Düşünce Günlüğü Rusyanın Kudüs politikası bağımsız mı?

Rusya’nın Kudüs politikası bağımsız mı?

Rusya’nın Kudüs politikasında Rus Yahudileri ve Rus Ortodokslarının hakları yanında Rusya Müslümanlarının tepkisini de dikkate aldığı görülüyor. Rusya’nın Kudüs politikası Türkiye ile birlikte fakat Türkiye’den bağımsızdır. Bu iki ülke Suriye’de olduğu gibi Kudüs’te de ortak çıkar doğrultusunda güç birliği yapabilir.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak

PROF. DR. SALİH YILMAZ - RUSYA ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ (RUSEN) BAŞKANI

Rus düşüncesinde, Ortodoks Doğu veya Kutsal Topraklar olarak nitelendirilen yerler tarih boyunca önemlidir. Ruslar için İstanbul (Fener), İskenderiye, Antakya ve Kudüs kutsiyeti olan yerlerdir. Rus Ortodoks mirası içerisinde Yunanistan, Anadolu, Kudüs, Mısır, Bulgaristan, Arnavutluk, Sırbistan-Karadağ ve Romanya yer almaktadır. Ortodoks kilisesinin bu mirasına dayanak noktası da Bizans’ın varisi olduğu düşüncesidir. Bu coğrafya içerisinde sadece Kudüs üç semavi din tarafından da kutsal olarak kabul edilmiştir.

Rusların Ortodoks Doğu (Pravoslavnıy Vostok) olarak nitelendirdiği kutsal topraklar, Ortodoks kültürünün kökenini temsil etmektedir. Bu nedenle de Kudüs, Rus Ortodoksluğu için de vazgeçilmezdir. Kaldıki Rusya Çarlığı 17. yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti ile imzalanan İstanbul Anlaşmasında kutsal topraklar ile Rus hacıları gündeme taşıyarak Kudüs’te hak talebinde bulunmuştur. Bu anlaşmayla Rusya ilk defa dini meseleleri kullanarak Osmanlı içişlerine karışma hakkını kazanmıştır. İstanbul Anlaşmasının 12. maddesine göre Rusya, Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Ruslara ve rahiplerine izin verileceği, geçecekleri yerlerde gümrük vergisi ve haraç alınmayacağı, yol kâğıtları için para alınmayacağı ve Rus hacılara Osmanlı topraklarında zarar verici harekette bulunulmayacağı haklarını elde etmiştir. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Ruslara Ortodoksların hamiliği hakkı verilmese de Avrupalı devletler bu hamiliğin Rusların olduğunu kabul etmesiyle Rusya-Osmanlı rekabeti teşvik edilmiştir. 1699'da Karlofça Anlaşmasıyla Rusya, Ortodoksluğun hamiliğini kazanarak Kudüs’teki Kutsal Kabir (Kamame) Kilisesi’nin Rumlara iadesini sağlamıştır. Ruslar Odessa’dan gemilerle Kudüs’e hac ziyaretini teşvik etmişlerdir.

REKABET DÖNEMİ

Rusya 1830’lu yıllarda bölgedeki etkinliğini güçlendirmiştir. Kudüs’te yabancı konsoloslukların açılmasına ve misyonerlik faaliyetlerine izin vermesiyle Kudüs’te denge bozulmuştur. Rusya 1839’da Suriye-Filistin Konsolosu olan Konstantin Baziliy'i Kudüs’e göndererek bölgede çalışma yürütmüştür. Bu çalışma 1847 yılında Kudüs Rus Ruhani Misyonunun Başrahip Porfiriy Uspenskiy öncülüğünde açılmasıyla daha da güçlenmiştir. Rusya’nın Kudüs’te İngiltere ile giriştiği etkinlik mücadelesi 1854-56 Kırım Savaşında Rusya’nın yenilgiye uğramasıyla sonuçsuz kalmıştır. Avrupalı devletler Osmanlı’yı kullanarak Rusya’nın Ortodoksların hamiliğini üstlenerek Akdeniz’de etkin olma çabalarına son vermiştir. Avrupalı devletlere güvenen Rum Ortodoks Kilisesi de Rus Ortodoks Kilisesinin Kudüs ve çevresinde etkin olmasını istemediğinden Rusların gayrimenkul edinmesine engel olmuşlardır. Örneğin Rus rahiplerin Kudüs’te Ayn Fara bölgesinde satın aldıkları arazi çevresindeki mağaraların kutsal olduğu ve buraya Rusların manastır yapmasına engel olunmasını isteyen Kudüs Rum Patrikliği, Osmanlı Devletine başvurmuştur. Rusya’nın kutsal topraklarda etkin olmasını istemeyen Rum Ortodoks Kilisesi Rusları Helenizme karşı tehdit olarak görmüştür. Fakat Uspenskiy’nin Hayfa ve Yafa gibi yerlerden Rusya adına toprak satın alınması gelecekte Rusya’ya katkılar sağlamıştır. Günümüzde Rusya’da hala o dönemde alınan toprakların iade edilmesi konusunda tartışmalar devam etmektedir.

