Burası yeni Karaköy

Aysel Yaşa
00:0016/02/2014, Pazar
G: 15/02/2014, Cumartesi
Yeni Şafak
Burası yeni Karaköy
Burası yeni Karaköy

Uzmanları soylulaştırma diyor, yerlileri pek memnun kalmıyor, dışarıdan gelen yabancılar ise huzuru burada bulduk diyor. Bahsettiğimiz yer Karaköy. Son 2 yılda büyük bir değişim geçiren semtin sokakları kafeler, sanat galerileri ve tasarım dükkânlarıyla doldu. Yerlilerin tabiriyle 'burası artık yeni Karaköy' oldu.

Karaköy bundan birkaç yıl öncesine kadar hırdavatçıları, elektrikçileri, yedek parçacıları, büyük hanları ve kalabalığıyla meşhurdu. İşi düşmeyenlerin ara sokaklarına girmediği bu semt, son yıllarda büyük bir değişim yaşadı. Sokaklar şenlendi, kalabalık kitlenin sosyo-ekonomik durumları ve duruşları değişti, her gün bir bina yüksek meblalara el değiştirdi. Karaköylüler semtlerine yabancı oldu. Bunun literatürde tek bir ismi var aslında; soylulaştırma. Yerliler bulundukları semte yabancılaşırken, sanatçılar, yazarlar, iş adamları ve tasarımcılar Karaköy'ün yeni müdavimleri oldu. Soylulaştırma süreci tam olarak tamamlanmadığı için şu an 2 ayrı Karaköy'den söz etmek mümkün.

HUZUR KARAKÖY'DE

Galata Köprüsü'nün Boğaz'a bakan tarafı yeni kafelerle, sanat galerileriyle donanırken, Salı pazarı mevki, hala direniyor. Biz de bu hafta bilhassa Perşembe Pazarı özelinde Karaköy'ü masaya yatırdık. Yerlilerine değişen semtlerini sorduk. Açılan kafeleri, galerileri ve tasarım dükkanlarını gezdik. Görünen o ki yerli halk bu durumdan pek memnun değil. Hepsi "bulunduğumuz yere yabancı gibi olduk, sokakta Türkçe konuşan kalmadı neredeyse" diyerek dert yakınıyor. Dışarıdan gelenler ise sessizliğiyle huzur veren Karaköy'den hiç gitmeyecek gibiler. Karaköy'de eskiden adını bildiğimiz birkaç restoran vardı. Tarihi Karaköy Balıkçısı, sahildeki salaş balıkçılar ve tarihi Liman Lokantası. Boğaz tarafına geçtiğimizdeyse Karaköy Güllüoğlu ve Namlı Gurme dışında bu semte itibar eden yoktu. Hatta ilk açıldıkları dönemde iş yapmayacağı gerekçesiyle eleştirilmişti bile bu yerler. Fakat bugün gelinen noktada Karaköy, mekân açmak isteyenlerin ilk durağı oldu.

SANATIN KALBİ SALT

Osmanlı Bankası binasında Salt'ın açılması, Karaköy'ün sanatla tanışıklığının ilk adımlarıydı aslında. Burada açılan birbirinden kıymetli sergiler ve açık arşivler sanatçıları Karaköy'e çekti. Karaköy'de esaslı değişiklik ise Karaköy'den Tophane'ye yürürken Karaköy Yolcu Salonu'nu sağınıza aldığınızda başlıyor. Sırasıyla dizilen sanat galerileri, restoranlar, kafeler, çay evleri ve butik oteller değişen çehrenin yeni aktörleri. Lokanta Maya, Nar, Dem, Karabatak, Bej Kahve'de bir şeyler yiyip içip sohbet eden yeni sakinler Galeri Mana, Art Sümer, Studio X gibi galerilerde ise birbirinden farklı sergileri gezme imkânı bulabiliyor. Fakat her şey gösterildiği gibi güllük gülistanlık değil. Liman Caddesi'nin arka tarafında açılan kafelere Karaköy'de ikamet edenlerin gitmesi pek ihtimal dahilinde değil. Çünkü bir kahve için yaklaşık 10 TL, tek kişilik bir demlik çay içinse 18 TL ödemek gerekiyor. Bunun yanı sıra açılan kafelerin çoğu, sokaklara taşıp kaldırımları işgal ediyor. İşin ilginç tarafı buna ses eden de yok. Hemen hemen bir çok kafenin önündeki kaldırımlarda keyifle kahvesini yudumlayanlar yüzünden yolun ortasında yürümek zorunda kalıyorsunuz.

