
Başbakan Erdoğan, "Türkiye AB'nin, Ortadoğu'nun, Asya'nın çevre ülkesi değil, üç kıtayı etkileme gücüne sahip bir merkez ülkedir. Tarihî misyonumuza uygun rol üstlenirsek, 30-40 yıl sonra küresel güç oluruz" dedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, yurt içinde güven ve istikrar ortamı kadar, dış dünyayla doğru ve etkin ilişkilerin de önemli olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye Avrupa Birliği'nin, Ortadoğu'nun ya da Asya'nın çevre ülkesi değil, üç kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı etkileme gücüne sahip bir merkez ülkedir. Tarihi misyonuna sahip çıkmak ve ona uygun bir rol üstlenmek Türkiye'nin borcudur. Bu hedefi diplomasiyle, temsil kabiliyeti ve en önemlisi sağlam bir ekonomiyle gerçekleştirebiliriz. Bu yüzyılın ilk yarısı tamamlanmadan önce, Türkiye küresel bir güç olacaktır" dedi.
Erdoğan, televizyonlardan yayınlanan "Ulusa Sesleniş" programında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllardır arzulanan istikrar ortamını yakaladığını belirterek, "İnsanlarımızdaki bu umut ve heyecan, tazelenen bu özgüven duygusu, Türkiye'yi her zaman olduğundan daha güçlü, daha muktedir kılmaktır" dedi.
Yurtdışı gezilerine değinen Erdoğan, içerideki güven ve istikrar ortamı kadar, dış dünyayla doğru ve etkin ilişkilerin de önemine dikkat çekerek, "kendi içine kapanmış, komşularıyla bile selamı sabahı kesmiş; hiçbir konuda fikri sorulmayan bir üçüncü dünya ülkesi" konumundan çıktıklarını kaydetti. Erdoğan, şöyle dedi: "Türkiye Avrupa Birliği'nin, Ortadoğu'nun ya da Asya'nın çevre ülkesi değildir, bu coğrafyaların periferisinde yer almaz. Aksine yüzyıllar boyunca büyük medeniyetlere beşiklik etmiş, farklı inanç ve kültürlerin mirasıyla beslenmiş, üç kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı etkileme gücüne sahip bir merkez ülkedir. Türkiye bu birikime, bu ağırlığa, bu tarihi misyona sahip çıkmak, bu zengin arka plana uygun bir rol üstlenmek borcundadır. Aktif bir diplomasiyle, gerçekçi bir stratejiyle ve azami donanımla kalıbımızı dolduracağız. Ancak bu hedefi, dikkatli ama cesur bir diplomasiyle, üstün temsil kabiliyetiyle ve en önemlisi sağlam bir ekonomiyle adım adım gerçeğe dönüştürebiliriz. Bu başarıldığı takdirde, inanıyorum ki bu yüzyılın ilk yarısı tamamlanmadan önce, Türkiye küresel bir güç olarak bütün dünya tarafından kabul edilen bir öneme ve ağırlığa kavuşacaktır."
Erdoğan, ABD ile ilişkiler konusunda da, şunları kaydetti: "Türkiye ile ABD uzun yıllar boyunca dost ve müttefik olarak beraberliklerini sürdürmüş iki ülkedir. Bugün de bu yakın ilişkiler rasyonel bir zeminde devam etmektedir. Zaman zaman, çeşitli bölgesel ve konjoktürel sorunlara yaklaşımlarımızda üslup farklılıklarımız olabilir. Ancak, iki ülke arasındaki ilişkilerin gerek tarihi derinliği, gerekse herhangi bir spesifik soruna indirgenemeyecek çok boyutlu niteliği, dostluğumuzun ve işbirliğimizin artarak devam etmesini de sağlayacak güçtedir. Bu dostluk ve işbirliğinin artarak devam etmesi için, medya ve sivil toplum kuruluşlarının da her iki ülkenin kamuoyunda olumsuz ve mesnetsiz önyargılara zemin hazırlamaması gerekir."
Irak sorununa da "kısaca" değinen Erdoğan, Türkiye'nin, bölgede istikrarsızlığın ve savaş şartlarının bir an önce sona erdirilmesinden, Irak'ın bütünlüğünün bozulmasına yol açacak girişimlere meydan verilmemesinden yana olduğunu söyledi. Erdoğan, "Bunun için de, bütün ulusal kaynaklara Irak halkının tümünün sahip olacağı; hiçbir etnik, dini veya mezhebi kesimin diğerleri üzerinde egemenlik kurmayacağı; terör gruplarının antrenman sahası gibi kullanmayacağı hür ve demokratik bir Irak idealinin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini savunduk" dedi.
Kıbrıs konusuna da değinen Erdoğan, 17 Aralık'ta Brüksel'de açıklanan kararın "net" olduğunu belirterek, "Türkiye, Güney Kıbrıs'ı tanımak konusunda herhangi bir yasal yükümlülük altına girmemiştir" dedi. BM zemininde çözüm ve birleşme için gayret göstermeye devam edeceklerini yineleyen Erdoğan, ancak Annan Planı'na "evet" diyerek çözüm isteğini ortaya koyan KKTC halkına verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı. Erdoğan, şunları kaydetti: "AB'de yaşanan Kıbrıs ikilemi, BM nezdinde halen sorunlu bir alan olan Kıbrıs'ın bir parçasını, nihai çözümü beklemeden üye olarak kabul etmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye şu anda, çözüme dönük uluslararası adımlar atılmadan, adil ve kalıcı bir çözümün zemini oluşmadan bir adım atmak durumunda değildir. Şu anda atılması gereken adım; uluslararası camianın bir an önce Kuzey Kıbrıs üzerinde uygulanan izolasyonu kaldırmak üzere harekete geçmesidir. Bu adımlar atılır, BM şemsiyesi altında Ada'da adil ve kalıcı bir barışın zemini oluşturulursa, Türk tarafı asla çözüm aramak üzere masaya oturmaktan kaçmayacaktır."
----------------- imza------------------
----------------- imza------------------







