
Bugün yaptıklarının ve yazdıklarının anlaşılamadığını zannedenler için şu sözü hatırlatabiliriz, "iki şey yakınlarını ve çevresini zor duruma sokar, birincisi suiistimaller, diğeri de aptallıklar. Bu ikisi de yakınların için anlaşılmaz ve zordur."
Hiçbir şeyin gizli saklı yapılamadığı (herkesin gönüllü ajan olmaya özendiği) bir dünyada yaşıyoruz. Bu, varsa yapılan yolsuzluklar için geçerli olduğu kadar, bunun arkasına sığınıp uzaklardan "Amerikan Rüyasını" gerçekleştirme peşinde olanlar için de geçerli. Dolayısıyla her olay, insanların ve aktörlerin gerçek niyetlerini ve makyajlarını düşürüyor.
Küresel krizden, Gezi olayları ve son Cemaat kalkışmasına kadar yaşanan gelişmelerin asıl hedefinin doğrudan ekonomi ve onun dinamikleri olduğunu artık herkes net olarak gördü. Çünkü iktidarı devirmenin yolu, onun bütün başarılı politikalarının dinamiği olan ekonomik başarıya doğrudan yapılan bir saldırı ile zarar vermekten geçtiği konusunda tüm işbirlikçiler hemfikirler. Bu yüzden eğer hükümet engellemese idi sadece iktidara değil, ülkenin bütün ekonomik dinamiklerine, ne varsa, işadamlarına, siyasetçisine, bürokratına ciddi bir saldırı yapılacaktı.
Gezi ve Cemaat doğrudan bütün ülkeyi hedef aldı ve bütün kazanımları riske etmekten çekinmedi. Küresel kriz elbette ülkemizi doğrudan tek başına hedef almamıştı ama doğrudan etkilenmemiz için canlı yayınlarla yapılan çirkinlikleri de doğrudan müdahaleye çevirme gayreti olarak görmezden gelemeyiz.
Ancak bu olaylarda, bu kalkışmaların ülke ekonomisine yıl içinde verdiği ölçülebilir kısa dönemli zarara rağmen, ekonomik gelişmenin 2013 yılında da beklentiler çerçevesinde gerçekleşeceği, büyüme ve diğer rakamlardan görülüyor. Bunların hiçbiri ekonominin ana dinamizmini etkilemediği gibi, aslında doğrudan ekonomi yönetimi, kredi kartlarına taksit sınırlaması üzerinden bizzat kendisi ekonomiyi soğutmaya çalışıyor.
Burada karşımıza şu soru çıkıyor, neden başarılı olamıyorlar?
Üç nedeni var, birincisi ülkenin yönetimine olan güven; Bütün demokrasilerde ekonomik istikrarın ana taşıyıcısı, siyasi istikrar ve onun başındaki kadrolarıdır. Bu yapının oluşturduğu güven ortamı ekonomik karar alma sürecini şeffaflaştırıp kolaylaştırma yolu ile halkın ekonomik alana ister tüketici ister üretici, ister yatırımcı olarak daha kolay katılımını sağlıyor.
Başbakanın doğrudan taşıyıcısı olduğu bu gelişim süreci halka ve ekonomik aktörlere çok açık bir güven veriyor. İçeride taşeron veya doğrudan dış kaynaklı ne olursa olsun, ortaya çıkan krizlerin, kalkışmaların çözümü konusunda ana karar mekanizması olan iktidarın ve Başbakanın duruşundan kaygı duyulmaması, ekonomik gelişmeyi destekleyen en büyük faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bunun sadece yurt içinde değil, küresel krizin etkilediği bölgesel yatırım anlayışındaki Türkiye"ye dönük ilgi için de geçerli olduğunu yaşayarak gördük.
İkinci etken ise, elbette ülkenin insan kaynağı ve dinamizmi. Yeni Türkiye, girişimcisi, halkı, öğrencisi, emekçisi aklınıza ne geliyor ise gerçek anlamda yeniden ayağa kalkan bir ülke olarak ilerleyeceğine inanıyor. Her engelleme gayretine karşı verilen başarılı mücadele, bu inancı daha da pekiştiriyor.
Üçüncüsü, hepimizin bildiği ve ders aldığı geçmişte yaşananlar elbette. Menderesi kolay infaz ettiler, çünkü hem naif bir insandı hem de yapılan hizmetlere bu kadar nankörlük yapılacağını düşünebileceği ve ders alabileceği bir örnek yaşanmamıştı. Özal, yeni bir özgürlük yeni bir ekonomik kalkınma ile bunu aşabileceğini düşündü, yanıldı. Erbakan da iyi niyetle denedi, olmadı. Filim burada koptu, Başbakan Erdoğan bu üç lidere yapılanların dersini alarak yola devam ettiği için, ne yapsalar kar etmiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.