Geride bıraktığı arşiv dünya değerinde

Latife Beyza Turgut
Latife Beyza Turgut
04:0023/02/2025, Pazar
G: 24/02/2025, Pazartesi
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Prof. Dr. İsmail Kara defter, dosya, şahsi eşya, tablo ve levha koleksiyonunun yanında Ressam Hoca Ali Rıza Koleksiyonu da içeren arşivinin büyük bir kısmını muhtelif devlet kurumlarına bağışlayan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver arşivinin dünya değerinde bir arşiv olduğunu ifade ediyor. Kara, bugün Ünver için asıl yapılması gerekenin onun geride bıraktığı arşivi, dosyaları ve defterleri üzerine çalışmak olduğunun altını çiziyor.

Kültür ve sanat hayatımızın 20. yüzyıldaki öncülerinden Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver, 14 Şubat 1986 tarihinde hayatını kaybetti. Yaşamı boyunca öğrenmeyi, öğretmeyi, araştırmayı ve kaydetmeyi büyük bir itina ve gayretle sürdüren Ünver’in izini takip edeceklerden arzusu şuydu: “Artık kalemlere sarılalım, kağıtlara… Daha iyisi defterlere… Asırlardan beri geleneklerle gelen milli hasletlerimizi ve duyduklarımızı mutlaka kaydedelim. Mazimizden gelen milli ve ananevi servetimizi kaydetmekle milletimize vergimizi verelim. ‘Müslümanım’ diyoruz. Peygamberimizin şu tavsiyesine asla riayet etmiyoruz: ‘İşittiğiniz her iyi şeyi kaydedin ki bundan sonra gelecekler de bundan faydalansınlar.’” Vefatının 39. yıldönümü münasebetiyle Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından düzenlenen bir programla anılan Ünver’i, kendisi hakkında en kapsamlı yayını ihtiva eden Prof. Dr. İsmail Kara anlattı. “Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Hocamız ile talebelerine göre çok sınırlı doğrudan doğruya tanıyabildiğim bir insan. Kitaplarıyla karşılaşmam 1970’li yıllardadır. İlk vicâhi karşılaşmamız 1984 yılında Kalamış’taki devletanelerinde oldu” diyen Kara, daha sonra 1990’lı yılların başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ricasıyla Süheyl Ünver hakkında en kapsamlı neşriyatı hazırlayan isim olmuş. “Bendeniz, o yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne birkaç külliyatın mutlaka yayınlaması gerektiğini söyledim. Bunlardan biri de Süheyl Hoca’nın külliyatıydı. Fakat işin benim üzerime kalacağını bilmiyordum. Hem Hoca’nın İstanbul Risaleleri’ni hem Fatih Defterleri’ni hem de o zaman ulaşabildiğimiz suluboya İstanbul resimlerini kitap olarak neşrettik. Hâlâ o neşriyat hoca hakkındaki en kapsamlı neşriyattır. Böylece bir okuyucu olarak tanıdığım Süheyl Hoca’yı biraz daha yakından biraz daha derinden, tanıma imkânı buldum” diyen Kara, bugün Ünver için asıl yapılması gerekenin onun geride bıraktığı arşivi, dosyaları ve defterleri üzerine çalışmak olduğunun altını çiziyor.

Yedi maddede “Süheyl’in Bağışları”

