Dil bir milletin en büyük hazinesidir

Latife Beyza Turgut
Latife Beyza Turgut
04:0015/08/2023, Salı
G: 15/08/2023, Salı
Yeni Şafak
Mertol Tulum
Mertol Tulum

Filolog Prof. Dr. Mertol Tulum’un titiz çalışmasıyla hazırlanan “Arapça ve Farsça’dan Osmanlı Türkçesi’ne Alıntılar Sözlüğü”, Osmanlı Türkçesi metinleri üzerinde çalışanların sıklıkla karşılaştığı 25 bin kelimeden oluşuyor. “Dil her şeyden önce bir kültürün en önemli taşıyıcısı sayılır” diyen Tulum, bu nedenle de sözlüklerin kendi kültürüne yabancılaşmamış, onu seven ve gelişmesine katkı sunmak isteyen her okur-yazarın el altı kitabı olmak zorunda olduğunun altını çiziyor.


Osmanlı Türkçesi metinleri üzerinde çalışanlar için önemli bir başvuru kaynağı olacak “Arapça ve Farsça’dan Osmanlı Türkçesi’ne Alıntılar Sözlüğü” geçtiğimiz günlerde Ketebe Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Ömrünü Türkçe tarihi metinlerine vakfetmiş akademisyen Prof. Dr. Mertol Tulum’un titiz çalışmasıyla hazırlanan Alıntılar Sözlüğü, dilimizin XIV-XIX. yüzyılları içine alan Osmanlı Türkçesi döneminde Arapça ve Farsça’dan alınmış kelimelerin bugün de yaşayanlar ile birlikte izi metinlerde kalmış olanlarından yapılmış bir derleme. Sözlük eski metinlerle muhatap olan okuyucuların sıklıkla karşılaştığı 25 bin kelimeden oluşuyor. 60 yılı aşkın bir süredir sözlükler üzerine çalışmalar yapan Tulum, “Türkçe gibi eski kültür dillerinin söz hazneleri çok hareketli ve değişkendir” diyor ve tarih derinlikli bir metni okuyup anlamakta biricik kılavuzun ve aracın yine bu nitelikteki sözlükler olduğunu ifade ediyor.

“Arapça ve Farsça’dan Osmanlı Türkçesi’ne Alıntılar Sözlüğü” geçtiğimiz ay Ketebe Yayınları etiketi ile Mertol Tulum Kitaplığı’ndan yayınlandı. Böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duydunuz?

Bu sorunuza basamaklı bir açıklama yapayım. İlkin şunu söylemeliyim: Sözlük bir dilin öz kaynağından ürettiği ve başka dillerden alıntıladığı, ses dizileriyle yapılanmış sözcük (kelime) ve türlü yapılardaki söz dizimlerinden oluşan; içleri, anlam dediğimiz, onlara can verici yüklerle dolu dil varlıklarını saklayan bir hazne (hazine)dir. Bu hazinenin gerçek sahibi öncelikli olarak o dili kullanan ve konuşanlardır. Ancak dilin var oluş serüveni ile gelişme süreçlerini göz önünde bulundurduğumuzda, o, anlaşma aracı ve bilgi aktarıcı bir araç olmak yanında bir halkın kendi tarihi derinliğince var ettiği bütün kültür ürünlerini saklayan ve koruyan yanıyla millet adına en büyük değerdir. Bu yüzden dil her şeyden önce bir kültürün en önemli taşıyıcısı sayılır, böyle olunca da sözlük kendi kültürüne yabancılaşmamış, onu seven ve gelişmesine katkı sunmak isteyen her okur-yazarın el altı kitabı olmak zorundadır.

ONLARCA SÖZLÜK KULLANDIM

İkinci olarak: Dil canlı bir sosyal varlıktır. Özellikle dış yapısı, tarihçe derinliği, demek ki eskiliği ile korunan yanları ile birlikte, gelişen günlük hayat, değişen madde varlıkları, nesneler ile bu varlık ve nesnelerin kullanılmasından doğan yeni ilişki biçimleri ile kültürler arası etkileşimden kaynaklanan kazanım ve kayıplarla başkalaşır. Bu yüzden her dilin, ama özellikle Türkçe gibi eski kültür dillerinin söz hazneleri çok hareketli ve değişkendir. Denebilir ki bir kültür dilinin her gelişim ve başkalaşım çağının birbirinden ayrı söz varlıkları bulunmaktadır. İşte bu nokta göz önünde bulundurulduğunda tarih derinlikli bir metni okuyup anlamakta biricik kılavuz ve araç yine bu nitelikteki sözlüklerdir.

