Gezi''de derin dış siyaset

Doç. Dr. Metin Aksoy
00:009/06/2013, Pazar
G: 8/06/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Gezi''de derin dış siyaset
Gezi''de derin dış siyaset

Bu protestolarda en dikkat çeken nokta dünya medyasının ilgisidir. Özellikle Alman, Fransız, ABD, İngiliz Arap ve Fars basını gelişmeleri takipçilerine anında aktarmaya çalıştı. Hatta BBC Türkçe, ZDF, Euronews Voice of Amerika gibi önde gelen haber ajansları canlı olarak televizyon ve sosyal medya üzerinden takipçileriyle paylaştı. Bu kadar pervasız hareket etmelerindeki amaç ne? Meşru yollarla iktidara gelmiş bir hükümeti gayrimeşru yollarla alaşağı etmek mi, seçimlerde bükülemeyen bileği yine darbeyle indirmek mi?

Gezi Parkı için başlayan protestolar hızlı bir şekilde farklı alanlara yayıldı. Gelişmeler, ağaç kesme, dikme olayından uzaklaşarak, ideolojik bir ayrışmaya dönüştü veya dönüştürüldü. Öyle hızlı gelişti ki sanki aylardır bu an bekleniyormuş gibi veya daha önce provası yapılmış gibi örgütlü yayılmaya başladı. Özellikle sosyal medyada yalan, yanlış, eksik haberler İngilizce, Almanca, Rusya''ya çevrilerek, dünyaya servis edilmeye çalışılıyor.

Bu protestolara dünya medyaları da gayet ilgi gösterdi; özellikle Alman, Fransız, ABD, İngiliz Arap ve Fars basını gelişmeleri takipçilerine anında aktarmaya çalıştı. Hatta BBC Türkçe, ZDF, Euronews Voice of Amerika gibi önde gelen haber ajansları canlı olarak televizyon ve sosyal medya üzerinden takipçileriyle paylaştı. Ama bu noktada eksik olan bir şey vardı o da, Avrupalı haber ajansları yıllardır özgür medyadan bahsederken, yalan, eksik, yanlış haberleri paylaşmada bir sakınca görmedi, bununla medya ahlakının zedelendiğini hiç düşünmediler. Bazı devlet adamları ilk günden taraflı açıklamalar yapmaktan geri durmadılar. Bu kadar pervasız hareket etmelerindeki amaç ne? Meşru yollarla iktidara gelmiş bir hükümeti gayrimeşru yollarla alaşağı etmek mi, seçimlerde bükülemeyen bileği yine darbeyle indirmek mi? Bu perspektiften bakıldığında bu olayların küresel ayağını şu şekilde değerlendirebiliriz.

SURİYE FAKTÖRÜ

İlk olarak, Suriye olayları. Suriye içerisindeki iç savaşı Türkiye''ye de yaymak isteyen Beşşar Esed''in aylardır köşeye sıkışmışlıktan kurtulmanın yollarını aradığını biliyoruz. Reyhanlı saldırısı da doğrudan bu amaç için yapılmış bir saldırıdır. Türkiye''yi ateşe çekerek kendi içsavaşını Suriye-Türkiye çatışmasına dönüştürüp, küresel platformdaki tepkiyi ortadan kaldırmak veya olası bir NATO müdahalesini müttefikler arasında fikir ayrılığı oluşturarak engellemek. Gezi Parkı olaylarında da Türkiye içindeki aşırı uç grupları destekleyip Türkiye''nin iç ve dış politikada güçlenen imajını zedeleyerek, rahat ve etkin politika üretmesini engellemektir. Bu olayların diğer bir aktörüyse İran''dır. Türkiye yıllardır bölgede var olan İran''ın ayak oyunlarına şahit olmuştur.

Bu gün bu ayak oyunlarını Suriye üzerinden oynamaya başlıyor. Bölgede iyice yalnızlaşan İran, mezhepsel bir ayrımla ve Hizbullah''ı da kullanarak Suriye hükümetini ayakta tutmaya çalışırken, muhalifleri destekleyen Türkiye''yi bir yandan mezhepsel savaşla işin içine dahil etme uğraşında, diğer yandansa Suriye konusunda kendisini destekleyen ulusalcı cepheyi hükümete karşı kışkırtmak ÇABASI içerisinde. Arap Baharı ile başlayan bölgesel yangını büyüterek kendini ve müttefiklerini ayakta tutma uğraşı içerisinde. Olası Esad iktidarının devrilmesinden sonra ortaya çıkabilecek Türkiye etkinliğini mümkün olduğu kadar Esad iktidarını ayakta tutarak engellemek eğer bu mümkün olmazsa, Esad sonrası ortam öyle bir hal alsın ki yıllardır bölgesel güç mücadelesi verdiği Türkiye bölgede etkinliğini artıramasın, prestiji zedelensin ve kendi içinde Kürt sorununun çözümünden sonra Alevi-Sünni gibi yeni sorunları çözmek için mücadele etsin ki İran bölgedeki gücünü sürdürsün.

