1868 tarihinde ''Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti'' adıyla başlayan hikâye, Balkanlar''da gelişen olaylar sonrasında Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını alarak devam etti. Yaralı askerlere ve mağdur olan halka gereken yardımı kendisine görev edinen kuruluş, bir süre sonra Türk Kızılayı adını aldı. Kızılay, toplumsal dayanışmayı sağlamak için hizmetlerine aralıksız devam ediyor.
Osmanlı İmparatorluğu''nun girdiği savaşlarda yaralanan askerlere hiçbir ayrım gözetmeksizin yardım etmek için 11 Haziran 1868 tarihinde ''Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti'' adıyla kurulan dernek, bir süre sessiz kaldıktan sonra 1876''da Balkanlar''da başlayan çatışmalar sonucu 14 Nisan 1877''de Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını alarak çalışmalarına tekrar başladı. Bu çatışmalar sırasında cephelerde yaralanan Slav askerlerine de Kızılhaç, hiçbir şey gözetmeksizin yardım elini uzatıyordu. Osmanlı askerlerinin yalnızlık, yoksulluk, çaresizlik içinde oldukları ise gözden kaçmıyordu. Böylece Hilal-i Ahmer, kuruluşunun amacına yaraşır bir şekilde etkinliklerini sergilemeye hazır bir yardım kurumu olarak ortaya çıkmıştı.
1877-78 Osmanlı Rus Savaşı''nda ise Rus ordularının bir yandan Erzurum''u ele geçirmeleri bir yandan da başkenti tehdit eden ilerleyişi karşısında imparatorluk, büyük devletlerin aracılığına başvurdu. Savaş 3 Mart 1878''de imzalanan Yeşilköy Antlaşması''yla son bulurken Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti ise resmen, kuruluşunu izleyen emekleme dönemi diyebileceğimiz sürede en belli başlı çalışmalarını sergiliyordu.
Osmanlı-Rus Savaşı''nda Rus kuvvetlerinin ilerleyişi karşısında Osmanlı orduları büyük kayıplar verdi. Devlet, yaralı askerlere yetişmekte zorlanıyordu. Nitekim bu yetersizliğin kavranması, bu konuda gelen dış uyarılarla da birleşerek Hilal-i Ahmer Cemiyeti''nin hayata geçirilmesinde büyük etken oldu. Cemiyet özellikle Plevne''de kendini gösterdi. Bölgeye gönderilen Dr. Osman Bey ve Dr. Charles S. Ryan adlarında iki operatörle 50 kadar doktor, bu savunma sırasında 4 bine yakın hasta ve yaralıya baktılar. Yine Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından cephe gerisinde 9 gezici hastane, ayrıca İstanbul''da da 4 ilk yardım istasyonu kuruldu ve buralarda da 25 bin yaralı ve hasta bakım gördü.
Örgütlenmenin başlangıcında Hilal-i Ahmer''e model olan Salib-i Ahmer''in kullandığı ve Hristiyan sembolü olarak bilinen haç sembolüne duyulan tepkiyi doğal karşılamak ve cemiyeti kamuoyunun desteğine kavuşturmak için bu işaretten kurtulmak gerekti. Bu bağlamda 1907''de Londra''da yapılan toplantıya Osmanlı İmparatorluğu temsilcisi olarak katılan Dr. Besim Ömer Paşa''nın ilk kez haç yerine ''ay'' sembolünün kullanılmasını önermesi olumlu karşılandı. Bu gelişme sayesinde Müslümanlar, kuruma ilgi duymaya başladı. Kırmızı ay sembolü Dr. Besim Ömer Paşa tarafından Londra''dan sonra La Hey Konferansı''nda da önerildikten sonra, 10 Mayıs 1912''de toplanan 9. Washington Salib-i Ahmer Konferansı''nda resmen bütün devletler tarafından onaylandı.
İlk başlarda gönüllü olarak çalışan hemşirelerle giderilmeye çalışılan açık, müdahale edilen olaylar sonrası kazanılan tecrübelerle daha profesyonel bir kadroya geçme arzusunu getirdi. Bu çerçevede gönüllü olarak hizmet veren kadınların verdiği emeğin hem boşa gitmemesi hem de eğitimli ve disiplinli olarak çalışmalarına imkân tanımak için hemşirelik okulları açıldı.