Ünver’in eski harflerle bir not olarak yazdığı “Süheyl’in Bağışları” başlıklı bir metni ilgililerle paylaşan Kara, yedi maddelik listeyi ve bu bağışlarla ilgili yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor: “Birinci madde: Anneciğimin vefatı senesinde, 1951 yılında Ankara’da Türk Tarih Kurumu’na bin beş yüz el yapımı resim, yazı, tezhip ve minyatürlerimi bağışladım. Bu bağışların görsel olanları Hocamızın kıymetli kerimesi Gülbin Hanımefendi’nin büyük gayretleriyle sanıyorum üç veya dört cilt olarak basıldı. Çok kıymetli bir yayın oldu ve maalesef şu an bildiğim kadarıyla mevcudu yok. Mesela Tarih Kurumu bu kıymetli eseri yeniden okuyucuya kazandırabilir. İkinci madde: Süleymaniye Umumi Kütüphanesi’ne bin dosya, notlar, seyahatler, İstanbul kırkambar defterleri ve bu gibi mevzularda itinalı defterlerim, Türk kütüphaneleri, Türk yazı ve resim sanatı arşivim, ressam Hoca Ali Rıza etüt defterlerinden ele geçirebilenler, Türk ilimleri sanat ve yazı talimleri ile Türk Kültür Arşivi’m ve suluboya resimlerim bağışlandı. Üçüncü madde: Beyazıt’ta İstanbul Tıp Fakültesi’ne mâl edilen büyük kütüphaneye verdiğim tıp fakültesi ders notlarım ve tıbbi kitaplarım. Dördüncü madde: Kandilli Rasathanesi’nde Fatin Gökmen Kütüphanesi’ne ve müzesine verdiğim bazı astronomi aletleri ve 15 kadar rub tahtası. Beşinci madde: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi ve Gerontoloji Enstitüsü’ne dört bin kitaplık kütüphane ve tıp tarihi müzesi ve tıp tarihi arşivim. Altıncı madde, bu maddenin bir benzeri. Burada Hoca muhtemelen hayatındaki en büyük tatsızlığı yaşamıştır. Bu vefasızlık üzerine Hoca Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ikinci bir Tıp Tarihi Enstitüsü açmak zorunda kalıyor. Maalesef Hocanın ilk açtığı Tıp Tarihi Enstitüsü’ndeki arşivi de yıllardır taranıyor, arşivleniyor laflarıyla büyük ölçüde kolilerde. Yedinci madde: İstanbul ve Türkiye kütüphanelerinin yüzden fazlasına bütün tıp tarih ve ilimlerle sanat tarihi üzerine yayınlarının koleksiyonları hibe olarak verilmiştir. Bunları Hoca’nın kendi ifadeleriyle onu rahmetle yad edelim diye okudum.”

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver

Hem yazdı hem talebeler yetiştirdi

Tıp tahsilini tamamladıktan sonra 1920 yılında önce Yenibahçe’deki Gureba Hastahanesi’nde, daha sonra Haseki Hastahanesi’nde hekimlik görevine başlayan Ünver, tıp tarihi alanında da çok büyük, öncü çalışmalar yapmıştır. Tüm bu öncü çalışmalarıyla birlikte Ünver’in ilim ve kültür tarihimize geleneksel sanatlarımızı ihya eden, büyük bir insan ve büyük bir koleksiyoner olarak geçeceğini ifade eden Kara, “Şu anda da sanıyorum okur-yazar insanların kahir ekseriyeti, Hoca’yı böyle tanıyor ve hatırlayıp aktarıyor. Hoca, 1930’lu yıllardan itibaren bu büyük kültür birikimi oluşturmaya ve korumaya çalışıyor” diyor. Ünver’in çalışmalarının birkaç insan ömrüne sığmayacak kadar bereketli olduğunun altını çizen Kara, “Yaklaşık 50 yıldır, iyi kötü yazmak, okumak ve arşiv tarzı işlerle uğraşan bir insanım. Süheyl Hoca’nın yapıp ettiklerine baktığım zaman gerçekten ancak birkaç insanın ömrüne sığabilecek bir genişlikte ve enginlikte işler. Ayrıca tahmin edersiniz ki bunların bir kısmı suluboya resim, minyatür, hat gibi gelişi güzel yapılamaz. Belli bir mekân, belirli bir ortam ve zaman istiyor. Defterleri de öyle. Defterlerin başlangıç ve bitiş tarihi arasında uzun bir zaman var” açıklamasında bulunuyor. Ünver’in sadece icra ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda fırsat bulur bulmaz talebeler yetiştirmeye başladığını da hatırlatan Kara, “Hoca ayrıca bu birikimin ortamını hazırlıyor. Bu ortam hazırlama işi de her insanın yapabileceği bir şey değil. Yapıyorsunuz, yazıyorsunuz, öğretiyorsunuz bir de bunun ortamını hazırlayacaksınız. Yaptıklarınızı bir şekilde dışarıya açacaksınız, anlatacaksınız vesaire. Hocanın bu çalışkanlığına ‘keramet’ demek lazım. Hakikâten bu kadar işi bu kadar zamanda tabiplik ve hocalık da yaparak yürütmek çok zor. Bir hayatın içine nasıl sığdırmış?” cümlelerini kuruyor. Bugün birçok geleneksel sanatın yapılmış malzemelerinden ayrı olarak kültürüne büyük ölçüde Süheyl Ünver’in notları sayesinde sahibiz. Ünver, yetiştiği insanlarla ve hocalarıyla aralarında geçen konuşmalarını neredeyse hiç atlamadan zaptediyor, notlara alıyor, defterler oluşturuyor. Kızı Gülbün Mesara, son on senedir özellikle el kadar notlarını dahi defterlere yapıştırarak mümkün olduğunca yakın konulu olanları bir araya getiriyor.

