“O dolmayı artık yemesek mi?” bildirisi

04:0031/03/2026, Salı
G: 31/03/2026, Salı
İsmail Kılıçarslan

1 . İran’ın ABD ve İsrail ile çatışması haklı, meşru, hukukidir. Üstelik yüzde doksan dokuz değil, yüzde yüz böyledir bu. Dolayısıyla bir Müslüman olarak ABD-İsrail ile çatışan İran’ın yanında durmak, elden ne gelirse o desteği İran’a vermek benim için insani, İslâmî, vicdanî bir ödevdir. Bu destek benim açımdan tartışmaya da kapalı bir destektir. Rabbimiz ABD-İsrail azgınlığı karşısında İran’a zafer ihsan etsin. 2 . İran’ın, hangi ülkede olursa olsun kendisine karşı saldırılarda kullanıldığı bilgisinin

1
. İran’ın ABD ve İsrail ile çatışması haklı, meşru, hukukidir. Üstelik yüzde doksan dokuz değil, yüzde yüz böyledir bu. Dolayısıyla bir Müslüman olarak ABD-İsrail ile çatışan İran’ın yanında durmak, elden ne gelirse o desteği İran’a vermek benim için insani, İslâmî, vicdanî bir ödevdir. Bu destek benim açımdan tartışmaya da kapalı bir destektir. Rabbimiz ABD-İsrail azgınlığı karşısında İran’a zafer ihsan etsin.
2
. İran’ın, hangi ülkede olursa olsun kendisine karşı saldırılarda kullanıldığı bilgisinin kesin olduğu herhangi bir Amerikan ya da İsrail üssünü vurması da haklı, meşru, hukukidir. Bu üsler dışında herhangi bir yeri vurması ise haklı da değildir, meşru da değildir, hukuki de değildir. Böylesi saldırılarda karşıdaki ülkelerin misilleme yapma hakkı vardır.
3
. Pers üstünlüğü fikrine dayanan İran rejiminin yakın geçmişte hem ülkelerinin çıkarı hem de emperyalist ajandaları yüzünden Müslümanlara karşı işlediği kötülükler, cinayetler, şenaatler dünyadaki İran algısını çok aşağı çekmiş, İran’ı yalnızlaştırmış, Müslümanlarda İran’a karşı belirgin bir öfke biriktirmiştir. Sadece Suriye’de değil, Irak’tan Afganistan’a, Yemen’den Lübnan’a kadar İran “öteki” olarak Sünnileri belirlemiş ve ajandasını yayılmacılık üzerinden kurgulamıştır ne yazık ki. Bunun politik, sosyolojik, vicdanî sonuçlarıyla yüzleşmeleri için doğru zaman şimdi değildir elbette ama bu yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu görmemek de mümkün değildir.
4
. İran, İran rejimi ve İrancılık birbiriyle, evet, etkileşimli; fakat birbirlerinden epeyce farklı üç meseledir. İran her bakımdan savunmamız gereken kadim bir Müslüman belde, İran rejimi yanlışta ısrarıyla algısını sıfırlamış bir parantez ve İrancılık ise bizimki gibi ülkelere mahsus bir ahmaklık biçimidir. İran’ı savunup desteklemenin ön şartı İran rejimini desteklemek olmadığı gibi bu hususta Türkiye İrancılarının saçma argümanlarına da zerrece ihtiyacımız yoktur.
5
. Türkiye’deki Müslüman ahalinin İran rejimine yönelik geçmişten bu yana getirdiği eleştirileri halihazırda “Amerikancılık” yahut daha da berbatı olmak üzere “Siyonizm” ile eşitlemeye çabalayan güncel İrancılık meselesi çok ciddi toplumsal semptomlara gebe bir meseledir. Türkiye’de Alman, İngiliz, Suud, Fransa etkisini ne kadar istemiyorsak İran etkisini de o kadar istemememiz gerekir. Bunun “egemenliğimizin ilk şartı” olmasının yanı sıra özelde tamiri zor bir “fitne”ye sebebiyet vereceği de gayet açıktır ve bu çatışmada İran’a destek vermemizle bu meselenin uzak yakın hiçbir bağı yoktur.
6
. Türkiye’deki İrancılığın merkez üssü haline gelen Saadet Partisi’nin yaptığı propaganda son derece sevimsiz bir propagandadır. İran’ın ABD-İsrail ile girdiği çatışma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın İran rejiminin yakın geçmişte imza attığı tüm kötülükler, işlediği tüm cinayetler Saadet Partililer eliyle temizlenmeye çabalan-maktadır. Bu çabaya karşı koymak, bu propagandaya “Ne yapmaya çalıştığınızın farkındayız” diyerek yaklaşmak İran’a bu çatışmada destek vermemek anlamına gelmez. Durumları birbirinden ayırmazsak oluşacak karmaşada at izinin it izine karışması tehlikesi vardır.
7
. Türkiye’deki İrancıların son günlerde sıklıkla tekrar ettikleri “tarihin doğru tarafında durmak” kalıbı tam olarak şu anlama gelir: “Şartlar ve çıkarlar ne olursa olsun, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak ilkelerin, inançların, tavırların yanında yer almak.” Dolayısıyla bir Müslüman zihin için “tarihin doğru tarafında durmak” dün Suriye’de emperyalistlere karşı direnen ve soykırıma uğrayan mazlum Suriye halkının yanında yer almayı gerektirirdi. Bugün sosyalist Küba’nın yanında yer almayı gerektirir. Daha açık bir ifadeyle dün Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da İran’ın karşısında durmayı gerektirirdi, bugün ABD-İsrail karşısında İran’ın yanında durmayı gerektirir. ABD ve İsrail emperyalizmini emperyalizm olarak tanımlayıp Rus emperyalizmini emperyalizm olarak tanımlamamak tarihin doğru tarafında durmak değildir. Mesele bu denli açıkken İsrail ve ABD’yi enstrümanize edip Türkiye’de tarihin doğru tarafında durma başarısı gösteren Müslüman ahaliyi Amerikancılıkla, Siyonizm uşaklığıyla suçlamak kimsenin haddine değildir.
8
. Türkiye’deki Müslüman ahaliye yönelik olarak geliştirilen “mezhepçilik” iddiası gerçeklerle örtüşmemektedir. İran rejimi ile ilgili sorunlarımızı konuşmamamız için uydurulmuş “Amerikancı ve Siyonist” argümanlarının bir benzeridir. Müslüman ahalinin mezhepçilik gibi bir derdi olsa İran rejimi kanıyla canıyla Ermenistan’a destek verirken çoğunluğu Şia mensubu olan Azerbaycan’ı Karabağ Savaşı’nda bunca desteklemezdi. Çocuklarına “Ali Osman” adını koyacak bir alicenaplığa erişmezdi. Hakeza İran rejiminin de derdi son kertede mezhepçilik değildir. Kendine mahsus bir Pers üstünlüğü ve emperyalist ajanda üretmiş, ona göre hareket etmektedir.
9
. Allah Müslümanlara basiret, feraset ve birlikte hareket edip gavuru yenecek bir zemin ihsan etsin. Âmin!
#iran
#abd
#İsmail Kılıçarslan