Aliyev’in Azerbaycan’da uygulamaya koyduğu başörtüsü yasağından başlayayım. Her ne kadar AK Partisi Sözcüsü Ömer Çelik konuyla ilgili olarak “Çok bozuluyoruz, haberiniz olsun” dese de bunları söylemesem olmayacak.
Tamam. Aliyev, arasının çok bozuk olduğu İran’ın ülkesindeki etkisini kırmak için ülkesinde başörtüsü yasağı ilan ediyor diyelim. İran’a nizam vermek için başörtüsünü yasaklamanın saçmalığı bir yana, bu yasağın sadece Azerbaycan’ın arasının çok iyi olduğu İsrail ile arasını biraz daha iyileştirmek anlamına geleceğini de görmek gerekmez mi? 28 Şubat zulmünü yaşamış insanların, dahası 28 Şubat zulmüne karşı çıkmış insanların gerekçesi, ajandası, arka planı ne olursa olsun “iki devlet tek millet” dediğimiz bir ülkede cari hale getirilen başörtüsü yasağına karşı çıkması normal değil mi?
Kusura bakılmasın ama manzara şöyle görünüyor: Aliyev, gerekçesi ne olursa olsun el kadar kızları, ömrünü eğitime adamaya kararlı öğretmenleri başörtüsü üzerinden mağdur ediyor. Biz de buna tepki gösteriyoruz. Yoksa ne Azeri Türk’ü kardeşlerimizle ilgili bakışımızda bir değişiklik var ne de Azerbaycan’a bakışımızda. Sadece İsrail ile ilişkilerini pek önemseyen ve belli ki bu ilişkiler üzerinden başörtüsü yasağı getiren Aliyev’e tepki gösteriyoruz.
Bu bir.
Kul Sadi Yüksel, görüşlerine ve yöntem önerilerine hemen hemen hiç katılmadığım Müslüman, muvahhid bir davetçi. Üstelik 70 yaşında. Arkasında bir kamyon polisle, kafasını bastırarak, ters kelepçeli şekilde gözaltına alınmasını ne gerektirdi, orasını bilemem. Ama o manzaranın çirkinliği epeyce netti. “Şeriatı bilmem ne yapayım” diyen Feyza Altun’a “kıyafetini değiştirip makyajını tazeleme vakti” veren polisimizin aynı hoşgörüyü Yüksel’den esirgemesi manzarası ne olursa olsun çok çirkin.
Kaldı ki Yüksel’in tutuklanıp salıverilmesi ile ilgili olarak basına servis edilen fotoğraflardan birinde hemen hepimizin evinde bulunma ihtimali olan Seyyid Kutup, Abdullah Azzam kitaplarının, köşedeki av bayiinden dakikalar içerisinde alabileceğimiz av tüfeklerinin ve bıçakların “suç unsuru” olarak gösterilmesi de oldukça çirkindi.
Bir daha söyleyeyim. Kul Sadi Yüksel hukuktan beri değil elbette. Üzerinde bir istifham varsa, hele sabit bir suçu varsa hukuk onun için de geçerli. Ama Yüksel’in gözaltına alınması esnasında servis edilen fotoğraf da, “suç unsuru” diye servis edilen fotoğraf da akıl alır gibi değil ve zannediyorum kendi içerisinde bazı mesajlar da içeriyor. En hafifinden söyleyeyim. FBSK’dan esirgenmeyen nezaketin 70 yaşında birinden esirgenmesi doğru mesaj değil.
Bu iki.
Ve Yahya Sinvar. Yüz akı şehidimiz. Fransa’da yaşayan İsrail yanlısı bir Cezayirli Siyonist ile yine batıda yaşayan İsrail yanlısı Mısırlı bir Siyonist, Yahya Sinvar’ı Tel Aviv’de bir restoranda yemek yerken gösteren yapay zekayla yapılmış bir fotoğraf servis ettiler.
Bu fotoğrafın servis edilmesi Hamas’ın 7 Ekim saldırısını İsrail’den aldığı talimatla yaptığına dair iğrenç, leş, aşağılık İsrail kampanyasının bir operasyonu idi. Bu fotoğraf ne yazık ki Akşam gazetesi yazarı Yusuf Alabarda eliyle girdi Türkiye’de dolaşıma. Kendini doğru ifade edemeyen bir tweetle fotoğrafa “Gerçek” dedi, Alabarda.
Alabarda’nın geçmişte kurduğu cümlelerden anlıyoruz ki Yahya Sinvar’ın “onurlu, yiğit, aslan gibi bir şehit” olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla bize düşen Alabarda’ya hüsnü zan etmek, Alabarda’ya düşen ise hatasında ısrar etmemektir. Halen “Dediklerimin arkasındayım” tavrını sürdürmesini ve bu yanlış anlaşılmayı gidermemesini anlıyor değilim pek.
Bu da üç.
Giderek tuhaflaşıyor bağzı şeyler.
Bu da dört.