Prof. Dr. İsmail Kara

Bu arşivin değeri bilinmeli

Ünver, defter, dosya, şahsi eşya, tablo ve levha koleksiyonunun yanında Ressam Hoca Ali Rıza Koleksiyonu da içeren arşivinin büyük bir kısmını, hayatta iken 1974 yılı Ocak ayında Süleymaniye Kütüphanesi’ne yaptığı başvuruyla bağışlanmıştı. Geçtiğimiz senelerde kızı Gülbün Mesara’nın da kendi elinde kalan arşivin büyük bir kısmını yine Süleymaniye Kütüphanesi’ne intikal ettirdiğini hatırlatan Kara, “Hoca’nın geriye bıraktığı arşiv dünya değerinde. Bu arşivin kıymetini Türkiye’nin kültür kurumlarının gerçekten bildiklerinden emin değilim. Süheyl Hocamızın defterleri, zarfları, suluboya resim dosyalarının teferruatlı tasnifi maalesef hâlâ yapılamamıştır” diyor. Süleymaniye Kütüphanesi’nin en geniş arşivi ihtiva etmesi dolayısıyla bu kütüphanenin Süheyl Ünver Arşivi ile ilgili yapılacak çalışmalara öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Kara şunları söylüyor: “Bu sadece elbette, bir kurumun sorumluluğunda olan bir şey değil. Fakat bu gerçekten bu kadar zaman geçtikten sonra bile bu kadar dünya değerinde bir koleksiyonun mufassal, detaylı tasnifinin yapılmamış ve kataloglanmış olması gerçekten çok büyük ve hepimizin üzerinde bir yük olarak duran bir problem. Süleymaniye Kütüphane-si’nin bu zamana kadar verdiği hizmetler elbette çok kıymetli. Fakat hâlâ defterlerle ilgili Süheyl Hoca’nın verdiği başlıklara sahibiz. Bunların hepsini Süheyl Hoca’nın koyduğu başlık ifade etmekte çok yetersiz kalıyor.” İkinci bir husus olarak bugünkü teknolojik imkânlarla aslında Süheyl Ünver’in geride bıraktığı bu büyük mirasın birbiriyle ilişkilendirilebilecek bir seviyeye getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Kara, bugün Ünver’in arşivini bağışladığı Tarih Kurumu, Tıp Tarihi Enstitüleri, Beyazıt ve Süleymaniye Kütüphanesi gibi kurumların tamamının devlet kurumu olduğunu ve birbirleriyle ilişkilendirilebileceğine dikkat çekiyor.

Süheyl Ünver’in defterlerinden

Hayatımın yaşanmış seneleri Süleymaniye Kütüphanesi’nde

  • Gelecek yıl Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in vefatının 40. yıl dönümü olduğunu ifade eden Kara, Ünver’in vasiyetini hatırlatıyor: “Beni sakın öldü sanmayın. Bütün hayatımın yaşanmış seneleri Süleymaniye Kütüphanesi’nde Türk kültürü arşivimle binlerce not ve hatıra defterlerimin içinde. Mündericat ve resimlerim emrinize âmâde. Ben hayatımda Tanrı’nın lütfu büyüklerim, eş ve dostlarımın teveccüh ve dualarıyla cidden bahtiyar bir ömür sürdüm. Darısı dostlar başına. Benim için konuşmalar yapmaya lüzum yok. Ama Süleymaniye ve Ankara’da arşivimden programlı uğraşıların lüzumuna dair konuşun. Kabir ziyaretlerine lüzum yok. Benim yazdıklarımdan bahsetmeyin. Seçtiğim konular üzerine laf olsun diye konuşmayın. Onları ve şimdiye kadar akledemeyerek üzerinde durmadığım ilginç konularımı bensiz olarak benimseyin. Boş vakit geçirmeyip benim gibi her şeyi değerlendirin. İnanın ki diğer insanları bıktıracak kadar çok yaşarsınız. Boş geçen her vakit sizleri ölüme götürür. Acıyın kendinize.”
Süheyl Ünver koleksiyonundan Hattat Hulusi Efendi’ye ait yazı takımı



#Aktüel
#Süheyl Ünver
#İsmail Kara