Siyasi suikastler cenneti!

00:0031/08/2006, Perşembe
G: 27/08/2019, Salı
İbrahim Karagül

Dünkü «Kime suikast yapılacak» başlıklı yazımda; Türkiye dahil, birçok ülkenin asker göndermeye hazırlandığı Lübnan’da beklenen gelişmelere dikkat çekmeye çalıştım. İç yapısındaki hassas dengeler, yıllardır devam eden güç mücadelesi, etnik ve dini farklılıkların çok çabuk düşmanlığa ve çatışmaya dönüşebiliyor oluşu, bölgedeki her ülkenin bir uzantısını barındırması, ABD ve diğer merkez güçlerin müdahale alanı olması, yapay ve zoraki ayakta duran bir devlet oluşu, Ortadoğu’da yaşanan bütün krizlerin

Dünkü «
» başlıklı yazımda; Türkiye dahil, birçok ülkenin asker göndermeye hazırlandığı Lübnan’da beklenen gelişmelere dikkat çekmeye çalıştım. İç yapısındaki hassas dengeler, yıllardır devam eden güç mücadelesi, etnik ve dini farklılıkların çok çabuk düşmanlığa ve çatışmaya dönüşebiliyor oluşu, bölgedeki her ülkenin bir uzantısını barındırması, ABD ve diğer merkez güçlerin müdahale alanı olması, yapay ve zoraki ayakta duran bir devlet oluşu, Ortadoğu’da yaşanan bütün krizlerin ortasında kalması, yeni Ortadoğu planlamasının merkezinde yer alması, yaşadığı işgaller, iç çatışmalar, siyasi suikastler nedeniyle her an her şeyin değişebileceği, hesapların sıfırlanacağı bir ülke Lübnan. Dünyanın en hassas bir kaç bölgesinden biri. Uluslararası ilişkileri izlemek için en verimli laboratuar. Ve kendi başına bırakılmayan, bırakılmayacak olan bir ülke. Beyrut’a yansıyanlar, dünyadaki gelişmeleri algılamak için yeter de artar bile.

Dolayısıyla akşam verilen kararların sabah bozulduğu bu ülkeye ilişkin uzun vadeli tek bir öngörü olabilir; istikrarsızlık. Yeni bir İsrail saldırısından henüz çıktığı, Hizbullah’ın Lübnan’daki en etkili güç haline geldiği, 1980’lerdeki kaosa dönüş konusunda güçlü işaretlerin bulunduğu bir dönemde, Lübnan’da her an sürprizler yaşanabilir. Refik Hariri suikasti, yeni dönemde bu sürprizlerin ilkiydi. İkincisi Suriye ordusunun Lübnan’dan çıkarılması oldu. Üçüncüsü, İsrail saldırıları oldu. Dördüncüsü ise «uluslararası gücün» Lübnan’a yerleştirilmesi kararı.

Bundan sonraki sürprizlerin neler olacağı aşağı yukarı belli. Hepsi, barışa değil, iç çatışmaya ve bölgesel krize yönelik olacak. Hizbullah’ın silahsızlandırılması öncelikli hedef. Bu girişim, içerideki güçler arasındaki husumeti tahminlerin çok ötesinde artıracak. Silahsızlandırma başarılı olamazsa, Hizbullah’a ve Suriye’ye karşı provokasyonları göreceğiz. Hariri suikasti sonrası Beyrut’a yürütülen gençler, «Sedir Devrimi» karnavalları yerini silah seslerine terkedebilecek. Etnik ve dini grupların liderlerine yönelik suikastler ciddi bir ihtimal olarak öne çıkıyor. Hem Lübnan’ı hem de bölgeyi karıştırmak, Suriye ve İran’a yönelik süreci hızlandırmak için en elverişli yöntem bu.

Lübnan tarihi bir çeşit siyasi suikastler tarihi. 1977’de Dürzi lider Kemal Canbolat, 1982’de Hristiyan Devlet Başkanı Beşir Cemayel, 1987’de Devlet Başkanı Reşit Kerimi, 1989’da Suriye destekli Maruni Devlet Başkanı Rene Muavid, 1992’de Hizbullah lideri Abbas Musavi ve son olarak 14 Şubat 2005’te eski Başbakan Refik Hariri. Devamında kimler olacak ?

Suikastlerin hepsi, Lübnan’daki güç mücadelesi ile bağlantılı. Ama sadece Lübnan’la sınırlı değil, bölgesel niteliği olan, ABD, Fransa, İsrail, Suriye, İran ve Suudi Arabistan gibi güçlerin oynadığı oyun çerçevesinde yapıldı. O zaman sorun İsrail-Filistin kriziyle sınırlıydı. Bu krizin Lübnan’a yansımalarıydı.

Şimdi çok daha büyük bir oyun oynanıyor. Kuzey Afrika’dan Afganistan’a kadar bütün ülkelerin içinde olduğu, bölgesel istila ve harita çalışmalarının masada olduğu ölümcül bir satranç oynanıyor. Güney Lübnan’da sadece İsrail-Hizbullah savaşı yaşanmadığını, ABD/İsrail ile İran/Suriye arasında bir savaş yaşandığını hepimiz biliyoruz. Ve bu savaşın yayılacağını da. Suriye ve İran’a yönelik müdahale için Güney Lübnan’ın ayakbağı olmasını engellemek istediler. Hariri suikasti ile Suriye’yi bölgeden çıkardılar. 1976’da Lübnan, Mısır, Kuveyt ve S. Arabistan’ın katılımıyla imzalanan Riyad Anlaşması gereği «Arap Gücü» olarak Lübnan’a konuşlandırılan Suriye askerleri ABD ve İsrail’in suikasti istismar etmesi sonucu bölgeden çıkarıldı. Ama Hizbullah hâlâ orada duruyordu. Son ABD/İsrali saldırısıyla Hizbullah’ı dize getirmek istediler, başaramadılar. Şimdi bu görevi uluslararası güce havale ediyorlar. Bu güçler Hizbullah’la uğraşırken onlar daha önemli hedeflere yoğunlaşacaklar.

Uluslararası güç formülü tutmazsa, etkisiz kalırsa, yeni bir senaryo devreye sokulacak. Hariri suikastine benzer suikastler görebileceğiz. Hem Lübnan’da iç çatışma çıkarmaya hem de Suriye üzerine yürümeye elverişli suikastler.

Hariri suikasti sonrası Beyrut’un Hristiyan mahallelerinde patlayan bombalar, Suriye karşıtlarına yönelik suikastler yeterli olmadı. Suriye-Lübnan bağlantısı tamamen kesilemedi. Son savaşta da bu görüldü. Suriye’ye karşı müdahale gerekçesi tam olarak oluşturulamadı. Suriye’nin Hizbullah’a destek iddiaları da yeterli olmadı. Şimdi daha etkili bir şok bekleniyor. Cumhurbaşkanı ve Başkomutanı Maruni, Başbakanı Sünni, yardımcısı Ortodoks Hristiyan ve İslamcı Şii, Genelkurmay Başkanı Dürzi, Meclis Başkanı laik Şii ve yardımcısı Ermeni olan, her grubun kendine göre bir güç olduğu Lübnan, yabancı güçlerin gelmesiyle zaten zayıf olan egemenliğini tamamen kaybetmiş bir ülke haline gelecek. Bölgeye müdahil olan ülkelerin amaçları ve içerideki grupların çıkarları doğrultusunda her türlü senaryola açık hale gelecek. Kimin ne kadar gizli gündemi varsa çok yakında görmeye başlayacağız….