Allah tevekkül eden kullarını sever

04:005/03/2026, Perşembe
G: 5/03/2026, Perşembe
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Mehmet Nezir Gül

İnsanların en çok istismar ettiği, yanlış anladığı kavramlardan biri tevekküldür.

Tembelliklerinin sığınağı, başarısızlıklarının mazereti, yanlış kader anlayışının bir sonucudur.

Merhum İstiklal Şairimiz Mehmet Akif bundan açık bir şekilde yakınmıştır:

“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

Gerçekte tevekkül nedir?

Tevekkül; bir işin olması için yapılması gereken tüm şartları yerine getirdikten, sebeplere sarıldıktan, güvenceleri verdikten sonra Allah’a havale etme, O’na güvenme ve işin olumlu sonuçlanmasını beklemedir.

Tevekkül; Allah’a sığınma, O’na güvenme, kuvvet ve kudretine sığınma, tüm hazinelerin kaynağı olduğunu bilme, sınırsız imanının izinde yürümedir. Ama sünnetullah ve adetullah’a da uymadır. Her şeye güç yetiren Rabbimiz, bu dünyada Müslümanların ayağına bir diken bile batmaması için bir sistem kurabilirdi. Ancak bunu cennete bıraktı.

Bize düşen görev Rabbimizin emirlerini en güzel bir biçimde yapmak, Sevgili Peygamberimizi örnek almak, salihlerle birlikte olmak, dünyayı imar ve ıslah etmek için gece gündüz çalışmak, birbirimize destek olmak, adil bir düzen kurmaktır.

“…Muhakkak Allah, tevekkül edenleri sever.” (Ali İmran, 3/159)

Bir sûfi anlatıyor:

“İbadet düşkünü bir kadının sesini duydum. Gözyaşları yanaklarından süzülüyor ve şöyle diyordu:

“Vallahi yaşamaktan bıktım. Allah’ı öyle özlüyor, O’na kavuşmayı o kadar istiyorum ki, ölümün satıldığını görsem kesinlikle satın alacağım.”

Kadına dedim ki:

“Ameline çok mu güveniyorsun?” Kadın cevap verdi:

“Hayır. Ama Allah’a olan sevgime, O’nun hakkındaki iyimserliğime güveniyorum. Ben O’nu sevdiğim halde O’nun bana azap edeceğini mi düşünüyorsun?”

ALLAH, ADALETLİ KULLARI SEVER

“Davranış ve kararlarımızda doğru olmak, hakka göre karar vermek, orta yol üzere, istikametli, her şeyi yerli yerinde tutmak, değerlendirmek” anlamında adalet her insanın ilkesi olmalıdır.

Hele hele bir Müslüman asla adaletten ayrılmamalı, zulme meyletmemelidir.

Bir Müslüman öncelikle kendine karşı adaletli olmalı, kendine karşı olan vazifelerini yerine getirmelidir. Sonra da ailesine, akrabalarına, komşularına, çevresindekilere, vatanına, milletine, ümmete ve bütün bir insanlığa adaletle muamele etmelidir. Onlarla olan ilişkilerinde asgari düzeyde adaleti öncelemelidir.

Adaleti sadece mahkemelerde aramamalıyız ancak öncelikle de hâkim ve savcılardan beklemeliyiz. İnsanların malına, mülküne, makam ve mevkisine, güzelliğine, ideolojik yakınlığına, etkili konuşmasına/savunmasına göre karar almamalıyız. Onların etkisinde kalmamalıyız.

Allah Resulünün adaletten ayrılmayacağına, kızı Fatıma bile olsa, suç işlediğinde cezasını vereceğine dair sözü, hepimiz için hayat boyu rehber olmalıdır.

Günlük ve sosyal hayatımızı sürdürürken muhatabımızla ihtilaflar yaşayabilir, farklı mecralarda bir mücadele içinde olabiliriz. Durum ne olursa olsun, hasmımıza karşı adil olmalıyız. Bize düşman bile olsa, iftiralar atmış, eziyet etmiş, münafıkça davranmış bile olsa haddi aşmayıp hakkaniyetle davranmalıyız.

Bizim iç huzurumuz, aile huzurumuz, toplum huzurumuz, millet ve devlet olarak sağlam düzen için bu gereklidir.

Unutmayalım ki adaletin birinci esası da ilahi vahye göre değerlendirme yapmaktadır. Müslüman, buna uymalıdır. Mutlak anlamda adalet ancak böyle sağlanır. Bununla beraber inanmayan insanlar da fıtrat ve vicdanlarının sesine uyarak adil kararlar alabilirler. Bu da onlar adına bir kazançtır.

“Adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.” (Hucurat, 49/9; Maide, 5/42; Mümtehine, 60/8)

#Ramazan
#Aktüel
#Mehmet Nezir gül