Şahitlerin dilinden Mavi Marmara

Nuriye Çakmak
00:001/06/2014, Pazar
G: 7/09/2015, Pazartesi
Yeni Şafak

İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi'nin organize ettiği Gazze'ye insani yardım taşıyan filoya, İsrail'den 70-80 mil açıktaki uluslararası sularda yapılan saldırının üzerinden 4 yıl geçti. Yıl dönümüne bir hafta kala saldırı gününden beri komada olan Uğur Süleymen Söylemez'in vefat etmesiyle şehit sayısı 10'a çıktı. Geminin doktoru yaşanan vahşete dikkat çekerken, şehit yakınları gurur ve hüznü birlikte yaşıyor.

32 farklı ülkeden 663 yolcunun bulunduğu Gazze Özgürlük Filosu'nda, Almanya, İsveç, Kuveyt parlamentosundan milletvekillerinin yanı sıra Holokost'tan sağ kurtulan kişilerden Hedy Epstein, Nobel Barış Ödülü sahibi Mairead Corrigan ve İsrail parlementosu milletvekili Hanin Zuabi de bulunuyordu. Yıllardır abluka altında açık hava hapishanesine dönen Gazze'ye, gıda maddeleri, giyecekler ve tekstil ürünlerinin yanı sıra ilaçlar, ultrason cihazları, sedyeler, hemodiyaliz, tomografi makinaları gibi pek çok tıbbi gereç götüren yardım gönüllülerinin yanı sıra yolcular arasında 30 farklı ülkeden basın mensubu da bulunuyordu.



Mavi Marmara'ya çıkan İsrailli komandoların, helikopterlerden indirilen özel timlerin, tam donanımlı savaş gemilerinin, Zodyak botlarıyla gemiyi saran yüzlerce İsrail askerinin gerçekleştirdiği saldırıda 9 insani yardım gönüllüsü öldürülmüş, 52'si ağır olmak üzere 156 yardım gönüllüsü yaralanmış, yolcular hiçbir yasal dayanak olmaksızın hapsedilmiş, yaralılara kelepçe takılmış, gözaltındakilere kötü muamelede bulunulmuş, tüm şahsi eşyalara el konulmuş ve teknolojik cihazlar kullanılamaz hale getirilmişti.



BM Raporu ve Özür

BM İnsan Hakları Konseyi olaydan 4 ay sonra yayınladığı kapsamlı raporunda İsrail ordusunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirmiş, İsrail askerlerinin yardım filosuna verdiği askeri karşılığın orantısız ve gaddarlık düzeyinde olduğu belirtmişti. Raporda, İsrail askerlerinin taammüden adam öldürme, insanlık dışı muamele veya işkence, kasti acı çektirme ve sağlıkta ciddi hasara sebep olma, keyfî tutuklama ve gözaltı, ifade hürriyetinin kısıtlanması, malların gasp edilmesi gibi ağır suçları işlediği, insan hakları ve uluslararası hukukun ihlal edildiği tespit edilmişti.



Saldırının üzerinden üç yıl geçtikten sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak Gazze filosu saldırısı sırasında meydana gelen can kayıpları nedeniyle resmi özür dilemiş, ilişkilerin normalleşmesi için şart koşulan tazminat ödemelerini de kabul ettiğini açıklamıştı.


Özrü ve tazminatı kabul etmediklerini, en önemli şartın Gazze'ye uygulanan haksız ambargonun kalkması olduğunu ilan eden katılımcılar, şehit yakınları ve İHH yetkilileri, haklarını mahkeme yoluyla aramaya yoluna gitti ve büyük bir başarıya imza attı. Geçtiğimiz günlerde yapılan ve 37 ülkeden yolcu ve şehit yakınları dahil 490 kişinin "müşteki-mağdur" olarak yer aldığı Mavi Marmara Davası'nın 6'ıncı duruşmasında davanın sanıkları dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Gabiel Ashkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Maron, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishay Levi ve İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin hakkında kırmızı bültenle aranması ve görüldükleri yerde tutuklanmaları kararı çıktı.