Üçüncü olarak: Türkçe gibi büyük kültür dillerinin metinlerin taranmasına dayanan büyük sözlüklerinin yapılması gereklidir. Özellikle Osmanlı Türkçesi diye adlandırdığımız ortalama beş yüzyılı kaplayan dönem için bu gereklik önceliklidir. Altmış yıldır okuyageldiğim eski metinlerde karşıma çıkan pek çok kelimeyi tanımak, anlamlandırmak için onlarca sözlük kullanmak zorunda kaldım. Hepsi birbirini doğrulayan, birbirini pek de katkı yapmadan yineleyen bu alıntı kelime sözlükleri kullananlara bir eski metni anlamlandırmada belli ölçüde yardım sağlasa da, şurası açık ki, hemen hepsi yetersizdir.

Dördüncü olarak: Osmanlı Türkçesinin hemen her yüzyılına ait bir metni bugünün diline aktarma yolunda yedi ayrı deneme/çalışma yaptım. Sinan Paşa’nın (XV. yy.) Tazarru’-nâme ve Maârif-nâme adlı eserleri ile Seyyid Vehbî’nin (XVIII. yy.) Sûr-nâme’si gibi çok zengin söz varlığı olan eserleri de içine alan bu çalışmalarımda sözcük ve söz birliklerine can veren gerçek ortamın kelimeler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin var ettiği anlam başkalıkları, başka deyişle zenginlikleri olduğunu gördüm. Kısaca, kelimeler ve kelime birlikleri arasında çeşitli seviyelerdeki bağlılık ve bağımlılıklardan doğan bu çeşitlilik ve zenginliklerin metin taramalarına dayanmayan sözlüklerde yer almasını beklemek olağandır ki boşuna bir istektir.

Beşinci ve son olarak: Osmanlı Türkçesi dönemi için var edilip yayımlanmış alıntı sözlükleri, birbirinden yapılmış aktarmalarla benzerlikleri bir yana, çoğunlukla anlam karşılıklarını aynı dillerin başka kelimeleriyle vermek yolunu seçmişler, Türkçe karşılıkları önde tutma kaygısı taşımamışlardır. Maddelerin işlenmesinde tutulan yolların aksak ve yetersizliği ile dilde iç gelişmelerle ortaya çıkan başkalaşmaların dikkate alınmamış olması da bütün bu sözlükleri alıntıların Türkçe içindeki türlü değişimler açısından değerlendirme dışında tutulması gibi çok önemli bir eksiklikle tanımlamaktadır.

TÜRKÇE SEVDALISI BİR ADAMIM

Çalışmanızın en dikkat çeken yönü, Arapça ve Farsça’dan dilimize geçmiş terimlerin karşılıklarının yaşayan dilin kelimeleriyle verilmiş olması. Peki merak ediyorum, halihazırda “Alıntılar Sözlüğü” benzeri bir çalışma var mıydı?

Karşılıkların yaşayan dilin kelimeleriyle verilmiş olması benim çalışmamın en önemli yanı sayılır. Bugüne kadar yazdıklarımla burada şu söylediklerime bakanlar benim nasıl bir dilsever ve Türkçe sevdalısı olduğumu hemen anlar. Alıntılar bir kültür dili için hem kaçınılmazdır, hem belli ölçülerde gereklidir. Ama Osmanlı Türkçesi üzerine yaptığım değerlendirmelerde hep söylediğim gibi, Osmanlı aydını, yazar-çizeri öz dilini ne yazık ki her şeyden önce yeterince tanıyamamış, kullanım sınırlarını değerlendirememiş, dolayısıyla onu işleyip geliştirmek yerine hazırı alıp kullanma yolunu seçmiştir. Sinan Paşa›nın Tazarru’nâme adlı eserini Türkçe’nin anlatım sınırları açısından değerlendirecek olanlar bir söz ustasının eliyle ne güzelliklerin ve yeterliklerin sergilenebileceğini görür ve 15. yy. Türkçesinin zenginliğine hayranlıkla tanıklık edebilir. İşte benim çalışmamın öne çıkan niteliği, elden geldiğince, bugüne kadar okuyup öğrendiklerimden sağladığım kazançlarla her alıntıya öz dilimden bir karşılık koymak, ya da başka bir alıntı ile karşılık vermek yerine onu bir türlü tanımlamak olmuştur. Bu özelliğin eski Osmanlı Türkçesi manzum/mensur metinlerini günümüz diline aktarma çalışmaları yapmak isteyecekler için yararlı olduğunu söyleyebilirim.

