Tek partinin ‘resmî din’ operasyonu

04:0027/10/2024, Pazar
G: 27/10/2024, Pazar
Yeni Şafak
Türkçe Hutbe kitabını hazırlayan Ahmet Hamdi Akseki
Türkçe Hutbe kitabını hazırlayan Ahmet Hamdi Akseki

Erken Cumhuriyet döneminde ilköğretim din dersi kitaplarının içeriği değiştirilmiş, özel hutbeler hazırlatılmış, resmi dinî söylemin eğitim aracılığıyla benimsetilmesi arzulanmıştır.

Mete Yavuz

Millî Mücadele’nin başlangıcından itibaren Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun benimsediği dini söylemleri takip ettiğimizde belli başlı dönemeçlerdeki gelişmelere bağlı olarak değişen bir manzarayla karşılaşmaktayız.

Yurdu kurtarma mücadelesinin başlangıçta İslâmî bir dile sahip olduğu ve ulema, meşayih gibi çeşitli kesimlerden din adamlarınca da desteklendiği herkesin malumu. Fakat Nisan 1923’te Birinci Meclis’in feshi ve aynı yıl neticelenen Lozan sürecinden sonra siyasi merkezin din politikalarında önemli bir kırılma yaşandı.

3 Mart 1924’te Hilafetin ve medreselerin lağvedilmesiyle simgeleşen süreçten 1930’ların başına kadar aşağı yukarı benzer bir din politikası yürütüldüğü gözlemleniyor. Tek parti iktidarı tarafından yürütülen din politikasının bir ayağını da resmi dinî söylemin halka benimsetilmesi oluşturmakta.

TARİH PENCERESİNDEN köşemizin bu yazısında erken Cumhuriyet idaresinin 1930’ların başına kadar benimsediği dinî söylemi ve bu söylemi yaygınlaştırmak için vasıta olarak kullandığı hutbeleri ana hatlarıyla ele alacağız.


Tek parti ideolojisine uygun bir din anlayışı

Osmanlı Devleti’nde modern okulların yaygınlaşması, bürokratik dönüşümün hızlanması ve basın yayın faaliyetlerinin artmasıyla yeni entelektüeller arasında farklı bir İslâmî söylem uç vermişti. Dinî düşünceyi savunmakla modern dünyaya uyum sağlamak kaygılarını bir arada barındıran bu yeni söylem, zengin II. Meşrutiyet matbuatıyla da yaygınlık kazandı.

Geniş yelpazeden okur-yazar kitle arasında yayılan bu yeni fikriyatın o dönem itibarıyla halk dindarlığında karşılık bulduğunu söylemek ise güç. Erken Cumhuriyet idaresinin 1924 sonrası sahiplendiği yeni dini söylem de Osmanlı son dönem düşünce hayatındaki görüşlerle benzerlikler taşımakta.


Yusuf Ziya Yörükan
Abdülbaki Gölpınarlı

Ders kitapları ve hutbeler nasıl araçsallaştırıldı?

Bu dönemde devletin esas gayesi dinî alanı tamamen tasfiye etmek yerine Tek Parti ideolojisiyle uyumlu, tek-tip bir dini anlayışı halk nezdinde de kabul ettirmek olduğundan, ilköğretim din dersi kitaplarının içeriği değiştirilmiş, resmi dinî söylemin eğitim aracılığıyla küçük yaştan itibaren benimsetilmesi arzulanmıştır.

Aynı şekilde cuma hutbeleri ve vaazlar da devletin halka ulaşma araçlarından biri olarak görülmüş, saygın âlimler dahi devletin resmi dini görüşünü yansıtan hutbe kitapları kaleme almıştır. Söz konusu ders kitapları ve hutbelerdeki ideolojik kaygıları daha net görebilmek adına 1924 ilâ 1932 arasındaki dönemden birkaç alıntı ile devam edelim.