Dünyada büyük yankı uyandıran bu karar, her yıl Mavi Marmara'nın yıl dönümlerinde gerçekleştirilen anma programlarının bu yıl daha farklı bir atmosferde gerçekleşmesini sağlayacağa benziyor. Saldırının dördüncü yılında Mavi Marmara'da bulunan katılımcılardan olan ve saldırıda eşini kaybeden Çiğdem Topçuoğlu, Mavi Marmara'da görevli doktor Mevlüt Yurtseven ve saldırıda babası İbrahim Bilgen kaybeden İsmail Bilgen ile Filistin, Gazze, filo ve dört yıllık süreç üzerine konuştuk.



“Mavi Marmara'da savaş cerrahisiyle yüz yüze kaldık"

Mavi Marmara gemisinde doktor olarak görev yapan anestezi uzmanı Mevlüt Yurtseven, uzun yıllardır İHH gönüllüsü. Kara konvoyuna katılmak istediği halde katılmamış ve Mavi Marmara projesi gündeme geldiği anda ilk kayıt yaptıranlardan olmuş. Geminin sağlıkla ilgili hazırlıklarıyla da yakından ilgilenmiş. 2 doktor, 1 sağlık memuru, 1 sağlık teknisyeninden oluşan bir sağlık ekibi kurulmuş. Geminin bir odası sağlık kabini olarak ayrılmış. Daha sonra gemi yolcularından sağlıkçılar da gönüllü olarak bu ekibe katılmışlar. “Bizim bütün hazırlığımız, gemi yolculuğu sırasındaki olası yolculuk aksaklıkları içindi" diyor Mevlüt bey. “Rutin bir gemi yolculuğunda bir geminde ne bulunması gerekiyorsa o vardı yanımızda, bulantı ilaçları, mide bağırsak ilaçları, basit ağrı kesiciler, antibiyotikler.. Biri yolculuk sırasında düşüp yaralanabilir diye ufak cerrahi setlerimiz vardı ve bütün planımız bunun üzerineydi."



“Yerlerdeki kan göllerine basıyorduk"

“Akdeniz'de süren güzel bir gemi yolculuğuydu, çok özel bir ortam vardı, Bülent Yıldırım İsrail'in tehditlerinden ve olası tepkilerinden bahsetmişti ama hiç kimse bu denli korkunç bir saldırı beklemiyordu" diyerek şaşkınlığını belirten Mevlüt Yurtseven'e göre, Mavi Marmara gemisi Antalya limanından Gazze'ye doğru yola çıktığı an aslında görevini ifa etmişti. “Yükümüz insani yardımdı ama Mavi Marmara'nın misyonu sadece bir yardım gemisi olmaktan ibaret değildi" diyor Yurtseven.


Mavi Marmara saldırısı için, "Gemiye çıkabilirler, bizi tutuklayabilirler, operasyon düzenleyebilirler diye düşünüyorduk ancak bu kadar kanlı bir müdahale asla beklemiyorduk. Gerçi İsrail için her şey mümkündür ama bu kadar aptalca davranacaklarını tahmin etmemiştik. Saldırı gecesi, basit yaralanmalar için hazırladığımız ekipmanlarla savaş cerrahisi yaşadık. Savaş cerrahisi en donanımlı cerrahların, ekiplerin, en uygun malzemelerin bulunduğu anlarda dahi en zor alandır" sözleriyle yaşadıklarını aktaran Doktor Yurtseven, her şeyin yarım saat 40 dakika içinde olup bittiğini belirtiyor. “Sadece bizim bulunduğumuz alanda 4 şehit, 50 yaralı vardı. Kabine getirilen arkadaşlarımızdan iki tanesi geldikleri anda vefat etmişlerdi zaten. Öyle bir kıyamet ortamı yaşandı ki, yaralılar ve şehitlerin yattığı yerlerde kan gölleri oluşmuştu, ayaklarımız kanlara batıp çıkıyordu."



