniden kutuplaştığı bir dönemde ülkede özlenen istikrar için daha uzun süre beklenecek gibi. Bu belirsizlik içerisinde kendi milli güvenliği için Türkiye’nin Suriye’de kendi göbeğini kendisinin kesmeye devam etmesi de mukadder gibidir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.