AVRUPA VE ABD''NİN ROLÜ

İkinci bakış açısı Avrupa ve Amerika merkezlidir. Bizleri hayretler içine düşüren bir diğer nokta Avrupa basınının hızlı bir şekilde olayların iç yüzünü çözdüğü gibi olaylarda tarafını dahi belirleyerek, iftiraya varacak düzeyde hükümete karşı haber yapmakta bir sakınca görmemesidir. Aslında bu yalan, yanlış haberlere Avrupa ve Amerika''yı takip edenler şaşırmamış olsa gerek, çünkü bu ülkeler Ortadoğu''daki Türkiye''nin prestijinden ve son dönemlerdeki yükselen Türkiye imajından rahatsız. Bu imajı alaşağı edecek arayışlara girdiğini görüyoruz. Bunlardan kayda değer çalışmaları yapan ülkelerden birisi Almanya''- dır. Almanya, Alman vakıfları üzerinden Doğu ve Güneydoğu''da yıllardır bilinçli bir şekilde etnik merkezli projeleri desteklemektir. Yatırımlarını bu alana kaydırmaktan hiç geri durmamış ve 2001 yılında Türkiye'' de gerçekleşen ekonomik krizde Deutsche Bank''ın karnesi pek de iç açıcı değildir. Başbakan Erdoğan''ın Almanya''daki göçmenler üzerindeki etkinliğinden ve Türkiye''nin onlara sahip çıkma politikalarından oldukça rahatsız olduğu ortada. AB''nin girdiği çıkmaz sokakta kaybolmasına rağmen Türkiye''nin hem ekonomik hem de siyasi olarak güçlenmesi ve bölgesinde AB'' ye rağmen bir duruş sergilemesi. Avrupa ülkelerini rahatsız eden bir diğer sorun.

Bunun yanında Fransa''nın Sarkozy iktidarından bugüne Türkiye ve özellikle Ak Parti iktidarına karşı hazımsızlığını bilmeyen yoktur. Türkiye Fransa bilek güreşini Arap Baharı sürecinde daha net olarak gördük. Kuzey Afrika ülkelerinde ve Suriye''de sömürge geçmişini kullanarak ekonomik siyasi hakimiyet kurma arayışında olan bir Fransa ve bu bölgelerde sıfır sorun üzerinden etkinliğini artırmaya çalışan bir Türkiye''nin varlığına şahit oluyoruz. Bu güç mücadelesinde Fransa, hiçbir Türkiye cumhuriyeti iktidarı tarihinde Ak Parti iktidarında olduğu kadar bu yarışı kaybetme ve yenilme riski yaşamamıştır herhalde. Suriye sorununda NATO''nun müdahale edememesinin nedenlerinden birisi de NATO içindeki güç mücadelesinin yaşanıyor olmasıdır. Fransa, İngiltere gibi ülkeler Türkiye''nin muhalifler üzerinde bu kadar etkin olduğu ortamda Suriye sorununun çözülmesini istemiyor. Suriye sorununun çözümüne yönelik beklenen NATO müdahalesi bir türlü gerçekleştirilemiyor. Fransa bu bilek güreşinde Gezi Parkı eylemlerini destekleyerek bu oyunda bir adım öne geçmek ve kendini zorlayan Türkiye''yi devre dışı bırakmak istiyor.

İNGİLTERE FAKTÖRÜ

İngiltere ve ABD''yi birlikte değerlendirmek daha anlamlı olacaktır herhalde. Özellikle ABD içerisindeki Neo-Con''ların Ak Parti iktidarından haz duymadıkları ortada. Bölgede Türkiye''nin İsrail ile yaşadığı gerginlikte ABD''deki Yahudi lobisinin de etkisiyle Ak Parti iktidarının karşısında yer almaya başladılar. Son dönemlerde Ortadoğu''daki dengeleri yeniden belirlemek için kendi politikalarını işleten güçlü bir Türkiye''nin yerine daha zayıf ve İsrail''in üzerinde daha etki kurabileceği bir Türkiye isteniyor. İngiltere ve ABD''nin bu çıkışı oluşturmasındaki neden Mavi Marmara sonrası yaşanan özür olayının rövanşını Ak Parti iktidarının alabilmek.

Son olarak, ABD güdümünde olan ama demokrat olmayan Körfez ülkelerinin de bu olaylardan mutluluk duyduğu ortada çünkü model olarak alınan bir Türkiye artık model olabilecek bir durumda değildir. Gezi Parkı olayları Davos çıkışıyla Arap halkları arasında yayılan güçlü Türkiye imajını da ortadan kaldırmanın fırsatı olmuştur.

SONUÇ YERİNE

Resmin tamamına bakacak olursak belki de her siyasetin iç ve dış boyutu vardır. Burada bu resmin dış boyutunun resmini çizmeye çalıştıksa da dışarıda gerçekleşen tüm adımlar doğrudan içerdeki farklı yapılanmalarla yaptığı işbirliği üzerinden vücut bulurlar. Türkiye''de Kürt sorunu mümkünse çözülmesin, eğer çözülecekse de yeni sorunlar ortaya çıkartılsın ki o ülkeye yeni müdahale alanları oluşturulsun.

Bu müdahale alanlarının başında Alevi-Sunni çatışması yer alırken bunun yanında liberallerin ve marjinal gurupların iktidara karşı birleştiği farklı bir kutuplaşma oluşturulmaya çalışılmaktadır. Türkiye önce etnik sorunlarla uğraşırken ve onlarla ayrışmalar yaşarken, artık bugün daha postmodern meseleler üzerinden yeni çatışma alanlarıyla karşı karşıyadır. Bu iki tehdit algısı Kürt sorununun çözülmesi durumunda Türkiye''nin üzerinde fazlaca kafa yormasını gerektiren kutuplaşmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkede bozulmayan istikrar bu sorunları kolaylıkla aşacaktır lakin istikrar bozulursa bu sorunların üstesinden gelmek için insan ve ekonomik kaynaklarımızı kaybetmemiz işten bile değil.