Doktora kelepçe

Gemide görevli iki doktordan biri olan Dr Mevlüt Yurtseven saldırı gecesini ise şöyle özetliyor;


"Hiçbir askeri tecrübesi olmayan, hiçbir silah ya da saldırı aletine sahip olmayan savunmasız yardım gönüllülerine dünyanın en operasyonel ordusu olduğunu söyleyen, en donanımlı ordularından biri saldırdı. Öldürmek zorunda değillerdi ama öldürmek amaçlı saldırdılar. 40 dakikada 10 kişiyi öldürüp en az 50 kişiyi yaraladılar, eğer biraz daha vakitleri olsa herkesi de öldürebilirlerdi. Bundan asla çekinmezlerdi. Dünyanın en kanlı ordularından birinden bahsediyoruz. İsrail kurulduğundan beri bölgede ortalama üç insan ölüyor. Asker sivil ayrımı yapmadığını da biliyoruz. Yaralılarımıza da öldürmek için ateş etmişlerdi ama onlar şanslıydı. Daha çok kayıp olmaması için beyaz bayrak çekildikten sonra askerler içeri doldu ve ağır yaralılara asla müdahale etmediler. Ufak yararlıları tahliye ederken onları bilerek beklettiler. Bizim de müdahale etmemize izin vermediler. Hiçbir tıbbi önlem almadan taşıdılar yararlıları. Sedye bile yoktu. Ben bir doktor olarak en azından sedye ile taşımalarını, sert davranmamalarını talep ettiğimde askerler tepki gösterdi ve bana da kelepçe taktı. Biz o gemiye kendi rızamızla bindik ve duyduğumuz yardım çağrısından sonra sorumluluğumuzun başladığını bildiğimiz için bu şuurla hareket ettik. Tarihe şahit olduk hatta bana göre tarih yazdık."


Mevlüt Yurtseven, “Her şey Mavi Marmara'dan önce ve Mavi Marmara'dan sonra şeklinde ikiye ayrılıyor bundan böyle" diyor.



Yıllarca değişmeyen dua, şehadet ve Filistin


Gemi yolcularından şehit İbrahim Bilgen'in oğlu İsmail Bilgen de saldırının şokunu hala yaşıyor. Herkes gibi Bilgen ailesi de böyle bir saldırıya ihtimal bile vermemiş. Elektrik mühendisi olan İbrahim Bilgen, başlı başına bir hayır kurumu gibi hizmet etmiş yıllarca. Durumu olmayanlardan, hizmet kurumlardan para almadan yapmış teknik işlerini. Ayrıca İHH Siirt gönüllüsü olarak faaliyetlere katılmış. Babasının Filistin davasına uzun yıllardan beri gönül verdiğinin altını çizen İsmail Bilgen, babasının en büyük dualarından birinin şehit olmak, diğerinin Filistin'e gitmek olduğunu belirtiyor.


Şehit İbrahim Bilgen'in Mavi Marmara'ya katılım süreci de hayli ilginç. Gazze'ye düzenlenen 'Filistin'e Yola Çık' kara konvoyuna katılamadığı için çok üzülmüş ve Mavi Marmara'ya hemen başvurmuş Bilgen. Ancak her şehre ayrılan sınırlı bir kontenjan olduğundan Siirt şehrinin başvurularının dolduğunu söylemişler ona. Bütün başvuruları tek tek incelemiş ve bir kişinin Siirt'ten olmadığı halde buradan başvurduğunu belirlemiş. O kişinin kaydını başka bir şehre kaydırıp uzun uğraşlar sonucu kendisini Siirt'ten Mavi Marmara'ya kaydettirmiş.



Şehit İbrahim Bilgen'in Mavi Marmara telaşı

İsmail Bilgen, babasının hayatı boyunca katıldığı tüm yolculuklara yolculuğa kısa bir süre kala küçük bir çanta alarak yani önceden pek hazırlanmaksızın çıktığı halde Mavi Marmara öncesi elindeki bütün işlerin bitip yola öyle çıkmak için büyük çaba sarf ettiğini söylüyor. Günler öncesinden Gazze'ye götüreceklerini hazırlamaya başlamış ve en önemlisi herkesle helalleşmiş.


