
“Bazen öylesine dilimden dökülüveren sözler” dedi yanındakine dönerek, “içimde var olduklarını hiç bilmediğim düşünceleri derin uykularından uyandırıyor”
İnsanın gizemlerle dolu bir dünyası olduğuna şüphe yok. O dünyanın ufku, uzayda döneduran şu mavi kürenin fiziki varlığından çok daha ötelere uzanıyor. Bunu seziyoruz, hissediyoruz, hayal edebildiklerimizden ve düşünebildiklerimizden çıkarabiliyoruz. Düşüncelerimizle zihinlerimizde açtığımız her kapının bizi nasıl başka kapıların eşiğine götürdüğünü tecrübe edebiliyoruz. Nasıl gökyüzünde gözümüzün gördüğünden ötelere uzanan bir sonsuz uzay derinliği varsa, içimizde de öyle sonsuza uzanan bir anlam derinliği var belli ki. İnsan, kapasitesi dolayısıyla belli bir menzile, bir sınıra gelip dayanıyor, ötesine geçemiyor. Ancak gelip dayandığımız o sınırların kendi sınırlarımız olduğunun bilincindeyiz, hakikatte hiçbir şey orada bitmiyor, bunu biliyoruz. Gözümüz bir yere kadarını görme kudretine sahip, evet! Ama bu sonsuza doğru baktığımız gerçeğini değiştirmiyor. Bu önemli bir nokta... İnsan bir şeyleri anlamaya çalışırken nereye doğru bakmakta olduğunu hatırından çıkarmamalı. Yaşadığımız şu zamanda gerçeği gözümüzün gördüğü kadarıyla tarif etmekte, şekillendirmekte, sınırlandırmakta anlamsızca ısrar ediyoruz. İnsanlığın asırlardır devam eden zihinsel yolculuğuna esastan aykırı bir durum bu! Bu aykırılığın bir sonucu olarak kendimizi zihinsel anlamda dengede tutmakta sıkıntılar yaşamaya başladık. Tek kanatla uçmaya çalışan bir kuş gibi havada daireler çizip duruyor, bu kısır döngünün dışına çıkmaya güç yetiremiyoruz. İnsan gizemlerini yeniden keşfetmeli ve içinde kapılar açmaya devam etmelidir. Çünkü yaratılışı tek boyutlu bir hayatı yaşamaya müsait değildir.
“...bizler kelimelerle düşünüyor, öğretiyor ve yazıyoruz. Hafıza insan ruhunun rahmi olduğu gibi, ilham perileri de hafızanın kızlarıdır. Çocuklarda konuşmanın aniden gelişmesi, gerçekten de gizemlidir. Çünkü kelimeler ortaya çıkan bilincin temel işaret ve sembolleridir. Bunlar soyut semboller ve iletişim birimlerinden fazlasıdır; şeylerin değil, anlamların sembolleridir. Anlam daima içinde bir esinlenme unsuru taşır. Bu yüzden ‘doğrudan’ ve ‘sembolik’ anlam ayrımı sahte bir ayrımdır. Dil, hafıza ile birlikte vardır, birlikte gelişir ve birlikte yok olup gider” diye yazmış ‘Modern Çağın Sonu’ kitabında, John Lukacs.
Bütün eşyalar için ideal bir yerleşim düzeni belirlediğimizi ve ölçüp biçerek her şeyi evimizdeki en ideal yerine yerleştirdiğimizi düşünelim. Bu ideal düzen, uygulandığı daha ikinci evden itibaren bir tekrara, bir kopyalamaya, bir aynılaştırmaya dönüşecek ve ev dediğimiz şeyi yaşayan bir şey olmaktan çıkaracak, bir ezbere, o evde yaşanma ihtimali olan her şeyi de, diğer benzerleriyle birlikte bir otomasyona mecbur kılacaktır. Bu evi zihnimiz, içine milimetrik bir ideal düzenle yerleştirdiğimiz eşyaları da düşüncelerimiz olarak düşünelim şimdi de. İşte son yüzyılda kendimize yapmaya çalıştığımız ya da yapılmasına izin verdiğimiz şey aşağı yukarı budur.
“Gönlüme öyle bir ağırlık çöktü ki, hiçbir düşünce onu kaldıramıyor, hiçbir kanat çırpışı onu göklerin en üstün katına yükseltemiyor. Hareket etse bile, toprağı süpürerek ilerliyor, fırtına öncesinde rüzgar şiddetlendiğinde alçaktan uçan kuşların yaptığı gibi” diyor ‘Aforizmalar’ kitabında Soren Kierkegaard.
Bir de şunu düşünün; yürümeye mecali olup da yürüyecek yolu olmayan bir seyyah ne hisseder?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.