CHP mi kurtulur, Asiye mi kurtulur?

00:0016/09/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Abdullah Muradoğlu

12 Eylül''den laf açılmışken şu CHP olayına girmemek olmaz. Çünkü Deniz Baykal''ın CHP''ye genel başkan olma sevdasında 12 Eylül milattır sevgili okurlar.. Malum, ansiklopedilere girdi Baykal''ın CHP içindeki hizipbaşılığı.. Neyse ki Bülent Ecevit kendiliğinden Cumhuriyet Halk Partisi''nden ayrıldı da 12 Eylül döneminde Baykal rahata erdi, bu bir.Cumhuriyet tarihinde CHP''nin kapısına kilit vurulup tabelasının indirilmesi olayı ilk kez, 12 Eylül döneminde gerçekleşmiştir. Zaten Bülent Ecevit de

12 Eylül''den laf açılmışken şu CHP olayına girmemek olmaz. Çünkü Deniz Baykal''ın CHP''ye genel başkan olma sevdasında 12 Eylül milattır sevgili okurlar.. Malum, ansiklopedilere girdi Baykal''ın CHP içindeki hizipbaşılığı.. Neyse ki Bülent Ecevit kendiliğinden Cumhuriyet Halk Partisi''nden ayrıldı da 12 Eylül döneminde Baykal rahata erdi, bu bir.

Cumhuriyet tarihinde CHP''nin kapısına kilit vurulup tabelasının indirilmesi olayı ilk kez, 12 Eylül döneminde gerçekleşmiştir. Zaten Bülent Ecevit de Atatürk''ün kurduğu partinin kapatılması karşısında CHP''li arkadaşlarının sessiz kalmasına içerlediğinden ötürü, demokratik solda yeni bir parti kurma arayışına girmişti, onlarsız. Çünkü “onlar” ne partiye ne Ecevit''e ne de demokrasiye sahip çıkmışlardı. Kim istiyorsa, CHP ona kalsındı, Baykal''a bile kalabilirdi, yani o kadar bile umurunda değildi Ecevit''in, DSP''nin hikayesi budur yani.. Bu da, iki.

Cumhuriyetin kuruluşuyla yaşıt CHP''nin siyasi tarihimizdeki on iki yılı bomboştur. 12 Eylülcü darbeciler 1980''de söndürdüler CHP''nin ışığını. Gerçi partinin kapatılması 1981''dedir ama 1980''de partinin sadece tabelası vardı, içi bomboştu. CHP''nin yeniden açılması 1992''dir ve bilin bakalım kim geçti başına, tabii Deniz Baykal. O günden beri, ara sıra izne çıksa da, hiç dönmeyecekmiş gibi saadete gark olanlar olsa da o onlara inat hep dönmüştür, bu da üç.

12 Eylülcüler CHP''nin ocağını söndürdü diye CHP''lilerin askeri darbelere diş bilediklerini bilirdik. Meğer Ecevit''lerden başkası yokmuş gerçek anlamda diş bileyen. 1980''lerde eski CHP''liler, yeni SODEP''liler ve daha sonra SHP''liler “12 Eylül”, “Kenan Evren” lafını duyduklarında baygınlık geçirirlerdi yalancıktan da olsa.

Aman ne afralar, ne tafralar, ne efelenmeler! 12 Eylül''le hesaplaşacaklardı, darbecileri, işkencecileri yargı önüne çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacaklardı, Anayasanın geçici onbeşinci maddesini bile kaldıracaklardı efendim. Yok, yok o kadar da değil, 12 Eylül Anayasasını değiştirip sivil anayasa filan bile yapacaklardı. Ah ellerine bir geçseydi iktidar! Gerçi koalisyon hükümetlerinde yer aldılar bir kere bile gündeme gelmedi bu konular. Hele sivil anayasa lafı hepten unutuldu, unutturuldu. Şimdi CHP ana muhalefet partisi, Türkiye''nin iki numerolu partisi ama 12 Eylül anayasasını savunmak da darbelere fıstık olmadı çayır çimen yeşili yakmak da CHP''ye kaldı. Yirmi yıl önce “1982 anayasası” denildiğinde yüzünü buruşturanlar bugün “sivil anayasa” lafı duyduklarında kırmızı görmüş boğa gibi aynı mimikleri göstermiyorlar mı?

Zaten CHP''de bir keramet görseydi Ecevit tutup da eski arkadaşlarını terk edip başka bir parti kurar mıydı, hiç hazzetmediği Baykal''a da “al sana CHP” der miydi hiç arkadaşlar!

