Lambanın yitik saltanatı

Havva Setenay İlhan
00:0012/02/2001, Pazartesi
G: 6/01/2014, Pazartesi
Yeni Şafak
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Lambanın yitik saltanatı
Lambanın yitik saltanatı

Gaz lambası da lambanın titrek ışığında yapılan sohbetler de hayatımızdan çekileli epey oldu. Geriye 'Lamba da şişesiz yanmaz mı? Gülüm sana yâr bulunmaz mı? türküsüyle o günlerin sıcak hatıraları kaldı.

Gaz yağı ve evleri ışıtan titrek alevli gaz lambaları bir dönem hayatımızın olmazsa olmazları arasındaydı. İki ayda bir yayınlanan Ekopol Dergisi'nin bu sayısında Nusret Özcan, 'Gaz Yağı Saltanatına Nostaljik Bir Bakış' adlı yazısında, Türkiye'nin kalkınma serüvenini en iyi anlatan nesnelerden birisi olan gaz lambalarını ele alıyor. "Gaz yağı hakimiyeti dendiğinde, o günleri yaşamayanlar için bu pek bir şey ifade etmiyebilir ama bugünün birçok münevveri, öğretmeni, yazar-çizeri, sanatkârı o gaz yağına ne çok şey borçludur... Sadece onlar mı? Hayır! Bulunmamasına rağmen, kokusuna rağmen, durmadan zamlanmasına rağmen, hatta bir ara karneye bağlanmasına rağmen aslında bütün Türkiye gaz yağına ne çok şey borçludur. Onunla aydınlanılır, onunla ısınılır, onunla yemek pişirilir ve garip ama onunla ilaçlanılırdı. Velhasıl hayatımıza iyiden iyiye işlemiş bir şeydi gaz yağı" sözleriyle gaz lambalı günlere özlem duyduğunu belirten Özcan, ilk defa Osmanlı döneminde aydınlatma aracı olarak kullanılmaya başlayan gaz lambalarının bir dönemin sosyal yaşantısıyla nasıl bütünleştiğini anlatıyor.

Gaz lambaları, halkın duygularını en iyi şekilde dışa vurduğu manilerde, türkülerde sık sık adından ve işlevlerinden bahsettirirken, kahvahanelerde, kına gecelerinde, mevlitlerde, evlerde insanları birbirine kavuşturarak sosyal bütünleşmeyi sağlıyordu bir zamanlar. 'Lamba da şişesiz yanmaz mı? / Gülüm sana yâr bulunmaz mı?' türküsü, 'Mini mini bir kuyu/ Kuyunun içinde suyu / Suyun içinde bir yılan / Yılanın ağzında mercan' bilmecesi, gaz lambalarının hükmünü sürdüğü günlerden geriye kalanlar arasında yer alıyor bugün. Maalesef eskinin o görkemli, zarif ve naif bir kadın gibi cazibeli gaz lambalarından pek fazla bir şey kalmadı geriye. Geçmişte varlık gösteren birçok nesne gibi gaz lambaları da da yenildi teknolojik imparatorluğun gücü karşısında.

Elektrik gelince...

Zengin evlerinde daha gösterişlisi ve görkemli gaz lambaları kullanılırken, gelir düzeyi düşük ailelerin evlerinde daha özensiz lambalar kullanılırdı. Gaz lambaları bir yönüyle sosyal sınıfların alemet-i farikası özelliğindeydi. Yazısında, gaz kuyruklarında geçen saatleri, gaz lambalarının ışıklarını örseleyen karartma gecelerini, ilaç ve temizlik niyetine kullanılan gaz yağının başka pozitif yararları olabileceği gibi zehirlenmelere ve yangınlara yol açan olumsuz yönlerini, kandil geceleri akşam ezanından sonra toplanan çocukların, ellerindeki gaz yağı koyulmuş şişelerin ucundaki çaputu yakarak bir yandan 'Yağ parası / Mum parası' tekerlemesini söylerken bir yandan da kapı kapı dolaşıp kandil bahşişlerini istemesini keyifle ve biraz da eskiye duyulan özlemle anlatan Özcan, sevgi ve dayanışmanın henüz yürürlükte olduğu günlere götürüyor bizleri.

Yere çaldık 'kurtulduk' diye

Elektrik geldi; gaz lambaları, elektrik gelen evde kendi yerlerinde, sezsizce durdular bir süre. Çünkü elektrik kesildiğinde yine lâmba yetişiyordu imdadımıza. Oysa bazı evler, elektrik geldiği gün onları yere çalıp kırmıştı 'artık kurtulduk' diye.