
Amerikan yapımı politik gerilim dizisi Homeland'a beşinci sezon Türk oyuncu Erol Afşin 'Cihatçı Utku' karakteriyle dahil oldu. Afşin, dizideki karakterle ilgili eleştirilere "Bu yönetmenlerin suçu. Ama kendi filmimi çekme şansını yakalayınca bu algıyı yıkacağım " diye cevap veriyor.
Hatırlayacaksınız, CIA ajanlarının maceralarını anlatan Amerikan dizisi “Homeland” geçtiğimiz ay üç Arap graffiti sanatçısının kurbanı olmuştu. Homeland dizisinin Berlin'deki setine Arapça duvar yazıları yazmaları içi tutulan sanatçılar dizinin Arap ve Müslümanları kötü göstermesi gerekçesiyle sete diziyi eleştiren “Homeland yalancı”, “Biz kendimizi savunmadığımız için eşekle yola çıkanlar bile bizi geçti” gibi sloganlar yazmışlar ve bu haklı tepkileri de oldukça ses getirmişti.Dizide her müslümanın potansiyel tehlike olarak gösterilmesinden duyulan rahatsızlıktan yola çıkarak biz de aynı dizide “Cihatçı Utku' karakterini oynayan Erol Afşin'ı bulduk. Afşin, dünyada büyük ilgi gören Amerikan yapımı politik gerilim dizisi Holemand'a beşinci sezonda oyuncu kadrosuyla katıldı. Afşin'le hem kendi hikayesini hem de Avrupa ve Amerika'da dizilerdeki 'kötü Müslüman' karakterini konuştuk.
Benim oynadığım rol evet sıkıntılı. Ama dizinin geneline bakıldığı zaman bir kaç cihatçı var. Ve bunlar İslamı lekeleyen karakterler. Öbür taraftan buna karşı çıkan aynı dine inanan İslam mensuplarıda var. Bu yüzden çok fazla bunu problem olarak görmedim. Ve ben oyuncuyum oynarım. Kendimi geliştirmek için her rölü üstlenebilirim. Bu benim oynadığım rolü kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Bunun tersi bir şey olsa Müslümanlık bu değil gerçek müslümanlığı anlatmak için camii hocası olacaksın deseler onu da oynarım. Mesleğim bu benim sonuçta. Bir genelleme yapılmadığı sürece neden oynamayayım. Sadece müslümanları cihatçı olarak gösterselerdi karşısında durur ve kabul etmezdim. CIA'yin kendi içindeki pislikleri görüyoruz. Diğer istihbarat birimleriyle çevirdikleri dolapları izliyoruz. Tek taraflı değil yani. Dizinin başarılı olmasının sebebi salt doğru değil ama doğruya yakın şeyleri yapıyor olması.
Bu algıyı bizler değil yönetmen, senarist ve yapımcılarla alakalı. Eğitim ile alakalı. İnşallah ben kendi filmimi çekersem o zaman benim neye yalnış neye doğru dediğim orataya çıkar. Şuan kendi fimimi çekme şansım yok. Ama bu şansı yakaladığım zaman o algıyı yıkacağım. Oyuncular kendilerine verilen rolü yaparlar. Bu rolleri ben kabul etmeyeyim, o kabul etmesin başka illa ki oynar. O yüzden oyuncu değil senaristin bu ayrımın farkında olması lazım.
Valla açıkcası dizinin beşinci sezon için Berlin'de cekildiğini biliyorduk. Ama hiç aklımın ucundan bile geçmemişti.Sonra bir gün telefon geldi, deneme çekimi istiyorlardı Metni istedim geldi. Ezberledim, telefonum ile çekip gönderdim. Aramıyorlarsa bu iş bitmiştir diye düşünürken aradılar. Dizinin ne zaman başlayacağını merak ederken sezona dahil oldum. Okulu yeni bitirmiş biri için çok şey oğrendiğimin farkına vardım.
Almanya'da bir süre zarfında uzun sakallı gezdim. İnsanların ters ters bakarlardı. Bir gün trende giderken insanların bakışları oyuncu olduğumu öğrendikten sonra yumuşadı. 'O yüzden sakallısın' demeye başlıyorlar. Sakallı ve Müslümansan yalnış anlaşılabileceğinin sadece kendi düşüncem. Ben böyle bakışlara mağruz kaldım. Ama beni keşfeden veren ve geliştiren kişiler Müslüman ve sakallı olmama aldırış etmediler. Bu algılar iyi bir eğitim ile yok olur sadece.
