
Radikal kararlar alabilenleri her zaman takdir etmişimdir. Bir zamanlar 657''ye tabi bir devlet memuru iken istifa edip gazeteci olmaya karar vermiş ve aradan geçen 15 yıla rağmen henüz pişman olmamış biri olarak bu karar nedeniyle kendimle de iftihar ederim.
Sevdiğim işi yapmaktan kaynaklanan bu iftiharımın haklılığını geçtiğimiz günlerde bir kez daha anladım! Ama şimdi konu ben değilim, konu Dürümcü Haluk Abi!
Bir akşam vakti, çay faslında bahsetti bir arkadaşım ondan.
Sadece, ''delinin biri, sokaktan geçen herkese adıyla hitap ediyor, adam dürüm değil, muhabbet satıyor'' gibi bir kaç cümle kurmuştu ki, söylemesi ayıp ''kalkın, dürüm yemeye gidiyoruz, bu adamla tanışmak istiyorum'' demem bir oldu!
İyiki de gitmişim.
***
Öğleden sonra dükkânına gelen ve sabaha kadar çorbasını kaynatmaya devam eden Haluk Abi''nin namının büyüklüğüne karşılık dürüm sattığı dükkânı bir o kadar küçük. Zorlasanız, 10 kişi ancak sığar. Ama mesele ''görünen iş''te değil ''ocakta kaynayan aş''taymış! Dürümcü Haluk Abi bunu farketmiş. Biz arkadaşlarla dükkanın önündeki masaya kurulurken çocuklar da geldiğimizi haber veriyor. Haluk Abi yanımıza otururken sokakta tanıdık bir yüz beliriyor: Müzisyen, oyuncu, yapımcı, yönetmen Yunus Bülbül.
Biz, uzun süredir ortalarda görünmeyen Bülbül''e şaşırmaya hazırlanırken o bizi iyice şaşkınlığıa uğratan bir şey yapıyor. Dürümcünün önüne yaklaşınca yüzünü caddeye dönüyor ve başlıyor bağırmaya: “Geeel, dürüme gel. Dürümcünün hası burda”
Ardından Haluk Abi''ye bir selam çakıp yoluna devam ediyor. Aslında sadece şu sahne bile Haluk Abi''nin özeti gibi... Yunus Bülbül gibi emektar bir sanatçıya dükkânının önünde, hem de rica bile etmeden reklamınızı yaptırmak... Bu mesele uzar gider. Biz sadede gelelim. Dürümcü Haluk Abi''nin işadamı Haluk Erön olarak olduğu döneme...
***
100''ün üzerinde insanın çalıştığı tekstil fabrikasının sahibi olan Haluk Erön, işyerinde yine çekler, senetler, ödemeler, alacaklar, vereceklerle boğuşurken nefeslenmek için açtığı kitapta bir cümle okur: “Bir insanın ortalama 70 yıllık ömrü, dünyanın geçmiş ömrüne nazaran sadece 8.2 saniyeye tekabül etmektedir. Bu da bir yaprağın dalından kopup yere düşünceye kadar ki geçen zaman kadardır” Ve işte o an kararını verir Haluk Erön ve ilk adımını da atar:
Önce fabrikaya satılık ilanını asar. Ardından da iş-güç telaşından yüzüne hasret kaldığı çoluk çocuğuyla evde doya doya bir kaç ay vakit geçirir. Artık evden çıkma vakti gelince de hayatı boyunca en çok sevdiği işi yapmaya karar verir: Mangal keyfi! Yaz aylarında kilolalarca mangallık malzeme alıp yazlığın yolunu tutan, pişirdikçe konu komşuya bayram ettiren Haluk Erön, bu kez Dürümcü Haluk Abi olacaktır.
Tabi ki, önce danışması gereken önemli birileri vardır. Çocukları! Çünkü o güne kadar, arkadaşlarına ''benim babam işadamı, fabrikası var'' diyen çocukları, artık babam ''dürümcü'' demek zorundadır. Haluk Abi, çocuklarından ''baba sen ne yaparsan arkandayız'' desteğini alınca gelir açar dükkânı.
Böyle başlayan bir hikayenin sonunu tahmin etmeniz herhalde zor değildir artık!
***
Şu soğuk kış günlerinde, Mecidiyeköy''de insanlar ısınmak için Profilo Alışveriş Merkezi''ne koşadursun, Dürümcü Haluk Abi''nin dükkanının kapıları sonuna kadar açık ama emin olun Profilo AVM''den çok daha sıcak.
Nasıl sıcak olmasın ki! Herşeyden önce dürümler ''henüz kapıdan girmeden insanı saran muhabbet''in ateşiyle pişiyor. Bir askı var hemen kapının yanında... “Buraya makamını, mevkiini, şöhretini, koltuğunu, üzerindeki tüm üniformaları çıkarıp asacaksın, içeriye öyle gireceksin, dürümün lezzetini ancak o zaman alabilirsin” yazıyor.
Mesele anlaşıldı sanırım? Devam et diyorsanız, malzeme bol, acılı da var, acısız da... Ne de ols muhabbetin ocağına düştünüz.
