Kendimize değil liderlerimize güveniyoruz

Kübra Sönmezışık
00:0016/03/2008, Pazar
G: 17/03/2008, Pazartesi
Yeni Şafak
Kendimize değil liderlerimize güveniyoruz
Kendimize değil liderlerimize güveniyoruz

Oyumuzla birlikte aklımızı da liderlere teslim ediyoruz. Bu yüzden bizi yarı yolda bırakmayan, toplumun isteklerini kendi menfaatinin önünde tutan kişilere güven duyuyoruz.



'NP İstanbul'a Nöropsikiyatri Merkezine gittim. Tedaviye değil, sadece konuşmaya. Psikiyatrist hiç mi tedavi olmaz? Kriz anında ne yapar? Bu soruyu Nevzat Tarhan'a sordum " Biz de diğer insanlar gibiyiz" diyor. Yani herkes gibi sinirlenebilir fırsatları kaçırabiliriz. Mütevazi bir duruşu ve güleç yüzüyle tanıdığımız Tarhan'la kendisini, toplumu ve güveni konuştuk.



Sosyal yaşamınızda ne kadar psikiyatristsiniz?


Hayatınızı katagorize etmeniz gerekiyor. Babalık rolünüz, evdeki haliniz ve meslekteki rolünüz bunlar hep ayrı. Mesela bir dostunuzla oturup konuşurken psikiyatrist gibi konuşamazsınız. Bir kaç dili konuşur gibi bu işi yürütebilirseniz bu kimlikler birbiriyle çakışmaz.

Benimle hangi kimliğinizle konuşuyorsunuz?

Bir kaç şapkam var. Hekimlik, subaylık ve sosyal sorumluluk şapkam. Şu anda sosyal sorumluluk ve fikir üretme kimliğimle buradayım.

Neden psikiyatri? Göz ya da kulak doktoru da olabilirdiniz.

Tabi onları seçmiş olsaydım daha az çalışıp daha fazla para kazanabilirdim. Psikiyatri çok emek verilmesi gereken bir iş.

'Çok da para kazandırmıyor' diyorsunuz..

Bunu ticari yönünden düşünmüyorum. İnsanları analiz etmeyi seviyorum. Çok meraklıydım. Zor bir şey analiz etmek, ama seviyorum.

Psikiyatristin, karşısındaki kişiyi çözümlemeden önce kendisini çözmesi gerekmez mi?

Bu çok önemli bir aşamadır. Psikoterapist olması için önce kendisi terapi alması gerekiyor. Psikiyatristin bir iki sene terapi koltuğuna yatıp kendisini tanıması sağlanır.

Kendi yaşamadığınız bir olaya yaklaşımınız ne kadar gerçekçi olabilir?

Bir konuda teorik bilginin ötesinde pratik de önemli. Pratikte yaşadığınızda daha faydalı oluyor. Freud'un üstün özelliklerinden birisi de iyi bir evlilik yürütmesi. Ama panik atak hastasıydı. Panik krizleri hissedince doktora gidiyor ve iç hastalığı olmadığını öğrendiği zaman kendi rahatsızlığını kendisi buluyor.

Siz hiç tedaviye ihtiyaç duydunuz mu?

Evet tabi ki. Psikiyatrist olmak için çok sağlam olmak gerekmiyor. Biz de diğer insanlar gibiyiz.

O zaman diğer insanlara sorduğum gibi soruyorum. Kriz durumunda ne yaparsınız?

Genelde soğukkanlı olmaya çalışırım. Psikiyatride kullanılan yöntemleri kendime uygularım. Ama her zaman değil. Mesela çocuklarıma daha çok vakit ayırmak istiyorum, yoğunluktan olmayabiliyor.

Telafi ediyorsunuzdur…

Bu konuda çok başarılı mıyım bilmiyorum. Bunu onlara sormak lazım.

Bu kadar çok kimlikli ve başarılısınız. Egonuzu kontrol etmede işe yarıyor mu psikiyatri yöntemleri?

Yok onları o zaman çok kullanmıyorum. Çünkü o zaman mütevazı olamam. Benlik oluşur. Kendi inançlarımla ve geleneklerimle birleştirerek bunu sağlamaya çalışıyorum.