Ben Adanalıyım. Orada doğdum. Lise eğitimimi bitirine kadar orada yaşadım. Sinemada izlediğim ilk film Eşkıya. O zaman cok etkilenmiştim. İstanbul'a üniversiteye geldikten sonra uğraşmaya başladım oyunculukla. Dilimi geliştirip iyi bir oyuncu olmak için Almanya'ya gittim. Beni keşfeden Johannes Klaus ile tanıştım. Tanışma hikayem enteresandır. Konservatuar sınavına hazırlanmıştım. Sınava girdiğimde jüri uyelerinden biri Johannes'tı. Dil yetersizliğinden dolayı bi sonraki tura kalamayacağımı söylemişlerdi. Bir gün sonra evdeyken bi telefon geldi. Johannes benimle görüşmek istedi. Buluştuk. O ara bir Tiyatro oyununu yöneticekti. Asistanı olmamı istedi. Ben de hemen kabul ettim. Johannes yıllarca oyunlarda oynamış, yönetmiş ve önemli tiyatrolarda genel sanat yönetmenliği yapmış. Bu benim için harika deneyimdi. Hem dilimi geliştiriyor, hem de işin mutfağındaydım. Daha sonra Berlin'de bir tiyatrodan teklifi aldım. Johannes'ın da izni ile o oyunda ''Verrucktes Blut' (Deli Kan) oynadım. O da cok başarılı bir oyun oldu. Birçok festivalde oynadık. Yönetmenimiz Nurkan Erpulat yılın yönetmeni, oyunda yılın oyunu olmak üzere bir çok ödül aldık. Her şey Johannes'ın desteğiyle oldu. Kendisi benim manevi babam ve her şeyimin takibini yapıyor.
Bir grup genç olarak savaşı konu edindikleri oyunlarını oynamak için Almanya'dan Filistin'e gittik. Savaşın olumsuzluklarını oradaki insanlara oyunla gösterecektik. Havadan bakıyorduk oyunumuza. Ama orada yaşananları görünce çok tuhaf olduk. Filistinlilerin hergün bizim oyunun gerçeğini yaşıyorlar. Savaş ortamında insanların hala umutlu olması beni etkiledi. Bizim tiyatro yapma amacımız ile onların tiyatro yapma amacı arasında büyük farklar var. Onlar tiyatroyu insanları o günkü durumdan biraz daha uzaklaştırmak için yaparken biz eğlenmek amacıyla yapıyoruz. Onlar tiyatroyu araç olarak kullanıp toplumu değiştirmeyi çalışıyorlar, biz Avrupa'da bunu sanat için yapıyoruz. Benim senaryomunda yüzde 80'ni kendi yaşadıklarım üzerine.
Bahsettiğim Johannes Filistin'deki Batı Şeria'daki Oyunculuk okulunun kuruluşunda yer aldı. Drama Academy/Ramallah bizim okulun kardeş okulu olduğunundan her sene bizim okuldan bir sınıf, Filistin'deki paralel sınıfı ile bir oyun yapıyor. Biz oraya gidip orada oynuyorduk, onlarda Almanya'ya gelip Almanya'da oynuyorlardı. Bir tür değişim programı. Normalde her sınıf bir defa gidiyor. Ama ben iki defa gitme şansını elde ettim. Johannes faktörü sayesinde tabiki. En son 2014 Kasım ayında birinci dünya savaşı üzerine bir oyun yaptık. Ramallah, Jenin ve Betlehem de oynadık. En son Johannes ile görüştüğümde bu değişim projenin devamı için 3 yıllık finansman sağlandığını söyledi. Yani üç yıl daha devam edecek. Sonra ne olur bilmiyoruz henüz. Tahminimce Şubat ayında Johannes ile beraber bu sefer oradaki oyunculuk bölümü öğrencileri üzerine bir belgesel yapmak için bölgeye gideceğiz. Ama daha tam net değil. Ben yazdığım senaryoyu birgün çekmek isterim tabiiki. Hala üzerinde çalışıyorum. Ki zaten bir gün öyle bir şansım olursa Filistin'li ve Alman oyuncularım hazır. Bakalım kısmet.