Mesela, antibiotik sadece eczanelerde satılır sanıyorsanız, yanılırsınız! Haluk Abi''nin antibiotik isimli çorbası da antibiotik kıvamında! Ama öyle bedavaya çorba yok! Önce vitrinin camındaki günün sorusunu bileceksiniz! Her güne bir soru, soruyu bilene bedava çorba! 2000 yılında açılan dükkânda yaklaşık üç yıldır hergün bir soru soruluyor. Yani günde en az 200-300 kişiden bugüne kadar 10 binlerce insan bilgiyle doyarak ayrılıyor bu mekandan...
Bu yazıyı yazarken, konuştuğumuz sırada sorma ihtiyacı duymadığımdan olacak Haluk Abi''nin soyadını almayı unuttuğumu farkedip telefonu çevirdim. Hem soyadını hem de günün sorusunu öğrendim. Merhaba''nın anlamı nedir diye sormuş bu kez Haluk Abi. Diyor ki, dün itibariyle yaklaşık 500 kişi, artık ''Merhaba''nın ''benden sana zarar gelmez'' demek olduğunu biliyor.
Haluk Abi''nin meziyetleri bunlardan ibaret değil elbette... Böyle bir insanın dükkânında kütüphane olmasından daha doğal ne olabilir değil mi? Hem de herkesin istediğini alıp götürebildiği bir kütüphane... Ama bir dakika! Yok öyle bedavadan bedava! Yerine bir kitap koyacaksınız, ondan sonra!
Bu arada, aradığınız bir kitap varsa, kütüphanenin hemen altındaki panoya asabilir, elinde o kitaptan bulunan biri varsa, getirmesini bekleyebilirsiniz. Kütüphanenin hemen karşısındaki pano ise iş ve işçi bulma kurumu duvarı gibi! İş arayan da var, bir kaç cümle paylaşan da... İşte onlardan biri: Ömür boyu sevdiği işi yapan insan, ömür boyu çalışmamış demektir! Bu da Haluk Abi imzalı ama Konfiçyus''tan alıntı...
Dürümcü dükkanının her köşesinde kitap kolileri var. Paketlendikçe ihtiyacı olan bir okulun kütüphanesine gidiyormuş. Duvardaki fotoğraflar dikkatimi çekiyor. Haluk Abi de merakımı gideriyor. Tarihi ahşap bir konağın altında bir kapı görünüyor. Önünde iki Osmanlı zabiti var. Duvardaki Osmanlıca tabelada Yerebatan Sarnıcı yazıyor. Alt kat sarnıcın bugünki giriş bölümü... Sarnıcın üstündeki ahşap konak ise Dürümcü Haluk Abi''nin doğduğu, önünde oynadığı paşa dedesinin evi...
Dükkânının önü de adeta o konağın önü gibi... Herkese adıyla sesleniyor:
-Ayşe abla iyi akşamlar!
-Sana da Haluk Abi!
-Abi bizim oğlan geçti mi eve?
-Az önce gitti yenge... Anahtarı da verdim kendisine!
Burası Mecidiyeköy''ün göbeği neredeyse... Ve genç kızlar, kadınlar evlerinin anahtarını emanet ediyor gönül rahatlığıyla... Adeta caddeden geçip selam vermeyen kimse yok! Konakta doğan bir insan da insanların gönül sarayına taht kurması beklenirdi zaten. Helal olsun!
Mecidiyeköy civarındaysanız, Profilo AVM''ye gitmeden Gülbağ''a inen yolun başındaki Dürümcü Haluk Abi''ye uğrayın. Selamımı iletin. Ama öyle her selama bedava çorba olmadığını da bilin.
Eğer çorbayı gerçekten haketmek istiyorsanız, önce fotoğraftaki sorunun cevabını öğrenin!
Muhabbet ateşinde pişen dürümlerin lezzetine doyum olmuyor ama yerimiz dar.
Devamı ocak başında...
Dürümcü Haluk Abi''den gaz alıp önemli bir meseleyi de vitrine taşıyayım. Haluk Abi''nin soruları, günün anlam ve önemine göre farklılık gösteriyor. Bayramda bayrama dair, 10 Kasım''da Atatürk''le ilgili, Cuma günleri dini muhtevalı sorular süslüyor vitrinin camını... Geçtiğimiz hafta Cuma günü de yine ilginç bir soru sormuş Haluk Abi! Diyor ki, ''Hani şehitlerimizi, devlet büyüklerimizi kırmızı beyazlı al bayrağa sarıp, ebedi aleme yolcu ediyoruz ya, işte o sırada çalınan cenaze marşının bestecisi kimdir?'' Buyrun cenaze namazına değil mi? Haluk Abi, insanlar şehitlerimizi Frederic Chopin''in bestesiyle uğurladığımızı bilsin istemiş. Yine üzerine çok ahkam kesilen Atatürk ile ilgili soruya ilişkin anısını da anlatıyor. Atatürkçülüğü ile tanınan bürokratların dükkanın bulunduğu caddeye geleceklerini öğrendiği bir gün, Atatürk''ün nüfusa kayıtlı olduğu ili sormuş. Tabii sonuç malum! İktisat mezunu olan, dünyayı dolaşıp dürümcülükte karar kılan Haluk Abi, bilgisinin zekatını böyle veriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.