Soykırımcı Netanyahu geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu’nda yine neredeyse boş salona konuştu. On binlerce çocuğun, on binlerce kadının, on binlerce masumun katili olan Netanyahu kan kokuyordu, irin kokuyordu. Burunsuzlar hariç herkes salonu terk etti.
Kıyamet alameti olsa gerek, dünyanın yaşayan en ahlaksız adamı burunlarını tutarak salonu terk edenler için “ahlakî korkaklar” demiş. Soykırım inkarcısı Netanyahu, İsrail ordusunun sivilleri korumak için önlemler aldığını da söylemiş. Bundan daha büyük bir yalan var mı?
Netanyahu konuşmasında Siyonist-faşistler’in işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere ait zeytin ağaçlarını imha etmelerine karşı olduğunu da iddia etmiş. Zeytin ağaçlarının öteden beri sistematik bir biçimde imha edilmesine rağmen Netanyahu bu sözleri de söyleyebiliyor.
Hafta içinde İsrail buldozerleri Batı Şeria’daki Deyr Nizam Köyü’nde yüzlerce zeytin ağacını daha kökünden söktüler. Üstelik bunu hasattan birkaç gün önce yaptılar. Hasat yapmaya hazırlanan Filistinli köylüler köklerinden sökülmüş güzelim zeytin ağaçlarına ağıtlar yaktılar.
Netanyahu Gazze’de soykırım yaparken askerlerine Tevrat’ta yer alan “Amalek vakası”nı referans vermişti. Güya Tanrı İsrailoğullarına, Amaleklere saldırmalarını ve onlara ait olan her şeyi tamamen yok etmelerini, kimseyi esirgememelerini, erkekleri, kadınları, bebekleri çocukları hatta sığırları, koyunları, develeri ve eşekleri öldürmelerini emrediyordu. Allah’a iftira atan tahrifçiler Gazze ve Batı Şeria’da hepsini yaptılar. Netanyahu’nun Amalek vakasına yaptığı atıf Lahey’deki Adalet Divanı’nda açılan davada “soykırım niyetine” delil gösterildi.
Soykırımcı Netanyahu İsrail’i “Ortadoğu’nun modern Sparta’sı” yapacaklarını söylemişti. Daha önce de yazdığım gibi, antik Yunanistan’da Spartalılar başkenti Atina olan Attika topraklarına sefer düzenlediklerinde ilk yaptıkları iş zeytin ağaçlarını yakmaktı. Ne ki mitolojide “ölmez ağaç” olarak nitelenen zeytin ağaçları küllerinden yeniden doğuyorlardı.
Zeytin ağacı antik çağlardan beri Akdeniz havzasında barışın ve bolluğun sembolüdür. Kökleri çok derinlerde olan, kuraklığa ve zorlu tabiat koşullarına meydan okuyarak yüzyıllarca yaşayabilen zeytin ağacı insanlığa doğanın yenilenme gücünü hatırlatıyor ayrıca. Kur’an-ı Kerim’de zeytin ağacı ve zeytin, mübarek ve bereketli bir nimet olarak doğrudan ve sembolik anlamlarla birçok surede zikrediliyor. Zeytin ağacı İncil’de de methedilen ağaçlar arasındadır.
Şimdi kendisinden hiçbir eser ya da iz kalmamış Sparta’yı taklit eden Siyonistler Filistinlilerin direnişinin bir simgesi olan zeytin ağaçlarını köklerinden kopararak daha da ileriye gidiyorlar. Siyonistler, Filistinlileri de binlerce yıldır köklendikleri topraklardan söküp atmak istiyorlar. Spartalıların köle ettikleri halkları sistematik bir biçimde azar azar yok ettikleri gibi İsrail de “çimleri biçmek” olarak niteledikleri katliamlarla Filistinlileri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Zeytin ağacı dayanıklılığı sebebiyle Filistinlilerin şiirlerinin, hikâyelerinin, resimlerinin önemli bir temasıdır. Filistinli ressam İrina Naji’nin tablolarından birine verdiği isimse “Dayanıklılığın Kökleri” idi. Bu tablo Filistinli bir aileyi çocuklarıyla birlikte yaşlı zeytin ağacının gövdesine yaslanmış olarak resmediyordu. Çocuklardan birisinin sapanı, diğerininse uçurtması vardır.
İnanılır gibi değil, geçtiğimiz ağustos ayında İsrail Gazze’de uçurtma uçurmayı da “güvenlik tehdidi” olarak ilân etti. Aslında umudu, neşeyi, hür yaşamayı temsil ettiği için uçurtmaları ve çocukları hedef alıyorlar. Daha önce zeytin ağaçlarını da işgalci askerlerin güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle yakmışlardı. Amaçları, gıda olan her şeyden Filistinlileri mahrum etmek.
Kendilerinden gayri hiçbir insan toplumunun mutlu ve hür olarak hayat sürmesine tahammül edemeyen Siyonist işgalciler Filistinlilerin tarlalarını yakarak toprağa bağlılıklarını söndürmek istiyorlar. Sürgündeyken hayata veda eden Filistinli şair Mahmud Derviş’in bir kitabının ismi “Zeytin Yaprakları”ydı. İmha edilen bir tarlada zeytin ağacı olmayı hâyâl eden şair bir başka şiirindeyse “Eğer zeytin ağaçları onları eken elleri bilseydi, yağları gözyaşı olurdu” diyordu.
Siyonist işgalciler tarafından sistematik katliamlara maruz bırakılan Filistinliler yakılan zeytin ağaçları gibi her dem yeniden sürgün vererek zalimlere meydan okuyorlar. Mahmud Derviş, bu inatçı meydan okumayı “Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var!” dizesiyle dile getiriyordu.