TENKİTİ DE TENKİT EDİLMEYİ DE SEVERİM

Sorunuzun ikinci bölüğü için şunu diyeyim: Tenkitten çok hoşlanırım, tenkit etmeyi ve özellikle edilmeyi pek severim, bunu çok gerekli ve geliştirici bulurum; ama ne yazık ki neredeyse 60 yıldır aralıksız eser verdiğim çalışma alanımda dikkate alabileceğim doğrusuyla-yanlışıyla bir değerlendirme –ki bana göre asıl tenkit de budur- ile karşılaşmadım. Bu vadide çok önemli bir tarih kaynağı üzerine yaptığım hak edilmiş gerçek bilimlik tatta kitap oylumlu bir tenkit ile, ülkemizdeki bilim dünyasının anlayış ve seviyesini kayda düşmek amacıyla yayımladığım Mimli İkilinin Kıyameti adlı kitapçık ilgili herkes için ibretlik değerdedir. Demem şu ki ortalıkta bugün için çok sayıda alıntı sözlüğü var, ama…

Eserde yer verdiğiniz 25 bin maddeyi neye göre sınırlandırdınız?

Benim sözlüğüm 25 bin kadar maddeyi barındırıyor. Bu maddeler elbette başka sözlüklerden seçilip alındı. Ana kaynağım Salâhî’nin Kâmûs-i Osmânî adlı eseri. Batı dillerinden alınmış çok sayıda kelimeye de yer veren bu sözlüğün en önemli yanı 600 kadar eserden derlenmiş örneklerde yer alan kelimeyi maddeleştirmesi ve verdiği anlamları örnekle tanıklamasıdır. Şefîk-nâme, Tazarru’-nâme, Veysî’nin Siyer’i gibi dili çok ağır ve çetrefil mensur eserler başta olmak üzere, kelime ve dil birlikleri varlığı çok zengin eserlerden alınma maddelerle öteki sözlüklerden ayrıklaşan bu sözlük gerçekten bu tür çalışmalar için bir ana kaynaktı ve ben de bu yüzden öncelikle onu kullandım. Üzerine yaptığım eklemeler benim bugüne kadar yayımladığım metinlerde karşılaştığım başka veriler ve onların anlamlarıdır. Bunların benim eski metin yayımlarımı izleyenler için kılavuzluk etmelerini istedim.

Sonuç olarak: 25 bin kadar madde her şeyden önce metinlere dayanan bir seçimle belirlenmiştir, diyebiliriz. Eksiği, örneklerin bütünüyle verilmemiş olmasıdır. Bu eksikliği süregelmekte olan büyük çalışmamda tamamlamayı Yüce Yaratıcı’nın bağışından ve bağışlayıcılığından diliyorum.

60 YILDIR SÖZLÜKLERLE BERABERİM

Çalışmanın iki cilt olarak hazırlanmasının sebebini sizden dinleyebilir miyiz?

2 cilt olarak hazırlanmasının sebebine gelince: Umacım (Hedefim) iki bölük kullanıcı idi. İlk bölük Arap asıllı eski abeceyi bilmeyenler, dolayısıyla bu abecenin harfleri ile yazılmış bir metni okuyamayacak olanlardı. Bunlar okudukları şu ya da bu eskilikte bugün kullanmakta olduğumuz abece ile yazılmış bir metinde karşılaşacakları tanımadıkları, dolayısıyla anlamlandıramadıkları bir sözcük için kuşkusuz madde başları Latin asıllı abece harfleri ile düzenlenmiş bir sözlüğe bakmak isteyecekledir. İki abecenin harf sırasındaki değişiklik de dikkate alındığında bunun bir dizin (indeks) yerine kendi abece sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük olarak kullanılmasında sağlayacağı kolaylık göz önünde bulundurulmuştur.

İkinci bölük, Arap asıllı abeceyi bilenler ile Osmanlı Türkçesi öğrencileridir. Üniversitelerimizin belli fakülteleri ile bu fakültelerin belirli bölümlerinde okuyan ve Osmanlı Türkçesi öğrenen öğrenciler için kullanılması gereken sözlük kaçınılmaz olarak madde başları eski abeceye göre düzenlenmiş bir sözlük olmalıdır. Konusu ne olursa olsun şu ya da bu yüzyılda yazılmış bir eski metni okumakta karşılaşılan en büyük zorluk tek tek kelimelerin nasıl okunacağıdır. Seslilendirme işaretleri (harekeleri) bulunmayan bir eski yazılı metnin kelimelerinin doğru okunması ancak bu türlü bir sözlük yardımı ile başarılabilir. Bu yapılmadığında doğru yola kılavuzlayıcı başka bir araç yoktur. Çok defa böyle bir ön çalışma yapılmadan okunmaya çalışılmış metinler inanılmaz yanlışlarla doludur ve ne yazık ki bunların sayısı azımsanmayacak sayıdadır.

Böyle kapsamlı bir çalışmaya ne kadar sürede tamamlandı?