Muallim Abdülbaki’den (Gölpınarlı) Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri

Cumhuriyet'in ilk yıllarında kaleme alınan din dersi kitaplarının içeriği, devletin nasıl bir halk dindarlığı arzuladığını açık bir biçimde ortaya koyuyor. İlk mektep üç, dört ve beşinci sınıflar için Muallim Abdülbaki (Gölpınarlı) tarafından 1927 yılında kaleme alınan ve 1933’e kadar basımı devam eden Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri kitabı bu hususta mühim bir örnek.

Kitapları kaleme aldığı dönemde öğretmenlik yapan Abdülbaki Gölpınarlı daha sonra yazdığı tasavvufi eserlerle ün kazanmış yazarlardandır. Söz konusu kitabın ana fikrini temsil eden, o döneme değin İslâm ilim ve düşünce mirasında benzerine rastlanmayan bir dünyevî-dinî ayrımından hareket eden birkaç örnek ile devam edelim:


“Kafanızda medreselerin köşelerindeki örümcekler yaşamıyor”

“Çocuklar, siz ne mesutsunuz ki Cumhuriyet devrinde yaşıyorsunuz. Kafanızda medreselerin köşelerindeki örümcekler yaşamıyor. İlim, fen öğrenerek günden güne zihniniz açılıyor, düşünceniz ilerliyor. Çok teşekkür edin ki Cumhuriyet hep bu saçma şeyleri, halkın cahil kalmasını kendi geçimlerine muvafık gören bu hainler, ahaliye başka lisan öğretmezler, Avrupa ilmini öğrenenlere, Avrupa medeniyetini kabul edenlere “Gavur!” derlerdi.”


Batı medeniyeti tek ve sorgulanamaz medeniyet mi?

“Bütün bu sözlerden sonra artık anlamamız lazım ki medeni dünyanın içinde bulunan Türkler de medenidir. Yemeleri, içmeleri, giyinmeleri, kuşanmaları hep medeniyete uygundur. Medeni Türk çocuğu, masallara, akla uygun olmayan saçma laflara inanmaz. Medeni Türk memleketlerinde yer yer büyüklerimizin heykelleri yükselecek, heykeltıraşlık ve ressamlık ilerleyecek, fabrikalar açılacak… Doğru din de işte budur…”


Darülfünun ilahiyat hocası Yusuf Ziya’nın İslam Dini kitabından notlar

Abdülbaki Gölpınarlı’nın kitaplarından sonra bir başka örnek de Dârülfünun ile Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültelerinde hocalık yapmış olan Yusuf Ziya Yörükan’ın ortaokullarda okutulmak üzere 1927’de hazırladığı İslam Dini kitabıdır. Bu kitapta da Muallim Abdülbaki’de gördüğümüze benzer yaklaşımlara sıkça rastlanıyor:


Muallim Abdülbaki'nin Cumhuriyet Çocuğuna Din Dersleri kitabı

Din işleri-dünya işleri ayrımı

“Aklın kabul etmediklerini, batılları ve hurafeleri İslâm dini de kabul etmez. Müslümanlık din işlerini akıl üzerine kurmuş, dünya işlerini ise büsbütün akla bırakmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de Peygamberimizin (s.a.v.), insanların işlerine karışmadığı tasrih edildiği gibi Peygamberimiz de ‘Siz, dünya işlerini daha iyi bilirsiniz’ demiş ve dinin dünya işlerine karışmadığını ifade etmiştir.”

“Dünya işleri ile din işlerini birbirine karıştıran memleketler bin sene evvelki usulleri tatbik etmek istedikleri için hiç terakki edememişler ve perişan olmuşlardır.”


Yusuf Ziya Yörükan'ın İslam Dini kitabı

Laikliğe dinden deliller getiriliyor

“Müslümanlık içinde türemiş en fena hareketler mezheplerle tarikatlardır. Çok şükür memleketimizde cehalet ve taassup ocakları kalktığı gibi tarikat namı altında insanları iğfal ile tembelliğe sevk eden yerler de kapanmıştır.”