1910 yılında Türk kadınını toplum içinde aktif bir konuma getirebilmek, bir yandan da kadın-erkek bütün toplumun desteğini kazanabilmek amacıyla Hilal-i Ahmer Cemiyeti Kadınlar Merkezi kurulması girişimleri başladı. Bu merkez gönüllü olarak faaliyetlere katılan kadınların daha organize olarak çalışmalarını sağladı.
Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti savaş başladığı sırada yeniden yapılanma çalışmalarına devam etti. Mağdurlara yardım ulaştıracak yeterli kapasiteye sahip olmamasına rağmen kısa sürede eksiklerini tamamlayarak, dönemin zorluklarını aştı. Trablusgarp''ta savaşan askerlere ve mağdur olan halka gereken yardımı ulaştırdı. İstanbul maliyesinden borçlanarak, ayrıca yardım çağrısı üzerine İmparatorluğun çeşitli yöreleri başta gelmek üzere Mısır''dan, Hindistan''dan, Bosna''dan, Güney Afrika Müslümanları''ndan akmaya başlayan bağışlarla da duruma el uzatabilecek konuma geldi.
Trablusgarp savaşı süregelirken imparatorluğun Balkan eyaletleri de kaynamaktaydı. Ülkenin heterojen yapısından kaynaklanan ancak yüzyıllarca gizli kalmış hoşnutsuzluklar, daha III. Selim devrinde 1804''te başlayan Sırp ayaklanmaları ile açığa çıktı. Cemiyet, ekim ayının ilk iki haftası içinde 8 askeri hastane kurabildi. Kurulan hastanelerde çalışan Hilal-i Ahmer''in sağlık ekipleri, on binlerce hasta ve yaralıya yorulmaksızın hizmet verdiler.
Kurtuluş Savaşı''nda da kazandığı tecrübelerden yola çıkarak merkezle şubeler arasındaki iletişimin kopmasına rağmen üstün başarılara imza atan dernek, saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet''in kuruluşu ile birlikte 1923''te ''Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti'', 1935''te Türkiye Kızılay Cemiyeti'', 1947''de ise ''Türkiye Kızılay Derneği'' olarak son ismine kavuşmuştu. Kuruluşa ''Kızılay'' adını Atatürk verdi.
Toplumsal dayanışmayı sağlamak, sosyal refahın gelişmesine katkıda bulunmak, yoksul ve muhtaç insanlara barınma, beslenme ve sağlık yardımı ulaştırmak gibi önemli görevler üstlenen ve birçok konuda da öncü olan Türk Kızılayı; kan, afet müdahale, sağlık, sosyal yardım, gençlik ve eğitim alanlarında da çeşitli hizmetleri aralıksız sürdürüyor.
Birinci Dünya Savaşı''nın etkileri ülke sınırlarında hissedilmeye başlamadan önce Hilal-i Ahmer, Sıhhiye-i Askeriye ile lekeli humma ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla mücadele için ortaklaşa faaliyet göstermekteydi. Başka ülkelerde esir tutulan Türklere gerekli yardımların gönderilmesi ve durumlarının iyileştirilmesi yolunda gereken faaliyetlerin hemen hepsini gerçekleştirmeye çalışan Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Osmanlı''nın elindeki yabancı esirler için de yardımlarda bulunuyordu. Esir garnizonları düzenli olarak teftiş edilir, eksikler belirlenerek gerekli önlemler alınırdı. Kasım 1915''te yabancı esirlere mektup, para, kitap ve paket servisi konusunda Hilal-i Ahmer görevlendirildi. 1915-1918 tarihleri arası, Amerika ve Felemenk Sefaretleri tarafından Anadolu''da bulunan esirlere gönderilen toplam 8 bin 765 balya eşya ve gıda maddesi Cemiyet aracılığıyla sahiplerine teslim edildi.