Babasının helalleştiği kişilerden biri de oğlu İsmail bilgen olmuş. Eğitimi için İstanbul'da bulunan oğluyla görüntülü olarak görüşen İbrahim Bilgen, bakarsın şehit oluruz, dönemeyebiliriz diyerek veda etmiş. Ve bu baba oğulun son görüşmesi olmuş.



Katılımcılar 30 Mayıs gecesi kanlı bir saldırı yaşarken onların yakınları da çok zor saatler geçirdiler. Canlı yayın devam ederken başlayan tacizler, karartmalar sırasında kameralarda babasını görmek için televizyon başında beklemiş İsmail Bilgen. Sabah namazında ise gemiye saldıran askerleri görmüş. Sonrası ise tam bir belirsizlik. Görüntü gittikten sonra hiçbir şekilde haber almak mümkün olmamış. Şehit haberleri geldiğinde, “babam ya şehittir ya gazi ama üçüncüsü değildir" demiş İsmail Bilgen. “Herkesin sevdiği, hatta görüşlerine katılmayanların bile büyük saygı duyduğu bir insandı ama bir haksızlık gördüğünde çok celallenirdi asla tepkisiz kalmadı. Eğer askerler sivillere böyle bir saldırı gerçekleştirdiyse babam kesinlikle köşesine çekilmemiştir dedim, dediğim gibi de olmuş."



Şehit haberlerini alınca hemen İHH'ya koşan katılımcıların aileleri, yaşanan kaostan ötürü Dışişleri dahil hiçbir kaynaktan cevap alamamışlar iki gün boyunca. “Tüm gelişmeleri basından, herkesle birlikte öğrendik" diyor İsmail Bilgen. Cenazelerin Ankara'ya geleceği haberi üzerine Ankara'ya gitmişler. Dışişlerinin önünde beklerken televizyonda cenazelerin İstanbul'a indirileceği haberini görmüşler. Bilgi kirliliği, belirsizlik aileleri çok hırpalamış. “Bizim her şeyden en son haberimiz oluyordu" diyor sitemle.



Şehide karşılama

“Batman'dan Siirt'e uzanan yol boyunca yani nerdeyse 90 km konvoy vardı babamın cenazesinde, müthiş bir insan seli ve büyük bir muhabbet vardı. Ne olaydan önce, ne saldırı sırasında, ne babam şehit olduktan sonra bir an bile 'keşke' demedik, bunu aklımızın ucundan bile geçirmedik. Şehitlik çok büyük bir mertebe ve babamın gençliğinden beri en büyük arzusunun bu olduğunu biliyoruz. Babam henüz otuz yaşındayken kendisinden bir şey rica eden arkadaşlarına 'Şehit olmam için dua edersen yaparım' dermiş. Hacca giden bir yakınımız hakkını helal etmesini istediğinde, 'Kabe'yi ilk gördüğünde benim şehit olarak ölmem için dua edersen ben de hakkımı sana helal ederim' diye cevap vermiş. Babam bu duruşuyla bize örnek olduğu, bizi de bu şuurla yetiştirdiği için keşke gitmeseydi demek bir yana gurur duyuyoruz babamızla. Hatta ah keşke ben de orada olsaydım diyorum."



"Ayakkabılarım yırtılana kadar yeni ayakkabı yok"


Filo katılımcılarından olan Mavi Marmara yolcusu ve şehit Çetin Topçuoğlu'nun eşi Çiğdem Topçuoğlu, eşinin son dakikalarında yanındaydı ve saldırıyı tüm dehşetiyle bire bir yaşadı. Şehit Çetin Topçuoğlu, daha önce düzenlenen kara konvoyuyla Gazze'ye gidenlerden. “Çetin Gazze'den döndükten sonra bir daha hayatımız hiç eskisi gibi olmadı" diyor Çiğdem Topçuoğlu. “Daha geldiği ilk sabah oturup da kahvaltı edemedik, boğazımızdan lokma geçmedi. Gazze'de şahit olduğu yokluğu, acıları, mücadeleleri acı içinde anlattı" açıklamasında bulunan Çiğdem Topçuoğlu, hayatlarının o günden sonra alışveriş merkezlerinde geçmediğini ve sadece yaşamak için alışveriş yaptıklarını belirtiyor. “Oradaki insanların sıkıntılarına şahit olunca kendimiz müsrif bulduk. Ben ayakkabım eskiyip yırtılana kadar yeni ayakkabı almıyorum artık. Bu şuuru bize Gazze verdi" diyor.