1850 yılında Katolikler ve Ortodokslar arasında Beytül-lahim’deki Kutlu Doğum Kilisesi ve Kutsal Kabir (Kamame) Kilisesi üzerindeki hak sahibi kimin olacağına dair tartışma Osmanlı Devletinin 1852 yılında Katolikler lehine karar vermesiyle çatışmaya dönüşmüştür. Kırım Savaşı’na neden olan bu tartışma sonucunda Kırım Savaşı’nda yenilen Rusya kutsal topraklarda etkinliğini yitirmiştir. Avrupalı devletler Kudüs’te etkin olmuştur. Avrupa devletleri Rusya-Osmanlı çatışmasından yararlanarak Kudüs’te Rus etkinliğini sona erdirmiştir. Bu tarihlerden itibaren Rus Yahudileri üzerinde İngiltere politikaları etkin olmuştur. Fakat Rus Ortodoks elitlerinin Kudüs’e ilgisi devam etmiştir. Başta devlet adamları ve kilise mensupları olmak üzere Kudüs, hac ziyareti için vazgeçilmez olmuştur. Rus elitleri ve kilise mensuplarının Kudüs’e ilgisi dolayısıyla bölgede Ruslar tarafından kiliseler, misafirhaneler, hastaneler ve okullar açılmıştır. Rusya’nın hem Yahudiler, hem Ortodokslar hem de Müslümanlar üzerinde etkinlik kurma çabaları İngiltere, Osmanlı ve Fransa ile rekabete girişmesine neden olmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sonrasında Rum Ortodoks rahiplerin Rusları desteklememesi yeni bir krize neden olmuştur. Rusya’nın tüm Slavları birleştirerek Kutsal Rusya kurma stratejisi Avrupalı ülkeler tarafından kullanılmış ve Rusya yenilgiye uğratılmıştır.