Bu durumun başarınıza etkisi olmuş mudur?

Olmuş diyebiliriz. Fakat hayatımda birçok fırsatı kaçırdığım da oldu.


LİDERLERE BAĞLI DEĞİLİZ, BAĞIMLIYIZ

Bireyden topluma geçelim.. Nasıl bir toplumuz biz?

Lider ruhlu bir toplumuz. Bu lider ruh Türk devletinin kurulmasında da önemli olmuştur. Liderlere karşı bir sadakatimiz hep var.

O lider ruhumuzu hala koruyor muyuz peki?

Devletin kurulduğu dönem insanların ergenlik dönemini geçmediği çağlardı. Şimdi olgunluk dönemindeyiz. Bu dönemde insanlık daha çok toplumu ve bütünü düşünür. Dolayısıyla lideri sorgulayıp öz eleştiri yapabilir. Normalde liderlikte lider ne söylediyse itaat edilir anlayışı vardır.

Ama bu hastalıklı bir durum değil mi? Tamamen teslim olmak..

Klasik liderlikte sadakat ve bağlılık önemlidir. Sorgulamak doğru değildir. Ama klasik liderlik terk edildi. Artık bilimsel liderlik var. Böyle bir durumda siyasetteki liderliğin de aynı şekilde olması gerekiyor. Kişiyi sorgulayan insanlar olmalı çevrede.

Sorgulayıp, öz eleştiri yapıyor muyuz?

Öz eleştiri kültürümüz zayıf. O da kişilere verdiğimiz dokunulmazlıktan kaynaklanıyor. Liderleri çok yüceltiyoruz.

Öz eleştirimiz zayıf... Peki kendimize ne kadar güveniyoruz?

Lider tipi toplumlar akıllarını lidere teslim ediyorlar. Lider onun adına düşünüyor onun adına haraket ediyor. Bu bağımlılıktır.

Yani?

Bağlılık ve bağımlılık arasında fark var. Bir kişi bağlı olabilir ülkeye, bayrağa. Bağımlı olduğunuzda sorgulamazsınız. Şu anki liderlere karşı bağımlı insanlarız, bağlı değil. Bağlı olan insanlar liderlerini sorgulayan eleştiren insanlardır.

O zaman toplum olarak kendimize değil, liderlerimize güveniyoruz öyle mi?

Evet. Oyumuzla birlikte aklımızı da liderlere teslim ediyoruz. Bu yüzden bizi yarı yolda bırakmayacak, toplumun isteklerini kendi menfaatinin önünde tutan kişilere güven duyuyoruz.

Bizi yönetenlere ne kadar güveniyoruz?

Güven var. Çünkü güvensizlik büyümeyi durdurur. Risk alamazsınız. Dolayısıyla ekonomik hareketlilik yavaşlar. Şu anda ekonomik hareketlilik var, demek ki güven de var. Ama kaygılar da var.

Neden kaygılanıyoruz?

Türkiye bölünecek ya da İran olacak gibi bir kaygılar... Bu tür kaygıların olması normal.

Bu kaygılar büyüyüp güvensizlik oluşturmaz mı?

Dünyaya bakın. Almanlar'da halkın yönetime güveni bittiği zaman savaşı kaybetmişlerdi. Ama İstiklal mücadelesinde İstanbulişgal edildiği halde halk harakete geçti. Biz toplum olarak liderlerimize güveni kaybetmemişiz. Türk toplumu güvensizlikten dağılacak bir toplum değil. Çünkü biz dayanışmalı bir toplumuz.

Dayanışmayla beraber yeniliğe ne kadar açığız?

Toplumumuz yeni deneyimlere çok açık. Yeniliğe çok açığız ve modernizimi reddetmiyoruz. Fakat kendi kimliğimizi koruyarak modernleşmek istiyoruz.

Aslında tam tersi değil mi? Yani artık kültürümüze gittikçe yabancılaşmıyor muyuz?