Bu eser de ele aldığımız dönemin hem din dersi hem de hutbe kitaplarıyla büyük ölçüde ortak bir anlayıştan hareketle kaleme alınmıştır. Alıntılarda görüldüğü gibi laiklik esasına Kur’ân ve sünnetten meşruiyet sağlanmakta, dönemin hâkim akıl tanımı üzerinden aklın önemi vurgulanırken batıl inanç, hurafe ve taassupla eşitlenen mezhep ve tarikatlar kategorik olarak reddedilmektedir.


Ders ve hutbe kitaplarıyla inkılaplar halka benimsetilmek istendi

Din dersi kitapları ve hutbeler resmi dini söylemi halka ileten araçların muhtemelen en etkilileriydi. Bu kitapların içeriği değerlendirildiğindeyse ortaya çıkan ortak temalar devletin ne tür bir din yorumunu benimsediğini ve vatandaşına da belletmek istediğini net bir biçimde ortaya koyuyor.

Kitapların ortak kaygısının yeni kurulan devletin ve bu devletin esaslarının halka benimsetilmesi olduğu açıktır. Bu esasların başındaysa laiklik gelmektedir. Bu nedenle eserlerin en sık vurguladığı devlet ve dinin birbirinden ayrı müesseseler olduğu ve dini esaslarla teşkil etmeyen bir devletin dine aykırı olmadığı bilakis dinin bunu öngördüğüdür.

Kitaplarda sıklıkla üzerinde durulan bir diğer husus ise Avrupa karşısında geri kalmışlık tespiti ve ilerleme fikrinden beslenen çalışmaya, üretmeye olan yoğun teşviktir. Yaygın anlatıya göre Avrupa daha zeki ya da daha üstün olduğu için güçlenmemiş, daha çok çalıştığı için ilerlemiştir. İslâm’ın asıl kaynaklarının çalışmayı, bilim ve teknoloji üretmeyi teşvik ettiği fakat Müslümanların bunu göz ardı ettiği dile getirilir.

Cumhuriyet tarihimizin farklı dönemlerinde devletçe benimsenen din yorumu, bunun halka ulaştırılma çabaları ve bu yolda kullanılan araçlar tesirleriyle bugüne kadar ulaşmıştır. Söz konusu sürecin bugünden geçmişe doğru keşfi, ilgi çekici olduğu kadar ülkemizdeki mevcut ve gelecekteki devlet, din ve toplum ilişkilerinin derinliği, kalitesi ve sıhhati açısından da değerlidir.


Diyanet’e hazırlatılan hutbe kitaplarındaki dil

  • Resmi dini söylemi halka ulaştırırken genç öğrencileri hedefleyen ders kitaplarının yanında yetişkin halk kitlesine yönelik olarak hazırlanmış hutbe ve vaaz kitapları da mevcuttu. Dönemin camilerinde okunması için hazırlanan ve ülke geneline dağıtılan hutbe kitaplarından biri ise Diyanet İşleri’nin hazırladığı Türkçe Hutbe isimli kitaptır.

Tek Parti idaresine itaat dini bir dille tembihlenmişti

İçerik olarak çağdaşlarına benzer bir çizgi üzerinde seyreden kitapta devlete itaatin dini bir mefhum olan ulu’l-emre itaat üzerinden tembihlendiği ve isim vermeden devr-i sabık olan Osmanlı geçmişinin eleştirildiği kısım hutbelerin devletin arzusuna göre araçsallaştırılmasına iyi bir örnek: “Cenab-ı Hak sahib-i emr olan hükümete itaati kendine ve Peygamberine itaate mukarin buyurmuştur. Hususiyle bugün emir sahibi olan hükümet eski zamanlarda olduğu gibi sırf saraylarda kendi heveslerine halkı çalıştıran, Müslümanların alın teriyle saraylarını, köşklerini ziynetlendiren, her Müslüman’ın, her Türk’ün bir senelik kazancını bir saatlik zevk ve sefasına feda eden hükümet değildir. Bugünkü hükümet milletin özünden kopmuş, milletin kalbinden çıkmıştır, yine milletin kendisindendir. Bugünkü hükümetimizi sevelim. Ona itaat edelim. Çünkü Allah Kur’ân-ı Azimüşşan’da bunu emrediyor.”




#cumhuriyet
#din
#tek parti rejimi