Niçin eski ramazanlar?

00:005/01/2000, Çarşamba
G: 10/09/2019, Salı
Mustafa Kutlu

Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktıEski ramazanların şimdikilerden daha feyizli, daha bereketli, daha renkli, daha tatlı, daha sıcak, daha mânalı olduğu söylenip duruyor. Çokluk genç insanların kendilerinden yaşlı kişilere yönelttikleri sorular bu cevapla son buluyor.Eski ramazanlar bambaşkaydı...Şu meseleye eğilelim hele, neyin nesidir?Efendim birincisi insan çocukluğuna doğru gidiyor eskiyi düşünürken,

Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı

Eski ramazanların şimdikilerden daha feyizli, daha bereketli, daha renkli, daha tatlı, daha sıcak, daha mânalı olduğu söylenip duruyor. Çokluk genç insanların kendilerinden yaşlı kişilere yönelttikleri sorular bu cevapla son buluyor.

Eski ramazanlar bambaşkaydı...

Şu meseleye eğilelim hele, neyin nesidir?

Efendim birincisi insan çocukluğuna doğru gidiyor eskiyi düşünürken, yani o kaybolmuş cennete gidiyor. Son iyi şeylerin yaşandığı bölge ve zamandır çocukluk, orada kötü şey nadirattandır. Top sesini beklemek, sıcak bir pidenin buğusuna sarılarak eve doğru koşmak, sahur yemeklerinin büyülü atmosferine sokulmak, bir yarım gün oruç tutarak ödüllere kavuşmak vb.

İkincisi Osmanlı döneminden tevarüs ettiğimiz bir duygudur.

Bilindiği gibi o günlerde yaşanan hayatın bütün unsurları dinî bir hüviyet taşıyordu. Zamanı ve mekânı kapsayan din, günlük hayatımızın yegane rehberi ve ressamı idi.

Zamanın ritmi bu günlerin hızını tatmamıştı. Ağır akan bir ırmak gibiydi. Bakırköy''den kalkıp Beşiktaş''a gece yatısına misafir gidecek bir aile günler öncesinden hazırlığa başlar, o seyahat sanki aylarca sürmüş gibi anlatılırdı.

Ramazan işte bu ağır akan nehri hızlandıran, renklendiren, heyecana garkeden bir ay idi. Bugünün saati günün her vaktini tek renge boyar. Tıpkı takım elbise giyip kravat takmış insanlar gibi. Oysa fecirle kuşluğun, öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının saatleri birbirinden farklıdır. Aylar dahi öyledir. Ramazan o eski kavrayışımızda (yani yaşayışımızda) senenin en mânalı ayı idi. Onbir ayın sultanı....

Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı. Üçüncüsü eski Ramazanlarda (Osmanlı dönemi) gerçekten kandiller, mahyalar, davullar, iftarlar, karagözler, orta oyunları vb. ile bir bayram havası hissedilir.

Mahalle hayatının, komşuluk ilişkilerinin, alış-verişin canlandığı bir zamandır.

Şimdi hayatımız başka unsurlarla kilitli. Trafik, ulaşım, mesai, geçim, tüketim, vardiye, nöbet, ücret, zam, enflasyon, borsa, dolar, televizyon, vb. Sayacağımız ve hayatımızı dolduran daha binlerce unsur dinî bir renk taşımıyor. Biz bunlarla kol kola yaşarken, ansızın Ramazan geliveriyor. Ve çârnâçar onu da aramıza alıyoruz.

Mahallenin ve cemaatın parçalara bölünüp ufalanmasından sonra geçip giden hayatımız da bütünlüğünü kaybetmiştir.

Ve bu her geçen gün artan bir hüzündür.

Açıkcası artık ne doğana gerektiği gibi sevinebiliyoruz, ne de ölene üzülmek için vaktimiz var. Bir cenaze çıkan evden üç gün sonra kahkahalar duyulmaya başlıyor.

Hesap makinaları ve bilgisayarlar âşık olmayı bile şarta-şurta bağlamıştır. Herşey değişiyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Tamam.. Teknoloji insanoğlunu esir aldı. Buna da peki..

Peki de Ramazan ne olacak? Çok şükür onu yaşamaya çalışıyoruz.

Bizden sonra gelen nesiller de bize soracak?

Eski Ramazanlar nasıldı, diye...