Meclis ne yapmak durumundadır?

00:0030/05/1999, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
Koray Düzgören

Türban meselesinin tümüyle çözüldüğünü yazıyordu dünkü gazeteler... Danıştay''ın bir kararından yola çıkarak Danıştay Başkanı''nın yaptığı bir açıklama ve arkasından da Genelkurmay Başkanı''nın bir açıklaması yer alıyordu.Meclis''in de bu yolda bir karar alması gerektiği vurgulanıyordu...Ağızları kilitli olanların, Türkiye''de bazı konuları tabu yapanların ve kafaları bir türlü demokratlığın ne olduğunu algılıyamayanların bu olup bitenleri sorgulaması tabii ki beklenemezdi...Türkiye Büyük Millet

Türban meselesinin tümüyle çözüldüğünü yazıyordu dünkü gazeteler... Danıştay''ın bir kararından yola çıkarak Danıştay Başkanı''nın yaptığı bir açıklama ve arkasından da Genelkurmay Başkanı''nın bir açıklaması yer alıyordu.

Meclis''in de bu yolda bir karar alması gerektiği vurgulanıyordu...

Ağızları kilitli olanların, Türkiye''de bazı konuları tabu yapanların ve kafaları bir türlü demokratlığın ne olduğunu algılıyamayanların bu olup bitenleri sorgulaması tabii ki beklenemezdi...

Türkiye Büyük Millet Meclisi milli iradenin yegane temsilcisi olduğuna göre niçin Danıştay''ın aldığı bir yasaklama kararına uygun davranması gerekirdi?

Meclis, yasama organı olarak bu konuda bir kanun çıkarsa, Danıştay ve diğer idari merciler ona uymayacak mıydı?

Söylenmek istenen neydi?

Söylenmek istenen, artık insanların giyim kuşamlarına kamu alanı ilan edilen üniversitelerde ve hatta sokakta da müdahale edilebileceği miydi? Amaç bu muydu?

Meclis''in, türbanla ilgili bir yasaklama kararı alması bunun için mi isteniyordu?

Hem de kim tarafından?

Bu sorular Türkiye''deki sorunun, aslında sanıldığından büyük olduğunu gösteriyordu...

Medya, belli odaklar tarafından kotarılan bir hükümeti, kendi çıkarlarına da uygun gördüğü için neredeyse sorgusuz sualsiz desteklerken, Türkiye''nin nereye doğru gittiğiyle hiç ilgilenmiyordu..

Daha önce yaptığını yapıyordu...

Türkiye''de yasakların alanı genişliyormuş, kişi hak ve özgürlükleri ayaklar altına alınıyormuş, memlekette tehlikeli bir kutuplaşma tırmandırılıyormuş medyanın umurunda bile değildi...

Gazetelerde dün, hükümet protokolünde özgürlüklerin genişletilmesi, yasakların kaldırılması yolunda bir hüküm bulunmadığına ilişkin tek satır bulunmuyordu...

Demokrasi düşmanı medya, demokrasi dışı yöntemlerle kurulmuş olan bu hükümeti sadece alkışlamakla yetiniyordu...

Böyle bir ortamda MHP''nin iktidara devlet zoruyla ortak edilmesinden daha doğal ne olabilirdi...

Böyle bir ortamda, seçmene verilen sözlerin, oy alınan kitlelerin beklentilerinin ne değeri olabilirdi...

Böyle bir ortamda siyasi partilerin, siyasi liderlerin, siyasi ilkelerin ve programların ne önemi olabilirdi...

Böyle bir ortamda siyasi ahlak, siyasi tutarlılık ve dürüstlüğün ne anlamı olabilirdi...

Böyle bir ortamda siyasi partilerden beklentileri bulunan ve bu beklentilerini sadece seçimden seçime attıkları oylarla ifade edebilen vatandaşların taleplerinin ne kıymeti olabilirdi...

Böyle bir ortamda insan haklarının, demokratik değerlerin, hukukun üstünlüğü, adalet gibi kavramların ne yeri olabilirdi?

Böyle bir ortamda Meclis''in konumu, fonksiyonu, görevleri ne olabilirdi?

İdarenin ve yargının üst düzey bürokratları tarafından verilecek talimatları uygulayan bir idari büro, bir devlet dairesi işlevi mi üstlenmeli, yoksa duvarında iri harflerle yazılı olan "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesine mi sarılmalıydı?

Bu sistemin kilit taşları olan siyasi partiler bir yana, acaba milletin vekilleri konumunda olan milletvekilleri acaba arada sırada vicdanlarının seslerini dinliyorlar mıydı?

Ve o ses acaba onlara ne diyordu?