KUDÜS, RUS ORTODOKSLUĞU İÇİN DE VAZGEÇİLMEZ

Rus Ortodoksluğu için Kudüs, Rus düşüncesini oluşturan ruhbanlık için kutsal bir şehirdir. Ruslara göre Kudüs’ü ziyaret edenler kutsanmış insanlardır. Kudüs, 12. yüzyıldan itibaren Ruslar için fiilî bir hac mekânıdır. 19. yüzyılda Rusya Çarlığı sınırlarında yaşayan Yahudilerde Filistin’e göç etmek yaygınlaşmıştır. Bu göç hareketine Polonya’da ve Batı Rusya’da Yahudilere ayrımcılık da rol oynamıştır. 1831-1840 yıllarında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşanın Filistin’de Yahudilere din özgürlüğü sağlamasıyla göç hızlanmıştır. Çünkü 1720 yılına kadar Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesi yasaktı. Rusya Çarlığı, Yahudilerin kendi topraklarından göç ederek Filistin’e yerleşmesine olumsuz yaklaşmıştır. Ruslar, Hasidi Yahudiler olarak adlandırılan cemaat liderlerinin Filistin’e yerleşmesini kendisi için tehdit olarak görmüştür. Rusya, Yahudilerin varlıklı aileler olması dolayısıyla servetlerini de ülke dışarısına taşımalarından endişe duymuş ve 1834 yılında Filistin’e hacı olarak giden Yahudilerin geri Rusya’ya dönmelerini zorunlu kılmıştır. Bu dönemde Rusya ile rekabet içerisinde bulunan İngiltere ise 1838 yılında Kudüs’te İngiltere Başkonsolosluğu açarak Rus Yahudilerine koruma sağlamıştır. İngiltere’nin kendi vatandaşlarına koruma sağlamasından rahatsız olan Rusya ise bu siyasete karşılık 1829 yılında Kudüs’e Beyrut’ta açılan Rus Başkonsolosu Konstantin Baziliy’i göndermiştir. Baziliy’in tüm gayretlerine rağmen Rusya Yahudileri genelde İngiltere taraftarı olmuşlardır. İngiltere’nin bu yüzyılda Yahudileri kullanma yarışında Rusya’dan Yahudi göçünü teşvik etmesi üzerine Osmanlı Devleti önlemler almaya çalışmıştır. Rusya’dan Filistin’e gidecek Rusya Yahudilerine vize şartı getirilmiştir. Geri dönmeleri için de belli bir miktar para rehin bırakılması ile 30 gün içinde hac ziyaretini yaptıktan sonra Kudüs’ü terk etme şartı konmuştur. Rusya çarlığı ülkeyi terk eden Yahudilerin tespit edilmesi amacıyla 1831 yılından itibaren İstanbul’daki Rus Elçiliğinin vasıtasıyla Kudüs’e giden hacıların kaydını tutmuştur. Bu kayırlar 1850 yılına kadar aralıksız devam etmiştir.

Rusya’dan Kudüs’e giden Yahudilerin ve Rus Ortodoksların İngiliz Protestan misyonerlerin etkisinde kalması Rusya’yı rahatsız etmiştir. Ayrıca Amerikalıların Beyrut’ta faaliyetleriyle bölgedeki yerli Ortodoksları ve Rus Yahudilerini Protestanlığa döndürmeye çalışmaları da Rusya’yı rahatsız etmiştir.

Rusya Çarlığı Filistin, Suriye, Lübnan ve Mısır’ı kapsayan Rus tarihinde de Antik Doğu olarak adlandırılan bölgeye her zaman ilgi duymuştur. Rusya Çarlığının Filistin politikasında Kudüs Rus Ruhanî Misyonu ve İmparatorluk Rus Ortodoks Filistin Cemiyeti gibi kurumların rolleri etkili olmuştur. Rusya, Çarlık Döneminde Ortodoks kimliğini öp plana çıkararak Kudüs bölgesinde etkili olmuştur. Rus Ortodoks kilisesi için Kudüs’te kutsal topraklar Aynaroz-Mt. Athos, Yedi Kiliseler, Kudüs, Nubya olarak nitelendirilebilir.

TARİH TEKERRÜR ETMEDİ

İstanbul’un fethi ve Balkanlarda Osmanlı hâkimiyeti sonrası Ortodoks dünyası da ikiye ayrılmıştır. Bu haliyle Osmanlı hâkimiyeti dışında Ortodokslar Rusya topraklarında yaşamaktaydılar. Bu haliyle de Rusya, Osmanlı hâkimiyetindeki Ortodoksların hamiliğini üstlenmek için çabalar yürütmüştür. Rusya’nın Ortodoksların ve Rusya Yahudilerinden Filistin’e göç edenlerin hamiliğini üstlenme stratejisi iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir.

Osmanlı Devleti politikaları sayesinde Anadolu ve Balkanlardaki Ortodokslar, Katolikleşmekten kurtulmuştur. Rusya ve Osmanlı Devleti’nin Batı ile ilişkilerinde kaderleri benzemektedir. Rusya (Moskova Büyük Knezliği) ve Osmanlı Devleti, 17. yüzyılda Batı Avrupa medeniyetinin yeni saldırısına maruz kalmışlardır. Avrupa ülkeleri Rusya ve Osmanlıyı kendi arasında rekabet ettirerek üstünlük kurmaları için savaşları teşvik etmişlerdir. Bu savaşlar iki devletin de yıkılmasına neden olmuştur. Doğu Hristiyanlığı üzerinde Ortodoksluğu etkin olarak kullanmak isteyen Rusya Çarlığının Balkanlardaki faaliyetleri Osmanlı’ya önemli oranda zarar vermişse de bir süre sonra Balkanlar ve Rumlar, Rus Ortodoksluğu yerine Fener Rum Patrikhanesini kendilerine lider olarak görmeyi sürdürmüşlerdir.