Bu sözlüklerin ne kadar sürede tamamlandığı konusuna gelindiğinde söyleyecek olduğum 60 yılı aşkın süredir sözlüklerle düşüp kalktığımdır. 70’li yılların sonunda Tercüman Gazetesi için bir öbek genç arkadaşımla birlikte hazırladığımız Şemseddin Sâmî’nin Kâmûs-i Türkî’sinin genişletilmiş bir yayımı olan Büyük Türkçe Sözlük adlı çalışma ile başlayan sözlükçülük serüvenim XVII. yüzyılın en büyük dilcisi sayılabilecek Leh asıllı Avusturya uyruklu Meninski’nin 30 yıllık bir çalışma ile hazırlamış olduğu 4 ciltlik çok dilli büyük sözlüğünden bu yüzyıl için bir Türkçe sözlük yapma girişimiyle sürdü. 20 yıl kadar süren bu çalışmam 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı adıyla 2011 yılında yayımlandı. Sonrasında kimi önemli eski metin yayımları ile çeşitlenen çalışmalarım arasında bu sözlükleri hazırlamak için kullandığım zaman ortalama 3 yıldır. Bu arada doğrudan metin verilerine dayanan tarih derinlikli bir örnekli sözlük hazırlama yolundaki çalışmalarımı sürdürmekte, birkaç harften ibaret de olsa bir model yapı oluşturmaya çalışmaktayım.

DEĞİŞİM SÖZCÜĞÜN YAPISINA DA YANSIR

Çalışmanız Arapça ve Farsça alıntıların Osmanlı Türkçesi döneminde eğitimli kimselerin okuma dilindeki söylenişlerini esas almakla beraber “şehirli dili” olarak da nitelendirilebilecek günlük konuşma dilindeki biçimlerini veren bir düzenlemeyle hazırlanmış. Sözlüğün bu yönüyle tarihî dönem sözlüğü mahiyeti de taşıdığını söyleyebilir miyiz?

Bir dildeki iç değişmeler başlıca ses ve biçim değişmeleri olarak görülür. Dillerde genel olarak süregelen bu değişmeler olağan olarak kelimelerin yapılarına yansır ve bu yüzden her kelime, denilebilir ki, kendi yaşam süresince bu değişmeleri yaşar. Bir dilin kendi öz kelimeleri gibi alıntı kelimeler de alıntılayan dilin ses sisteminden ve süreç içinde bu sistemdeki kurallı değişimlerden etkilenir. Bir dilin portresini biçimlendiren kökten nitelik ve kurallar alıntı kelimeler üzerinde de uygulanıp işletilir. Buna halklılaştırma (vulgarizasyon) denir ve bu işlem alıntı kelimeleri değiştirip başkalaştırdığı için kılıkça millîleştirir. Bütün bu işlemler alıcı dilin kullanım hakkını oluşturur ve anlamlara da yansımak yoluyla kendine mal etme sonucunu doğurur. Dilimizin eski dönemlerinde özellikle de Osmanlı Türkçesi döneminde bu yolla halklılaştırılmış, millîleştirilmiş ve kendi dağarcığına katılmış böyle çok sayıda kelime bulunmaktadır. Bir kelimenin türlü sebeplerle değişik söyleyişlerinin bulunması, okur-yazarların okuyuşunda/söyleyişinde başka, günlük dilde başka, yöre ağızlarında başka başka söylenir olması kadar olağan bir şey olamaz. Bir alıntılar sözlüğü dilin yansıttığı bütün bu özellik ve nitelikleri görmezden gelemez, gelmemelidir. Meninski’nin sözlüğü ile grameri üzerindeki çalışmalarımdan elde edilmiş sonuçlar ile özellikle sonraki XVIII. yüzyılda çok önemli bir Türkçe gramer yazmış olan Viguier’in sunduğu veriler, yanı sıra, başta Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’sinin kendi el yazısı ile olan nüshaları olmak üzere Arap harfli kimi metin verilerine dayanan değerlendirmeler ile bunlardan doğan sonuçlar göz önünde bulundurulmuş olarak bizim sözlüğümüz okur-yazarlara göre ortalama okuyuş/söyleyiş biçimlerini öne alan, ayrıca günlük konuşma dilindeki başkalaşmışlıkları da gözeten bir anlayışla hazırlanmıştır. Bu yönüyle çalışmamız bugünün söyleniş biçimlerini öne koymayan yanıyla bir tarih derinliği sergiler ve benzerlerinden oldukça ayrı bir nitelik taşır.

Tartışmaya açık olan bu yenilik katkı sunmak isteyecekler için kındırıcı ve dahi kışkırtıcıdır.



#Aktüel
#Röportaj
#Edebiyat