Sokakta Türkçe konuşan kalmadı

Semtin yerlileri, bir de sokakta herkesin İngilizce konuşmasından dertli. İşhanlarından birinde çalışan Ahmet Sadık, 'Bazen ben neredeyim dediğim oluyor. Burası Karaköy olabilir mi? Sanmıyorum, burası artık yeni Karaköy' derken değişimden pek de memnun kalmadığını söylüyor gibi. Öte taraftan, Meryem Ana Türk Ortodoks Kilisesi'nin hemen dibinde bir handa çalışan Erol Katılmaz, 'Bu kafelerde bir bardak çay dünyanın parası. Bizim gidip ucuza bir bardak çay içecek mekanımız kalmadı. Yakın zamanda biz de kalamayız herhalde burada' şeklinde konuşuyor. Bakkal Mehmet Lüleci ise, bu güzel ışıltılı galerilerde açılan sergilere yaşadığı yabancılığa dikkat çekiyor: 'Geçen gün birine kapıdan baktım da ben anlamam ki sanat sepet işlerinden. Çizgiler, koca koca boyalı levhalar. Amaan bizlere dokunmasınlar da onlar kendi hallerinde biz kendi yaşamımızda yolumuza devam edelim.' Karaköy'de yaşanan değişim ilerleyen yıllara taşınacak gibi. Şu anda birçok kent bilimci, şehir sosyologları bu konu üzerine çalışıyor. Ve bir çoğu da 'soylulaştırma' meselesinde gelip takılıyor. İlerleyen zaman ne gösterecek bilemeyiz ama Karaköy, artık hafızamızdaki tarihi kimliğiyle değil de yeni açılan kafeleri, füzyon mutfakları, ve değişen çehresiyle hatırlanacak. Gündüz Karaköy'de çalışıp akşam evinin bulunduğu Esenler'e dönen tornacı Hasan Sever de Karaköy'ün dönüşümüne şahit isimlerden biri. Senelerce bu semtin değişik hanlarında çalışan Sever, "Eskiden Esenler'den buraya gelince kendimi yabancı hissetmezdim ama şimdi işler değişti. Elbette buranın gelişmesi önemli ama Karaköy'ü Karaköy yapan değerler yıkılıyor, yerine yenisi geliyor" diye de belirtmeden edemiyor.

Karaköy'de sanata da doyarsınız sohbete de

Karaköy'e gelmişken neler yapabiliriz diyenler için birkaç farklı başlık var. Biz işinizi kolaylaştırmak için semtin yeni yaşam alanlarını kategorize ettik.

Galata Simitçisi mahzun kaldı

Eğer bir keşif için çıktıysanız, Fransız tüccarların buluşma noktası Fransız Geçidi'nden geçmeniz yeterli. Sırasıyla dizilen renkli vitrinler sizi alıp götürüyor. Tabi arada, Karaköy'ün yerlisi tarihi dükkânlara da rastlamanız mümkün. Tarihi Galata Simitçisi, tüm kafelere inat varlığına devam ediyor. Her ne kadar kendine rakip yeni yerler açılsa da, satışlarında bir değişiklik olmamış mekânın. 35 yıldır Karaköy'de odun ateşinde simit pişiren ve bu simitleri seyyar satıcılara dağıtan sıcak mekânda 3 öğün taş fırında simit ve unlu mamüller üretiliyor. Gelen gidenin yol üzeri uğrayıp simit aldığı mekanda çalışan Ayşe Hanım, 'Karaköy artık yabancıların oldu ama ben şikayetçi değilim. Semtimizin çehresi değişti. Ama ne kadar çok kafe açılırsa açılsın bizi etkilemez. Çünkü buranın müdavimleri bellidir' diyor.