Gizli bir savaş var. Kültürel, piskolojik savaş bu. Mesela; bir sandık elma var ve o sandığı taşıyamıyorsanız içine çürük bir elma atarsınız. İçindeki elmalar bozulmaya başlayınca elmaları çıkarıp dağıtırsınız. Kültürel kimlik de bunun gibi. Kültürü birarada tutan değerler var, onu zayıflattığınızda o kişi kendi olmaktan çıkıyor. Geçmişinizi bir anda yoksaydığınız zaman sıfırdan yeni bir kimlik vermek gibi bir sorun ortaya çıkıyor. Geçmişimizle bağımız kesildiği için bir bakıma toplumsal şizofreni yaşadık, kendimizle kavgalı hale getirildik.

Nasıl?

Modernizme hızla geçilmesinden kaynaklanan bir sancı bu. 1950 yılına kadar Türk sanat Müziğiyle, Türk Halk Müziği dinlemek yasaktı. Geçmişinizin bir anda silinmesiyle kimliksizleştik. Bir de önceden devlet başka dili, toplum başka dili konuşuyordu.

Ya şimdi?

İyiye doğru bir yaklaşım var. Bu yaklaşım bir uyum haline dönüşürse, kurumsallaşırsa Türkiye'yi kimse tutamaz. Toplumun desteği çok fazla. Sürekli sorgulayan hesap soran insanlar bizim gelişmemizi sağlıyor.

Sorunlardan biri de başörtüsü. Yeniden başa dönüldü. Bu konuda toplumun kendine güveni ne durumdadır sizce?

Ben sürece göre iyimser düşünüyorum. Bir kuluçka dönemi vardır sonra doğum vardır. Doğum her zaman sancılı olmuştur. Türkiye kuluçka döneminde, doğuma gidiyor. Sancıların olması çok doğal. Çünkü yeni bir kavram doğuyor.

Nedir o kavram?

Türkiye'de kendi inançlarına uygun yaşamak isteyenle bunu tehlike olarak gören insanlar yüzleşiyor. Üç türlü iletişim var. Sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim, iletişimsizlik. Biz çatışmalı bir iletişim kuruyoruz. Önemli olan işi kavgaya dökmemek. Üniversitelerde 12 Mart öncesi kutuplaşmalar var. Bu kutuplaşmaları üniversiteler ve halk aşamamıştı. Şimdi ise bunu aşabilme konusunda toplumsal istek çok fazla.

Aşılacak diyorsunuz…

Evet aşabiliriz. Çünkü sorgulanabiliyor. Kurtarıcı beklemek yerine sorunlarla kendi başmıza savaşıyoruz. Artık sürü psikolojisinden kurtulmuş bir toplumuz . Toplum ciddi bir şekilde politikayı belirliyor.


TOPULUMUN BEKLENTİSİ AVRUPA BİRLİĞİ DÜZEYİNDE

Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Türkiye'de daha önceki dönemlerde darbe yapmak için orduya psikolojik baskı vardı. Ama şimdi tam tersine halk istemiyor. İnsanlar gördükleri subaya yada askere "darbe olmasın" diyorlar.

Yani biz artık askeri çözüm istemiyor muyuz?

Evet. Toplumun çoğunluğu bunu söylüyor. Söylemesi de gerekir. Kaç defa darbe oldu. Ne kazandırdı bize? Bu durumu demokratik bir platformda çözmemiz gerekir. Toplumun bu konuda beklentisi Avrupa Birliği düzeyinde.

O zaman toplum devletten daha güçlü…

Evet konuşmalar ve söylenmeler yönetime yansıyor. Susmayacağız. Yasal çerçeveler içerisinde düşünürsek çözüm olur. Bu konuda konuşabilmemiz büyük bir şans.

Susmamalıyız diyorsunuz. Ama Bülent Ersoy'un "Oğlum olsa askere göndermem" sözü onu hakim karşısına çıkardı...

Onun samimi bir düşüncesi. Toplumun savaşa karşı genel bir bıkkınlığını gösterir. Toplumun bu kısımını temsil etti. Askerlikten soğutmak gibi bir kasıtla söylendiğini düşünmüyorum. Tamamen savaşsız çözümleri önerme durumu var.