PUTİN’İN İSRAİL POLİTİKASI VE KUDÜS

SSCB’nin dağılmasıyla kurulan Rusya Federasyonu’nda da Yahudilerin etkinliği fazlaydı. Hatta 2000 yılında Putin’in işbaşına gelmesiyle ilk işi ekonomiyi kontrol eden Yahudi işadamlarına operasyon yapmak olmuştu. Rusya’daki Yahudiler ikiye ayrılmıştı. Rusya’ya bağlı olanlar ve Batıcı olarak adlandırılanlar. SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’daki Yahudilerin İsrail’e göç ettiği biliniyor. SSCB’nin dağılması sonrası 1990-1996 yıllarında 650 bin Rus Yahudi’sinin Filistin topraklarına yerleştirildiği biliniyor. Fakat Rusya Yahudilerinin Filistin ve İsrail’e uyum sağlayamadıkları araştırmalardan anlaşılıyor. Çünkü son 14 yılda 290 bin Yahudi’nin Filistin topraklarından ayrıldıkları ve geldikleri ülkelere geri döndüklerini bunların %38’ini Rus göçmenlerden oluştuğu biliniyor. Rusya Yahudileri özelikle son yıllarda İsrail’in uzlaşmaz tavrı dolayısıyla Kanada’ya göç etmeyi tercih ediyorlar. Rusya Yahudileri SSCB etkisiyle daha liberal ve Filistinlilerle uzlaşma taraftarı olarak nitelendiriliyor. Putin döneminde Rusya Yahudilerinin İsrail’e göç etmelerini desteklenmemiş ve Rusya’da kalmaları konusunda teşvikler verilmiştir. Bu teşvikler sonucu İsrail’e göç eden birçok Yahudi Rusya’ya geri dönmüştür. Rusya’nın genel politikasında ABD ile Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışan İsrail yönetimine mesafeli yaklaşım vardır. Rusya’nın politikası da Türkiye ile burada benzeşmektedir. Her iki ülke de İsrail yönetiminin uzlaşmaz tavrına karşılık Yahudi düşmanlığı yerine İsrail yönetimine karşı tavır sergilemektedir. İsrail her ne kadar iki ülkeyi de Yahudi düşmanlığı ile suçluyorsa da iki ülkenin Yahudilerle değil de İsrail yönetimiyle sorun yaşadığı aşikârdır.

ABD’nin aldığı son Kudüs kararında da Rusya-Türkiye hemen hemen aynı yerde durmaktadır. Kudüs’ün üç dinin de kutsal şehri olduğunu vurgulayarak İsrail’in bu oldubittisinin bölgede Yahudi toplumuna da önemli zararlar vereceği öne çıkarılmaktadırlar. Zaten iki liderin de Yahudi cemaat önderlerine bu karara karşı birlikte hareket edilmesi yönündeki demeçleri karşılık bulmuştur. İki liderin amacı İsrail ve Amerika’nın aldığı bu kararı uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ön plana çıkararak dünya toplumlarının dikkatine sunmaktır. Bu karardan birçok Yahudinin de rahatsız olduğunu düşündüğümüzde Ortadoğu’ya barışın haksızlıklara karşı birlikte mücadele etmekle geleceği aşikârdır.

Rusya’nın Kudüs politikasında Rus Yahudileri ve Rus Ortodokslarının hakları yanında Rusya Müslümanlarının tepkisini de dikkate aldığı görülüyor. Rusya’nın Kudüs politikası Türkiye ile birlikte fakat Türkiye’den bağımsızdır. Bu iki ülke Suriye’de olduğu gibi Kudüs’te de ortak çıkar doğrultusunda güç birliği yapabilir.

Not: Kudüs, üç semavi dinin kutsal şehridir. Ortadoğu’da barışın anahtarı Kudüs’tedir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.