“Sol çıkışını arıyor''dan “CHP nasıl kurtulur”a geçerken benim de aklıma hep “Asiye Nasıl Kurtulur” oyunu geliyor Vasaf Öngören''in. Hani daha sonra Atıf Yılmaz filme mi ne çekmişti, galiba Müjde Ar da başrolde mi ne oynamıştı. Ne yapsa ne etse ereğine ulaşamama durumu işleniyor oyunda. Yani Asiye hiçbir şekilde Asiye olmaktan kurtulamıyor, sistem meselesi abiler. Dönüp dolaşır aynı yere gelirsin, gittiğin bir nokta yoktur. CHP''nin durumu da böyle. Ben ne anlatıyorum ki, Müjde Ar, kocalığı Ercan Karakaş''a anlatsın Asiye''yi. Nasılsa Ercan Bey de “CHP nasıl kurtulur” senaryosunun yazarları, aynı zamanda aktörleri arasında değil mi? Ercan Bey ve arkadaşlarının yazdığı senaryo filme çekilir mi çekilmez mi o ayrı.

Erkan mebus oldu diye o gün çocuklar gibi şendik..

Erkan Mumcu''yla son görüşmemiz ilk milletvekili seçildiği aylardı. Erenler''de oturmuş, hep beraber muhabbet etmiştik arkadaşları olarak. Erenler, Beyazıt''ta nargile içilen mekanlardan biri. O zamanlar Tophane''de nargileci margileci yoktu.. Çorlulu Ali Paşa Medresesi kıraathaneye çevrilmişti, yaz kış oraya takılırdık. O Hukukçu takımından, ben Siyasalcı takımından. Ama hep beraber de aynı takımdayız ayrıca. Mumcu ile “Türkmen Kitabevi” mekandaşlığımız da vardı ayrıca. Her neyse, Mumcu''nun milletvekili seçilmesine çok sevinmiştik. Türk siyasetine yeni bir renk, bir kalite, bir güzellik falan katacaktı diye umutlanmıştık. Başarılı olmasını istediğim nadir insanlardan biriydi. Erenler''deki görüşmemiz son görüşmemiz oldu. Bir daha da hiç karşılaşmadık, bir kere bile yüzyüze gelmedik.

Mumcu Bakan oldu, Mumcu ANAP''tan ayrıldı. Mumcu AK Parti''ye geçti, Bakan oldu. Mumcu AK Parti''den ayrıldı. Mumcu ANAP Genel Başkanı oldu. Şu oldu, bu oldu. Bırakın eski arkadaşlık falan, gazeteci olduğum halde bile yollarımız hiç çakışmadı nedense. Gerçi ben de çakıştırmak için kılımı kıpırdatmadım. Mumcu ise kılını kıpırdatacak statüyü çooktan aşmıştı. Dedim ya hangi yıl milletvekili seçildiyse o yıl ilişkimiz bitti gitti. “Erenler grubu” dediğimde aklıma gelen ilk isim rahmetli Nusret Özcan. Zaten Erkan Mumcu''yu da en son Nusret Abi''nin cenazesinde uzaktan şöyle bir gördüm.

Mumcu''nun başını yakan olay, 367 oylamasında Meclis''e girmemesidir. O da onun son Meclisi oldu. Neden girmediğini bile anlatamadı, anlatsa da işitecek kimse yoktu etrafında. Divan Şairlerimizden Kami''nin söylediği gibi, Güle guş ettiremez yok yere bülbül inler, Varak-ı mihr-ü vefayı kim okur kim dinler.. Neler döndü gizlide, onu da öğrenemedik. Çünkü Meclis''e girmemekte o denli inat etmesi tuhaftı. Yanlış yerde durdu. Öyle bir noktada durdu ki, ne tarafa dönse yüzü değil sırtı halka dönük göründü. Bunun siyasi bir intihar olduğunu herkes gördü de Erkan Bey niye göremedi? Belki anılarını yazdığında, aydınlanırız. Erkan Bey siyasetten çekilme kararı almış, öyle duyduk. Siyasi hayatının en doğru kararı, çekilmesi. Yuvarlanan taş düzde durur. Böyle genç yaşta siyasetten ayrılmak hüzün verici bir şey tabii. Üzülmedim desem yalan olur. Erenler takımının bir üyesiydi çünkü.. Vatan sağolsun, ne diyelim. Bir macera da böyle sonlandı işte.. Hikaye eski bir arkadaşlığın sınırlarında başladı ve yine galiba o sınırlarda sonlandı. Oysa Mumcu mebus oldu diye o gün biz çocuklar gibi şendik.