Türkiye'ye ulaşan ilk kokulu, nam-ı diğer 4D film Çılgın Çocuklar bu hafta sinema salonlarında gösterilmeye başlandı. Seyirciye dağıtılan kartlar yoluyla sinemaya koku boyutunu da dâhil etmeye çalışan filmin amacına başarıyla ulaştığını söylemek şimdilik mümkün değil.
Sinemada 3D'nin yaygınlaşmaya başlamasının üzerinden çok geçmeden sinemaya koku boyutu katacak olan 4D filmlerin geldiğini duymak merak uyandırıcıydı. Ama işin uygulama tekniğini öğrenince çok büyük bir beklenti içine girmemek gerektiğini anladım. Şöyle ki, koku seyirciye dağıtılacak kartlar yoluyla sağlanacaktı. Uygulamanın detaylarını filmin başında yapılan açıklama ile öğrendik. Uygulama şu şekilde yapılıyor: Seyirciye dağıtılan kazı kokla kartlarında birden sekize kadar rakamlar yazılı. Film sırasında görüntüde bazı rakamlar beliriyor ve seyirci karttaki o rakama parmağını sürterek kokuyu almaya çalışıyor. Peki, eldeki sonuç nasıl?
Her şeyden önce kart ve seyirci performansıyla sinemaya koku boyutunu katmanın '4D' şeklinde bir tanımlamayı hak ettiğini düşünmüyorum. Sanki film seyretmiyor da oyun oynuyoruz. Gösterim sırasında havalandırma yoluyla salona yayılacak bir aroma, kokuyu filmin bir parçası gibi algılamamızı sağlayabilir ama kartlar yoluyla yapılan bir uygulama tek film için katlanılacak bir deneyim gibi duruyor. O bakımdan, test etmek için insanların çok da sahiciliğe bakmadığı çocuklara yönelik hazırlanmış bilimkurgu türünde bir film seçilmesi oldukça isabetli bir tercih olmuş. Kokunun kullanıldığı yerler ve seçilen kokular da üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu. Filmin sekiz yerinde kokuya yer veriliyor. Ama sahnede koku kullanılması çok gerekli mi derseniz, değil. Kokular genellikle yerli yersiz, anlatıma bir şey katmayacak şekilde kullanılmış. Yalnızca filmin bir yerinde, içeride saklanan kişinin varlığının kokudan anlaşılması şeklinde konuyla paralel bir koku anlatıma katkı sağlamış. Seçilen kokuların (affedersiniz) bebek bezi, kusmuk gibi nahoş tercihler olmasını da bence filmin eksiler hanesine yazmak gerekiyor. Aile hikâyesi anlatan bir filmde evde pişen hoş bir yemek kokusu ya da çiçek, sabun kokusu gibi alternatiflere yer verilemez miydi? Zaten filmin bir sahnesinde aynı anda üç kokunun verilmesi konunun ne kadar geçiştirme olduğunu tek kareyle özetliyor. Buraya kadar kokuların içeriğini eleştirdik ama bu kokuların kaçını hissettiniz derseniz, sekiz seçenekten sadece iki koku alabildik. Onlar da gerçek hayattan tanıdığımız kokulara pek benzemiyor. Tamamen kimyasal karakterli kokular. Yani şu haliyle kokunun sinemaya katacağı pek bir şey var gibi durmuyor.
Efektler ve animasyonlarla başlayan sinemada arayış çabaları 3D, 4D şeklinde tekniklerle farklı mecralara taşınmaya çalışılıyor. Ancak 3D ve şimdilik tek örneğini gördüğümüz 4D sinemaya için akılalmaz bir yenilik değil. Bu tip çabaların Hollywood yöresinden gelişi, içeriğini zenginleştiremeyen bir ekolün şekilde değişme çırpınışları. Yanlış anlaşılmasın, 3D ya da 4D gereksizdir, kötüdür demiyorum. Yalnızca bu formatların sinemaya getirdiği yenilik şimdilik şekilsel düzeyde kalıyor. İçerik ve formatın paralel kullanılacağı filmler hiç şüphesiz sinema sanatı için önemli bir zenginlik olacaktır.
Filmin kokusuna dalıp, bahsetmeyi unutuyorduk neredeyse. Çılgın Çocuklar serisinin dördüncü filmi Ajan olduğunu ailesinden gizleyen Marissa'nın elinde olmadan üvey çocuklarının da göreve dâhil olmasını konu alıyor. Basit ve karikatürize anlatımıyla çılgın çocuklar daha çok 14 yaş altı çocuklara hitap ediyor. Aile ve zamana dair önermeleriyle olumlu mesajlar içeren film ailece seyredilebilir. Ancak casus çocuklara özenen çocukların evde deneyeceği aksiyon denemelerine hazırlıklı olmakta yarar var.
Aromalı kartlar fikrinin kökeni, 1981 yılına kadar uzanıyor. John Waters'ın "Polyester" adlı filmi "Odorama" adı verilen bir formatta gösterilmiş "kazı ve kokla" kartları dağıtılmıştı. 2003 yılında gösterilen çizgi film "Rugrats Go Wild"da da benzer kartlardan kullanılmıştı.