Ama savaşın çözüm olmadığını söyleyenler böyle bir cümle kullanmamıştı…

Burada "Tarafı olmadığım bir savaşa göndermem" demek doğru değil. Çünkü Türkiye'yi bölmeye çalışan bir grup var. Sürüne kurt girmiş, o kurda karşı tarafsız olmaktır. O zaman o kurt sürünü parçalar bu da zarardır. "Ben burda tarafım ama çözümü bu şekilde istemiyorum" denmeliydi.

Bazı aileler artık çocuğunu askere göndermeme gibi bir psikolojiye girmişler midir?

Geleneksel bir aile yapımız var. Bu yapı muhafazakar özelliklerini koruyor. Devlet bunu güçlendirirse bu güçlenecektir. Biz de oğlunu askere göndermek demek çok kutsal birşey. Böyle bir ruha sahip bir toplumuz. Bu ruhun azalmasını isteyen kişiler askerlikten soğutabilir.

Kim onlar?

Türkiye'de popüler kültürü modelleyenler. Hollywood modeli insan oluşturmak isteyenler. Bunlar bu ruhu öldürmek istiyorlar. Savaşa gitmek istemiyor bu kişiler. "Memleketi ben mi kurtaracağım"diyorlar. Bir savaş olsa gemiyi ilk terk edecek olan kişilerdir.



ABD'yi gözümüzde büyütüyoruz

Kuzey Irak operasyonunda "ordu geri çekildi" dendiğinde toplumda bunun Amerika baskısından olduğunu düşünenler vardı. Bunun sebebi neydi?

Bu Kuzey Irak'taki harekat askeri teknik olarak mükemmeldi. Orta Doğu'da Amerika'nın gösteremeyeceği bir performans gösterdi. Bu Amerikayı rahatsız etti. Ordunun başarısını bastırmak istediler. Ama silahlı kuvvetlerin bitirme kararını kendisinin aldığını düşünüyorum. Yani çakıştı öyle mi?

Evet. Çakışmasını iyi zanla bakanlar ordunun başarısı olarak gördüler. Ama iyi bakmayanlar da Amerika baskısında buldular. Bu orduyu rencide edici bir durum. Burada Genelkurmay'ın ciddi vatansever yönü ortaya çıkıyor. Bunu Amerikan baskısı olarak algılamak aşırı bir özgüven eksikliğidir. Kendimize şiddet uyguluyoruz, psikolojik işkence yapıyoruz.

Genelkurmay Başkanı'nın muhalefetle atışmasının sebebi de vatansever duruş mu ?

Bu askeri tanımadıklarını gösteriyor. Askerin mesleki bir hassasiyeti vardır. Asker sadece yaptığı işe değil yapmadığı işe de sahip çıkar. Generallerdeki sorumluluk hissini anlamamalarından kaynaklanıyor. Muhalefetin orada çıkışı sorumluluk alana müdahaledir. Bu meslek gururunu zedeledi.

Yani duygusal bir tepki değildi….

Evet. Bu tepkiyi vermeseydi, oraya giden insanlara karşı ezik olacaktı.

Ya Baykal'ın psikolojisi…

Eski kuşak politikacılar daha pragmatist düşünür. O kuşaktan geriye sadece Baykal kaldı. Türkiye'nin tercih ettiği kuşak bu kuşak değil. Soldan toplumun tezlerini savunan ilkeli bir duruş çıkmadı. Baykal'ın muhalefeti zayıf. Güçlü fikirlerle muhalefet yapamıyor. Bağırarak üstünlük göstermeye çalışıyor.

Peki Tayyip Erdoğan…

Şanslı durumlarla karşılaşıyor. Aldığı kararlarla ortaya çıkan tepkiler ve sonuçlar onun hep lehine oluştu.

Şans mıdır bu?

Tabi. Siyaset eşittir şanstır. Bir de toplumun bir kişiye sempatisi varsa o kişinin önüne fırsatlar çıkıyor. Böyle gizli bir psikoloji yasası var. Toplum bir kişiden soğur muhabbeti azalırsa o fırsatları yakalayamıyor. Çevresinde öz eleştiri kültürünü yaşatması gerekir.

Bu olmadığında ne olur?

Onay, övgü gibi takdir eden bir ekip oluşturursa liderlik hastalığına yakalanmış olur. Yanlış kararlar vermesine neden olur. Sorgulayan, hesap soran insanları çevresinde tutması gerekir.