"Kıyamet gibiydi"

“Mavi Marmara'ya katılmak için Adana'daki listeye ilk kayıt yaptıran bendim. Bundan da büyük memnuniyet duyuyorum" diyen Çiğdem hanım, İsrail'in tehditlerine hiç aldırış etmediğini söylüyor. Bu denli bir müdahaleyi asla beklemediğini belirten Çiğdem Topçuoğlu, o gece yaşananlar için ise 'kıyamet gibiydi' diyor.


“Saldırı başladı dedikleri an sabah namazımı bitirmiş selam veriyordum, hemen yukarı eşimin yanına fırladım. Göz gözü görmüyordu. Kurşun sesleri, ses bombaları, göz yaşartıcı gazlar.. Hemen akabinde yaralılar gelmeye başladı, eşim beni onlara yardımcı olmam konusunda teşvik ediyordu sürekli. Yararlılarla ilgilenmeye başladım, sporcu olduğum için ilk yardım eğitimim vardı. Ama bizim de yapacağımız hiçbir şey yoktu" cümleleriyle yaşanan dehşeti anlatan Topçuoğlu, dizden aşağısı paramparça olmuş bir yolcuya koltukların plastiğini çıkarıp mukavva yapmış ve parçalanan bacağı sabitlemiş. “Ağrı kesici bile yoktu elimizde. Yazmalarımızla, çarşaflarla pansuman yaptık."



Şehidin anısına şampiyonluk

Eşi şehit Çetin Topçuoğlu gibi profesyonel sporcu olan Çiğdem Topçuoğlu, eşinin hatırasını yaşatmak için Mavi Marmara saldırısından bir yıl sonra katıldığı Tekvando şampiyonasında Türkiye şampiyonu oldu ve milli takım seçmesini kazandı. Seçmeler için bulunduğu İzmir'de yaşadığı talihsiz bir trafik kazası nedeniyle ülkemizi temsilen katıldığı Avrupa şampiyonasında birinciliği 'kaçırdı' fakat dünya dördüncülüğünü ülkemize kazandırdı. “Müsabakalarda Çetin'in bana her daim söylediği sözleri duydum, sadece onun görüntüsünü görüyordum o kalabalıklara rağmen, onun bana gülümseyip başardın demesi hep gözümün önündeydi" diyor.


“Onun şehadeti bana hayatım boyunca değişmeyecek bir direniş ruhunu kattı, Allah sevgisini ve aynı zamanda korkusunu verdi. Onun şehit oluşunu izlerken imanımın tazelendiğini gördüm. Şehadetin ne kadar kutsal bir şey olduğunu gözlemledim. Çetin bana insanlık uğruna, Allah rızası için nasıl yaşanıp nasıl can verileceğini gösterdi."



"Filistinli bir kadından hiçbir farkım yok artık"

“Mavi Marmara'dan önce benim için Filistin yardım götürebileceğim, yetimlerini düşüneceğim mazlum bir yerdi ama şimdi Filistinli bir kadından hiçbir farkım yok" şeklinde konuşan Çiğdem Topçuoğlu, özrü ve tazminatı kabul etmediğini ve hiçbir aile, hiçbir katılımcının da kabul etmeyeceğini belirtiyor. “Ana şart abluka ve ambargonun kalkmasıydı. Bundan sonra özür dilenmesi gelebilir. Ve tazminat cezai müeyyideden dolayı ödenirse bir değeri var. Lütuf değildir ödenen tazminat, şehitlerin kanları satılık değil. Özür dilendiğini söyleniyor ama kimse benden özür dilemedi. Devletler bazında dilendiyse bu hükümet ve ülkem adına bir başarıdır ama ben şahıs olarak özrü kabul etmiyorum."


#Mavi Marmara
#Dr Mevlüt Yurtseven
#İsmail Bilgen
#Çiğdem Topçuoğlu