Değirmen değil sanat galerisi

Eğer amacınız sanata doymaksa ilk durak Salt Galata. Müze, araştırma, açık arşiv, sergi ve restoranıyla size bir çok farklı alternatif sunan bu sanat mekanı eski Osmanlı Bankası'nda. Eğer sergi gezdikten sonra bir de İstanbul'u temaaşa edeyim derseniz, 4. Kat tam size göre. 1892'de Levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından yapılan binanın mimarisi bile başlı başına üzerine konuşulacak kadar mühim ve güzel. Araştırmacılar için girişte bulunan kütüphane, birinci katta bulunan atölyeler, sergi alanlarıyla Salt Galata, Karaköy'ün en önemli noktalarından biri. Galeri Mana, Karaköy'ün sanata bakan bir diğer mekânı. Galeri Manâ, kullandıkları medyumların sınırlarını ilerleterek yeni eşikler oluşturan ve günümüz çağdaş sanatında özgün bir dil ve öncü bir duruşu temsil eden sanatçılarla çalışıyor. Bulundukları binanın tarihi ise bir o kadar eski. 19. yüzyıldan kalan bir değirmende, 400 metrekarelik bir alanda bulunan Galeri Mana, 2011 yılında Mehveş Arıburnu tarafından kuruldu. Galeri Mana, salı - cumartesi günleri 11:00 - 18:00 saatleri arasında, pazartesi günleri randevu ile ziyarete açık oluyor. Aslı Sümer'in kurduğu artSümer de Karaköy'de genç ve olgunluk dönemindeki sanatçıların işlerine kapı açıyor. Galeride farklı disiplinlerde esim, fotoğraf, çizim, heykel, video enstelasyonları yapan sanatçılar yer alıyor.

Tasarım atölyeleri de var

Başta da belirtmiştik Karaköy'de farklı tasarım atölyeleri de var. İç mimar Deniz Duru'nun açtığı 333 KM, sokağa girdiğinizde hemen dikkati üzerine çekiyor. Karakolun yanında açılan 333km. yarı atölye, yarı mağaza. Girişteki akıllı mobilya tasarımlarını incelerken birkaç adım ötede Deniz Duru'yu, elinde testere, açık atölyesinde harıl harıl çalışırken bulmak mümkün. Küpten puflar, tavladan masalar akılda kalan ürünlerden sadece birkaçı. Daha önce Sultanahmet'teki atölyesinden hatırladığımız Selda Okutan da Karaköy'e ilk gelenlerden ve ışığı görenlerden biri. Onun dükkanı meşhur Karabatak'ın hemen sağında yer alıyor. Ağırlıklı olarak insan figürlü takılar üreten Okutan'ın figürleri, buralardan hatıra götürmek isteyenlere hitap edebilir. Bence Karaköy'ün en eğlenceli mekanı Kağıthane. Kağıtla yapılan her türlü 'şeyin' bulunduğu mekan, renkleri ve cıvıltısıyla hemen göze çarpıyor. Kağıthane'de hediyelik bir sürü obje var, karar vermek zor olabilir. Bizden söylemesi. Türkiye'nin ilk gözlükçülerinden Mehmet San'ın 1960lar'dan beri sattığı gözlüklerden örnekler koruyarak oluşturduğu ve eskilerin unutulmaz gözlük markalarıyla genişletilen Fashion@Eye da Vintage Güneş Gözlüğü koleksiyonu ile dikkat çekiyor. Karaköy Fransız Geçidi labistanbul'da açılan Fashion@Eye, logosu ve tabelasıyla göze çarpıyor.